Etiket arşivi: Fransa

Rasmus Paludanda bir biyonik robot

Bu gün, yarın ya da bundan sonra herhangi bir gün… Danimarka’da Kur’an-ı Kerim yakılırsa ya da ayaklar altına alınırsa… Danimarka’yı metafizik saldırılarla adeta imha edeceğiz. Detayları her seferinde yazmıyorum. Yerin altında da üstünde de neler yaşanacağını Danimarka’daki bütün taraflar zaten biliyorlar.

Biden hükumetinin Ankara hükumetinden hiç farkı kalmadı. Hükmünü iyice kaybetti. Şu andaki direnişleri bir mantıksızlık eylemi…

ABD karmakarışık bir siyasi kaosa sürükleniyor. Devleti ayakta tutmak isteyenlerin ikinci bir hükumet gibi sistemli hareket etmemeleri halinde, ABD en iyi ihtimalle parçalanacak.

Amerika Birleşik Devletçiklerindeki eyaletler arasında, ABD’den ayrılmak isteyenler… İstanbul’un hassasiyetlerine riayet edebileceklerse… Samimi olabileceklerse… İstanbul merkezli yeni sistem onlara da açık. Onların da karar verip hamle yapmaları için fazla vakitleri yok.

Kaçan kaçana…

Haber metni: “İsveç Başbakanı Ulf Kristersson’un danışmanı Peter Magnus Nilsson, yasa dışı yılan balığı avladığının ortaya çıkması üzerine istifa etti.”

Rasmus Paludan bir biyonik robot. Vatikan’la görüşüyor ve Kur’an-ı Kerim yakma talimatlarını da Vatikan’dan alıyor.

Zaten Putin ve Tayyip suretlerindeki biyonik robotlar da Vatikan’daki biyonik robotlara bağlılar. Oradan talimatlar alıyorlar.

Batı dünyası o kadar büyük bir batakta ki yakın gelecekte İngiltere’nin son çare olarak Fransa’yı yağmalamasını bekliyorum.

Nereye gidiyor dünyanın ilaçları, yer altı şehirlerine mi?

TCMB başkanı Şahap Kavcıoğlu gizli Ermeniydi. Biyonik robotla yerine geçildi. Şu anda o biyonik robotun kontrolü grilerde… O biyonik robot, Soros suretindeki biyonik robotla da sık paslaşıyor.

Avrupa’nın krizleri derinleştikçe Polonya’yı da yağmalayacaklar.

Yakın gelecekte İsveç diye bir ülke kalmayacak. Başka bir ülkenin sınırlarına dahil olacak.

26 Ocak günü de Avrupa’da büyük krizlerle, çatışmalarla geçti. Basına yansımayan çok sarsıcı gerçekler var.

Fransa’nın kendini ayakta tutabilecek gücü kalmadı.

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

Yönünü büyük bir hızla İstanbul’a dönüyordu

Ben de ilk kez duyacağınız bilgiler vereyim. Sinan Ateş, yönünü büyük bir hızla İstanbul’a dönüyordu. İstanbul’un desteği ile MHPKK’nin başına geçmek istiyordu. İstanbul’un desteğini alırsa, bunu yapabileceğine emindi.

Bazı ortamlarda “Mfs, Süleyman Soylu’yu asacak” da diyordu.

Fazlasıyla hatayı üst üste yaptı. En büyük hatalarından biri, İstanbul’a açıkça yanaşmayı, İstanbul’un gölgesi altına girmeyi çok ötelemesiydi. Bir diğeri, güvenilmeyecek bazı kişilere güvenmesiydi. Güvendiği bazı kişiler de sattılar onu…

Doğukan’mış, Köktürk’müş, hepsi tetikçi kısmı… Yardım ve yataklık kısmı… Hedefe konulanların hepsi de bu işin içinde değil. Çok alternatifli senaryolar yazıyorlar, istediklerine istedikleri suçu yüklüyorlar. O kişilerin her birine şu anda istedikleri her şekilde ifade verdirirler. Adil yargılanma şartları içinde değiller. Büyük bir tehdit altındalar, işkence de görüyorlar, ifadelerinin geçerliliği de yok. İstediklerini alıp bir noktaya koyuyorlar, yanlarına da bir iki silah koyuyorlar. Sonra kendilerine bağlı polislerle, amirlerle bastırıp aldırıyorlar. Kamuoyunu oyalıyorlar, hedef saptırıyorlar. Davayı çürütmek istiyorlar. Taksim’deki son bombalı saldırıdan sonra da bunları yaptılar.

Sinan Ateş cinayetinde azmettiriciler yani asıl katiller, Devlet Bohçalı, Solomon Soysuz, Semih Yalçın, Şenkal Atasagun ve bunların etrafındaki o merkezi çete…

Bu ülkede hiç kimse kanundan, devletten, milletten üstte değildir. Şimdi bunların boğulmasının vaktidir. Şerefsizce, had bilmezce, hak arayanlara karşı atarlanan Semih Yalçın’a, tükürdüklerini de yalatma vaktidir. Bedenini çok parçaya bölüp, kafasını Rus Büyükelçiliğine, bedenini ABD Büyükelçiliğine, bir bacağını Çin, diğer bacağını İngiltere Büyük elçiliğine, bir kolunu Almanya, diğer kolunu İsrail büyükelçiliğine kargolama ya da kapılarının önüne asma vaktidir.

Bohçalı ve emrindeki çete, silahlı terör örgütlerini finanse ederken, mazot ve petrol kaçakçılığından elde edilen kara paraları yoğun olarak kullanıyorlar.

Bu ülkede, son seçimlerde MHPKK de HDPKK de aslında barajı geçemedi. AKPKK’nin gerçek oyları ise, ilan edilenin yarısından bile azdı. Bu ülkenin yarısı, son seçimlerde oy kullanmadı. Kafalarına göre oy oranları dağıttılar, ilan ettiler.

Sözde Anayasa metnini kimin yazdığı bile belli değil. Yazarları arasında, üç cümleyi bir araya getiremez haldeki gazeteciler bile listelendi.

Referandumların da tamamı hileli. Sandıkların yüzde onu bile sayılmamışken seçim zaferleri, referandum zaferleri ilan ettiler.

Ankebut Ağına bağlı olan diğer ülkelerin liderleri de o safhada bunları tebrik ettiler, oldu bitti suçlarına ortak oldular ya da sessiz kalarak ortak oldular.

Ekmeleddin İhsanoğlu isimli gizli Ermeni’nin CB adayı yapılması bile şu siyasi parti görünenlerin ortak hamlesi… Sonuçları baştan tayin edilmiş sözde seçimlerle ve referandumlarla devlet mekanizmasını ellerinde tutuyorlar.

Hepsi aynı alfabenin harfleri, hiçbirinin diğerinden farkı yok.

Türkiye’de HDPKK gibi silahlı bir terör örgütünü meclise sokan da orada tutan da hala kapanmaması için çırpınırken medyaya başka bir yüz gösteren de Devlet Bohçalı…

Sinan Ateş, son bir yılını bilgiler, belgeler, deliller toplamaya adamıştı. Elindeki arşiv, sadece Bohçalı ile çetesini değil, Türkiye’deki sözde siyasetçilerin çoğunu süpürüp götürecek türdendi.

Benim karşımda “Güney Azerbaycan hürriyetine kavuşmasın” diye en çok çırpınanlardan biri Mehmet Haberal ise, ikincisi Devlet Bohçalı…

Türkiye’de, Kıbrıs’ta, Yunanistan’da, İran’da, Irak’ta, Ermenistan’da, Gürcistan’da, Rusya’da her türlü kara para işlerinin içinde olanlardan biri de Devlet Bohçalı… Emrindeki çeteleri de bu işlerde kullanıyor.

Adnan Oktar organize suç, terör ve ihanet örgütüyle de paslaşıyor, FETÖ ile de paslaşıyor ve o saydığım ve daha saymadığım kara paracı devletler ile de paslaşıyor.

Onların Türkiye’deki sözde elçileri ve konsolosları da Türkiye’ye yapılan bu ihanetlerin, kötülüklerin ve her türlü kara para işlerinin hepsinin içindeler.

Bu ülkede, en az beş bin şehidin gerçek katili Devlet Bohçalı…

APO denilen ve dünyadan habersiz, gözünün önünü görmez, elifi görse mertek zan edecek bir maşa teröristi astırmayan da Devlet Bohçalı…

Vakti zamanında MHPKK’nin adını ve üç hilalli bayrağını değiştirmek isteyen de Bohçalı…

Muhsin Yazıcıoğlu’nu öldürten de Devlet Bohçalı…

Saymakla bitmez pisliğin başında hep Devlet Bohçalı var.

Meral Akşener ile de danışıklı dövüşüyorlar, arka plandan her türlü kara para işlerini, organ kaçakçılığına kadar beraber yapıyorlar.

Tayyip Erdoğan denilen kişi, en başından beri Bohçalı’nın emir erlerinden biri…

Bunca zamandır, birbirlerine sayıp sövmedikleri kelime kalmadı, kameralar önünde danışıklı dövüşüp durdular, sonra her türlü ihaneti, peşkeşi, vurgunu, soygunu, talanı, cinayeti, terör saldırılarını, işgali, katliamı beraber yaptılar, yaptırdılar.

O sözde açılım süreci, o ihanet süreci bile Bohçalı’nın emirleri ile yapıldı. Kuzey Irak’ta sözde Kürdistan’ı kuran, bunun için Türkiye’nin her kurumunu ve imkanını seferber eden de Bohçalı…

Suriye de sömürgecilerin eline tamamen düşsün diye, BOP gerçekleşsin diye, orada hiçbir şey yokken, Suriye sınırlarımızdaki mayınları temizleten de Bohçalı…

Şu anda 15 milyon sözde mülteci bedavacıya bakmamızın sebebi de Bohçalı…

Bir ödemek yerine 15 misli elektrik, su, doğalgaz faturaları ödememizin sebebi de Bohçalı… Bu fahiş ödemeleri İngiltere’ye ve diğer ülkelere gönderen de Bohçalı…

Son birkaç günde ve şu anlarda, milli servetimiz olan askeri araçlarımızı ve mühimmatımızı gizlice ve sinsice Ukrayna’ya gönderen de Bohçalı…

Batı/Nato ve İsrail tarafı istedi diye, Türkiye’de acayip bir Ukrayna yanlısı kamuoyu oluşturan da Bohçalı… Sözde Türk basın ve medyası da büyük oranda Bohçalı’nın emrine verilmiş vaziyette…

Seneler önce “Ordumuzun silah ve mühimmatı çalınıyor” dediğimde, onları çaldırtan, Suriye’de ya da Libya’da kontrolünde olan terör örgütlerine gönderen de Bohçalıydı.

Libya’ya servet değerinde askeri araç ve mühimmatımızı gönderen de oydu, hala o… Suç üstü yapıp, ordumuzun araçlarının ve silahlarının Libya’ya kaçırıldığında dair videoyu paylaştım diye, benim devletimin bütün gücünü, yetmeyip Merkel’in, ABD’nin, Fransa’nın, İngiltere’nin, İsrail’in ve bu işlerin içindeki diğer devletlerin gücünü seferberlik halinde üzerime yıkmaya kalkan da Bohçalıydı. Bu kısımda da Soysuz’u yoğun şekilde kullandı. Muhatap olmak zorunda kaldığım hiçbir devlet kurumu hukuk tanımadı. Onlarca kişi şahit olduğu halde, verdiğim suç duyurusu ve savunma dilekçelerini yok ettiren de Bohçalıydı. Hiçbir şartta hakkımdan gelemeyince, bana deli raporu yamamaya kalkan ve bunu da eline ayağına dolaştıran da Bohçalıydı. Bu kısımda da maşa olarak en çok Soysuz’u kullandı.

Libya’da ve Somali’de bile ordumuzu adice kullanarak insan, organ, uyuşturucu kaçakçılığı yapan da Devlet Bohçalı… Hala ordumuz kullanılarak Suriye’de, Libya’da, Somali’de ve daha başka yerlede insanlar öldürülüyor, organları çalınıyor. Ayrıca petrol, mazot, silah, uyuşturucu, kadın, genç kız, çocuk, bebek kaçırılıyor. Bohçalı, bu kısımlarda NATO ve ABD üsleriyle de paslaşıyor.

İstanbul’un karşısında titriyorlar.

Bohçalı denilen o piç kurusu, o gölgesinden bile korkan melun, kaç masum insanın kanına girdiğini sayamamıştır ve sayamaz. Çıkmışlar, iyice suç üstü oldukları şu anda “Üç hilali yargılatmayacağız” diyorlar. Yani “Bizi yargılayamazsınız, biz hukuktan, devletten, milletten üstünüz. Vurduk, Sinan Ateş’i de vurduk. Kapatacaksınız bu meseleyi. Biz efendiyiz, siz milletçe bir hiçsiniz. Ne dersek, nasıl sevk edersek onu yapacaksınız” diyorlar.

Yaşarken leş olmuş o vücudunun her bir kısmı başka bir devlete çalışan o Semih Yalçın ise, daha ileri gidip milleti, devlet yetkililerini en ağır şekilde tehdit ediyor.

Öyle ise milletçe tokatımızı bu insan şeytanları güruhuna vurmak, bunca zarar ziyan ve ölümü durdurmak ve devletimizi hürriyetine kavuşturmak gerekiyor.

Öyle ise sloganımız belli “Ordu millet el ele, gerçekten hür Türkiye”

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

Savrulma başlıyor

Takabilen, emniyet kemerlerini üst üste taksın. TL bir anda çok büyük değer kaybedecek. Olması gereken seviyeye inecek. Bu güne kadar suni müdahalelerle, yalan-dolan açıklamalarla, kara paralarla ve karşılıksız basılan paralarla buna izin vermediler. En başından beri tekrarla söylediğim gibi, bu yaptıkları bu millete iyilik yapmak olmadı. Şimdi kriz, daha da vahim seviyede patlayacak.

“TL değer kaybederse, TL düşük değerde tutulursa imalat ve ihracat artar” diyenlere kulağınızı tıkayın. Bu kriz, Nuh tufanı kadar sert ve hızlı gelecek.

Kriz herkesi vuracak ama bilinsin ki imalatçıların tedarik sistemi de bozulacak. İmalatçılar da bir anda sermayesiz, parasız kalacaklar. Sadece hizmet sektörlerinde değil, imalat sektörlerinde de toplu toplu işten çıkartmalar olacak. Yıllar önce “Türkiye yönetilemiyor, savruluyor” dediğimde, neleri kast ettiğim böylece, açıkça ve peş peşe görülecek.

Yıllardır “Dövizle borçlanmayın. Uzun vadeli mal almayın ve satmayın. Sermayenizden büyük işlere/borçlanmalara girmeyin” demiştim. Son süreçte ise “Bankalarda paranızı ya da değerli madenlerinizi tutmayın. Gerekiyorsa işletmelerinizi kapatın, sermayenizi altına çevirerek muhafazaya alın” dedim durdum. Nasihatlarımı, yönlendirmelerimi dikkate almayanlar feci hallere düşecekler. Çok feci hallere… Hatta belki de bu gün bile o hale düşebilirler.

Sık tekrarla “Dolara da güvenmeyin” demiştim. Aynını söylüyorum. Türkiye’deki bu kriz ABD’de çok daha şiddetli şekilde patlak verecek. Avrupa’da da öyle olacak. Rusya’da da öyle olacak. Çin zaten savruluyor, kıvranıyor, bin beter hale gelecek.

Putin’e de bakmayın. Ne oyun kurduysa bozdum, kurdukça bozmaya da devam ediyorum. Bundan sonra o kara ve kanlı paralarını Türkiye’ye gönderse bile hiçbir işe yaramaz. Çünkü gönderdiği her kuruş, karanlığa kurşun sıkmak gibi olacak. Burada dengeleri eline alamayacağını, gönderdiklerinin karşılığını alamayacağını Putin de anladı, çetesi de anladı. Ayrıca onlarda da para bitti.

Suudilerin 3.3 trilyonluk yatırım palavraları da sert kayaya çarptı. Ankebut Ağına bağlı ülkeler ve liderler olarak, İstanbul’un estirdiği rüzgarların peşinden oyunlar kurmak istediler. Ellerine ayaklarına dolaştı.

İndirimler yaptılar, bazı kalemlerde zamlar yapmayacaklarını açıkladılar…

Yetmedi de emekliye çalışana vaatler savurdular. Üstüne konut kredisi dediler. Bunlarda da hep hile yaptılar, çok yüksek maaş zamları yapmışlar gibi gösterdiler ama gerçek öyle değil ve insanları yine kandırdılar. Kandırmış olsalar bile, böyle yaparken türlü yüklerin altına da girmekten kaçınamadılar. İşte bu da vahim seviyede bir hataydı onlar için…

Namussuz, ahlaksız, karaktersiz, yalancı, dolandırıcı, vurguncu, satanist olmanın sonu ne imiş, iktidarıyla ve muhalefetiyle şu sözde siyasi partiler ve liderler üzerinden herkes görecek.

O Charles bile şu yazımı okuduğunda “Adam haklı, elimizde para da değerli maden de kalmadı. Zaten siyasi ve ticari itibarımız da kalmadı. Ordumuz, donanmamız da kalmadı. Kalan kısmını besleyebilecek paramız da kalmadı. Bir yerlere askeri müdahale yapalım, kan dökelim para kazanalım desek, onu bile yapabilecek imkanlara sahip değiliz. Kapatın gidelim.” diyecek. Başka bir şey dese, kendini kandırmış olur.

Açıkça yazıyorum ki İngiltere, Fransa ve Almanya’nın krizleri de çok büyük krizler olacak.

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

Hep beraber göreceğiz

Köşeye sıkışan Putin ve çetesi, Türkiye’nin elektrik enerjisi santrallerine sinsice saldırabilir. Bu yönde istişareleri var hatta karar kısmına geçtiler. Rusya, Almanya ve Fransa birbirlerinden ayrı ülkeler değil.

Uzaktan enerji atışı yapabilen silahlara, lazer silahlarına ve uzaktan, iz bırakmadan yapılabilecek her türlü saldırı tekniklerine karşı santrallerimizi korumaya alacağız. Yine de saldırabilir ve bozabilirlerse, en kısa sürede santralleri tekrar devreye alabilmek için gerekli her türlü tedbiri alacağız.

Ekibim zaten santrallerimizi metafizik saldırılara karşı hep koruyor.

Çok kısa süre sonra Rusya’nın Türkiye karşısında açıkça diz çökeceğini de hep beraber göreceğiz.

Bu arada petrol rafinerilerini ve yanıcı/parlayıcı kimyevi maddelerin ve gazların depolandığı büyük alanları da ayrıca gözden geçireceğiz. Tedbirleri kontrol edeceğiz.

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

İspanya ve İtalya’da geniş ve derin kanallar açılacak

İspanya ve İtalya’da geniş ve derin kanallar açılacak. Tam yerleri, o çizdiğim yerler olmak zorunda değil ama yakın bir yerlerde olacak bu kanallar. Kanallar sayesinde İspanya ve İtalya ada ülkesi olacaklar. Cebel-i Tarık boğazı daha da genişletilebilir ama bu kesinleşmiş değil. Bunlar yapılarak Ak denizin suyunun çok daha hızlı tazelenmesi ve Ak denizdeki canlılığın artırılması sağlanacak.

Ayrıca İspanya ile Fransa arasındaki kanalda da yüksek akıntı olacak. Bu akıntı da elektrik enerjisi üretmekte ve batı aleminin ihtiyacının bir kısmı karşılamakta kullanılacak. Bu kanal açılırken de çok madenler, hazineler çıkacaktır. Kanalın çevresi çok değerlenecek ve çok kazandıracaktır.

Biz Kara denizi Hazar denizine, Hazar denizini Basra körfezine bağlayınca bütün bu hatlarda çok yüksek akıntı oluşacak. Türkiye içinde dolaşacak kanallarda da daha iyi akıntı oluşacak. Bize sürekli ve tazyikli akıntı lazım. Akıntı ne kadar sürekli ve tazyikli olursa o kadar faydalı olacak. Ona göre bol elektrik üretilecek bütün kanallarda hatta ülke içi kanallarda… Ona göre kanalların suyu tazlenecek ve içindeki deniz canlıları çoğalacak, sağlıklı olacak. Kanallar içindeki sular daha serin kalacak ve bu da canlılar için çok mühim.

İşte Fransa ile İspanya arasındaki o kanalın açılması da bütün bu sistemin daha iyi beslenmesini sağlayacak.

İtalya’da açılacak kanal da elektrik üretilmesini sağlayacak. Kanal, Adriyatik denizini de deniz çiftliğine dönüştürmeye vesile olacak. Kanal sayesinde Adriyatik denizinin suyu da çok hızlı tazelenecek.

Adriyatik denizinin işaretlediğim o girişine de bariyerli köprü yapılacak. Kanal kısmında da bariyerli köprü olacak. Su akıntısına sorun çıkmayacak ama deniz canlılarının geçişi çok büyük oranda kapatılacak. Böylece Adriyatik denizinde istenilen tarzda deniz canlılarının çoğalması sağlanacak. Venedik’e yakın böyle bir kanal olması, bölge insanı için çok faydalı olacaktır. Oralarda da arazi değerlenir, turizm daha yaygınlaşır.

Üstelik Venedik’i kurtarmak için çareler arıyorlar. Onun çaresi de bu proje… Gerekli görüldüğü zamanlarda hem kanaldaki köprüler hem de Adriyatik denizinin girişindeki köprü tamamen kapatılabilir. Suyun Venedik kısmında yükselmesi önlenebilir.

İtalyan halkının çoğunun kökeni Türk… Bu gibi projeler vesilesi ile de onlarla kaynaşabilir, dostça yaşayabiliriz.

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi