Etiket arşivi: Ekrem İmamoğlu

Her şey yeni başlıyor


Taksim’deki son terör saldırısının hemen ardından peşin peşin ve çok aceleyle “bombacı” ilan edilen kadın zanlının, söz konusu saldırıda bilinçli bir “bombacı” olarak yer aldığına da Suriyeli olduğuna da dört ay önce Türkiye’ye geldiğine de kimse inanmıyor. Birkaç gündür bu konuda basında, medyada ve sosyal medyada gayet seviyeli ve hukuka uygun şekilde sorgulayıcı yayınlar yapılıyor. Bu halleriyle bu yayınlar hukuka tamamen uygun ve hiçbir gerekçe ile bu yayınların yapılmasına mani olunamaz, kısıtlama/sınırlandırma dahi getirilemez.

Bu güne kadar defalarca görevi başında yalan beyanda bulunan ve yalanları her seferinde açıkça meydana çıkan, buna rağmen yıllardır hala Suç İşleri Bakanlığı makamında tutulan, ne kadar kara paracı varsa hepsiyle yan yana fotoğrafları bulunan Solomon Soysuz, bu defa da yalanlar söyleyen bir bakan olarak ortada kaldı. Oysa yıllar önce bana inat “İran’la ortak terör operasyonu yaptık” yalanını bir Suç İşleri Bakanı olarak söyledikten hemen sonrasında İran’ın “Hayır, yapmadık” diye resmen açıklama yapmış olması bile, Solomon’un orada bir gün daha tutulmamasını gerektiriyordu.

Son Taksim saldırısında Solomon Soysuz’un Rusya tarafıyla organize şekilde saldırının içinde bulunup bulunmadığının derhal ve ciddiyetle ve hiçbir hukuk dışı sınırlandırmaya izin verilmeden soruşturulması gerekiyor. Zira bu konu hakkaniyetle ve vicdanla soruşturuldukça Türkiye içindeki baş zanlılardan birinin Solomon Soysuz olduğu görülüyor. Zanlı kadının Somali’deki Türk askeri üssü ile ne alakasının bulunduğu da soruşturulmalı ve yayın kuruluşları ile sosyal medyada da tartışılmalı. Londra’nın emriyle dünyanın farklı yerlerinde askeri üsler tesis eden AKPKK’nin, söz konusu askeri üsler üzerinden aslında neler çevirdiği de artık gür sesle tartışılmalı.

Son Taksim saldırısında MI6’nın eli var mı yok mu, kendi casuslarından hariç olarak birilerini taşeron olarak da kullandı mı, soruşturulmalı. Bomba, planlanandan önce, planlandan başka yerde ve planlanandan daha düşük güçte patladı mı, yorumlanamayan sorunlar yaşadılar mı, soruşturulmalı. Kadın zanlının hür iradesi ile bombacılık yapmak istemeyen biri olması da saldırının nispeten çok daha az zararla atlatılmasını sağladı mı, soruşturulmalı. Kadın zanlının 40 dakikadan fazla süre orada oturması, neler döndüğünü anlamaya çalışma çabası mıydı, soruşturulmalı. Bu kısımda sorunlar yaşamasalardı, farklı farklı yerlerde birkaç şiddetli bomba daha patlatacaklar mıydı, soruşturulmalı. O anlarda etrafta operasyonu uzaktan yöneten İngiliz ve İsrail casusları da var mıydı, soruşturulmalı. Olay yerindeki görüntüleri hatta kadın zanlı ile yan yana kadraja girdikleri görüntüleri basına da yansıyan İsrailli iki kadının casus çıkması neden gereğine göre tartışılmıyor ve soruşturulmuyor, bu da soruşturulmalı. Arap basınında bu iki İsrailli kadın askerin aynı zamanda casus oldukları ifşa edilmeseydi, MİT ve Türkiye’deki diğer yetkili kurumlar/makamlar bunu hiç mesele etmeyecek miydi. Şimdi basına bile yansıyıp tartışıldığı halde neden konunun üzerine gidilmiyor, tartışılmalı.

MİT’in Ermeni kanadının son Taksim terör saldırısının içinde olup olmadığı da tartışılmalı. Gürcistan gizli servisinin bir dinleme sırasında bu saldırının istihbaratını aldığı, zaman kaybetmeden MİT’i bilgilendirdiği, MİT’in ise ilgileneceğini söyleyerek karşılık verdiği ama hiçbir önleyici müdahale yapmadığı, aksine terör saldırısının içinde yer aldığı iddiası araştırılmalı. Gürcülerin bu saldırının istihbaratını, saldırı öncesinde Gürcü mafyalarından elde ettiği iddiası da itibar edilir kaynaklardan yükseldi, bu da hiç zaman kaybedilmeden soruşturulmalı. CIA’nın bu saldırıya teknik ve lojistik destek verip vermediği de soruşturulmalı. Bunlar soruşturuldukça, tartışıldıkça aynı milletler arası suç, terör ve ihanet teşkilatının yeni yeni terör saldırılarını Türkiye’de ve başka ülkelerde yaptırma ihtimali yüksek mi, tartışılmalı ve soruşturulmalı.

Saldırının yapılmasındaki öncelikli hedefin Suriye meselesinde kamuoyu yönlendirmesi yapmak olmadığı, İstanbul’un resti sayesinde Suriye’ye bir türlü yapılamayan askeri operasyonun yeniden gündeme gelmesi olmadığı, bunun daha düşük öncelikli bir hedef olduğu anlaşıldı, netleşti. Saldırının hemen sonrasından başlamak üzere, görev başındaki vatan haini ve terörist bakanların ve ilgili yetkililerin açıklamalarla hedef saptırdığı şimdiden anlaşıldı, netleşti. Adli ve idari yetkililer arasında hatta kolluk kuvvetleri arasında kripto kimlikli ve Londra sistemine bağlı kişilerin de organize şekilde suçlar işlemeye, suçluları kollamaya, milletimizi kandırmaya, görevlerini kötüye kullanmaya devam ettikleri şimdiden anlaşıldı, netleşti.

Yukarıdaki hususların haricinde, terör saldırısına dair şahitlerin ifadeleriyle meydana çıkmış hatta bir kısmı bazı haber mecralarında sıcağı sıcağına yayınlanmış olan sarsıcı gerçeklerin hatta vurularak öldürülen başka teröristlerin bile gizlenmek istendiği, bir anda hükumetin ve MİT’in terörist yanları meydana çıkacak diye internetin panik haliyle yavaşlatıldığı da şimdiden netleşti.

Lakin Boğaziçi baronlarının son günlerde keyiflerinin bozulmuş olması, aşırı rahatsız olması bu saldırı ile bağlantılı mı, bu saldırının arkasında Boğaziçi baronları da var mı, soruşturulmalı. İstanbul boğazının iki yanının da Türkiye düşmanlarınca merkez üs haline getirilmiş olmasının, oranın tıraşlanarak yok edileceğinin açıklanmasının, şimdiden büyük bir baskı altında kalmalarının ve basına yansımayan kısmında öfkeden deliye dönmüş olmalarının bu saldırı ile alakası var mı, soruşturulmalı. Boğaz içindeki kara paracı, vatan haini, satanist, ayinci, Türk ve İslam düşmanı çevrenin bağlı bulunduğu Londra’nın MI6’yı da kullanarak bu saldırıyla bir mesaj vermek isteyip istemediği soruşturulmalı.

Londra’nın İstanbul’a “Belli sınırlarda duracak, oraları aşmayacaksın” mesajı vermeyi deneyip eline yüzüne bulaştırıp bulaştırmadığı, soruşturulmalı. Saldırının arkasında İngiliz piyonu İran idarecilerinin ve İran’ın kurumlarının bulunup bulunmadığı, İstanbul’un siyasetinin karşısında tamamen çökmek üzere olan kara paracı ve vahşi İran idaresinin de İstanbul’a mesaj vermeye kalkışanlardan olup olmadığı, soruşturulmalı.

Daha dikkat çekilecek çok hususlar var ama şimdilik bu kadarını yazacağım. İlerleyen safhalarda “Bu terör saldırısında Ekrem İmamoğlu’ndan daha çok mafya anası Meral Akşener’in mi payı var?” diye de tartışacağız ve soruşturmalar talep edeceğiz. Çok ama çok şaşırtıcı gerçeklerle yüzleşecek ve bol bol bunları tartışacağız. Baştan söylediğim gibi, bu terör saldırısı bir milat olacak ve Türkiye içindeki etkili ve yetkili kişilerin teröristliğini meydana sereceği gibi zincirleme reaksiyon misali terörün yurt dışı bağlantılarını da gözler önüne serecek. Onlarca ülkede temiz eller operasyonlarına sebep olacak ve dünyadaki bütün kötülüklerin merkezlerinin İngiltere, ABD ve İsrail olduğu somut şekilde gözler önüne çıkacak.

| Mfs – Ezber bozan – Akademi Dergisi

Hepsi bir arada, hepsi iç içe…

Batı alemi, Tayyip’in ve çetesinin iktidarda bir süre daha durabilmesi için çabalıyor. Rusya’nın içindeki Amerika ya da Rusya’nın içindeki İsrail de dediğimiz malum çete de bir süredir bunun için çabalıyor ve bu maksatla İstanbul’un iradesine ters işler yapıp duruyorlar. Boşa uğraştıklarını açıkça ve tekrarla ifade etmiştim, “The End” de demiştim ama beni dinlemediler.

Aslında şu zamanda Tayyipin düşmesi de onlar için bir dert, kalması ise ayrı bir dert… Lakin dünya genelinde perişan haldeler. O eski hallerinden eser yok şimdi… Eskisi gibi oyunlar kuramıyorlar, kurmaya kalksalar da sahada gerektiği gibi oynayamıyorlar. İstanbul’un kesin sonuca varmak üzere olduğu şu günlerde, İstanbul baskısından nefes alamadıkları şu günlerde, batılısı doğulusuyla, hep beraber şu son Taksim saldırısını yaptırmaları, kendi ayaklarına sıkmaları demek oldu. Suç üstü oldular.

Artık bu gibi adice, vahşice oyunlarını oynarken tabanlarını tam birlik/ittifak halinde ve organize davranabilecek halde tutamıyorlar. Bu güne kadar beraber paslaştıkları, hep danışıklı dövüştükleri, hep beraber terör, kaçakçılık ve türlü kara para işleri yaptıkları Ermeni/Hristiyan çetelerinden sivrilmek isteyenler de kendileri için sorun oluyor. Ekrem İmamyan da bunlardan biri…

İşin daha arka planında uzaylı gruplar arasındaki çatışmalar da var ki son zamanlarda bunlar iyice arttı. Bir yandan iyice ayrışmamak, çatışmamak istiyorlar, bir yandan da duramayıp çatışıyorlar. Ekrem İmamyan da içinde yeşillerden taraf olan bir uzaylının bulunduğu bir biyonik robot ve bu pis işlerin hepsinin içinde…

Sözde bombacı kadına gelince… Başka adi/basit suçları bulunabilir ama kesinlikle gerçek bombacı değil. Ayağında bot ve kamuflajla… Üzerinde haki renk tişört ve siyah montla… Bir elinde bağ makası ve diğer elinde iki gülle… Yetmeyip zihnini kontrole alan ilaçlar ve metafizik yüklenmelerle/müdahalelerle onu oraya gönderenler, insanlığın aklıyla dalga mı geçmek istemişler… Kadın bir senedir belli bir yerde ikamet ediyor. Bombacı biri, her yerde boy boy resimleri paylaşıldığı halde, aynı adreste, aynı çevresinin içinde polisin gelip kendisini almasını mı bekler. O kadını oradan almaya giden ekipteki kadın polis bile Emniyet Teşkilatımız içindeki çetelerin mensuplarından. Konuyla ilgilenen müdürler, amirler, savcılar, hakimler hepsi ayarlanmış kişiler. Aynı benim yaşadıklarım gibi…

İlk bakışta karşımda devlet, devletin kurumları ve personelleri varmış gibi… Buna rağmen aslında karşımda devlet içinde bir devlet gibi duran bir çetenin bulunması gibi… Baştan sona her şeyi hukuksuz, zorbaca, suçlara bulaşarak ve suçluları korumak maksadıyla yaparken, sanki resmi geçerliliği olan işler yapıyorlarmış görünmeleri gibi…

Oysa ben, beni aldıklarında “Beni aldığınız çok iyi oldu. Terörle mücadele şubesinden gelsinler ya da beni götürün. Somut delillerle bütün hükumet üyelerinin de içinde bulunduğu bir suç, terör ve ihanet örgütünü ifşa edeceğim” dedim. Şaşırdılar, sarsıldılar. Konunun ciddiyetini sorguladılar, yayınlarıma baktırdım. Beş altı polis ve bir komiser, hepsi ayakta ve telefondan paylaşımlarıma baktılar. Diyarbakır Emniyet müdürlüğüne attığım iki e-postayı okudular. Emniyet Teşkilatının o kadar süre nasıl da sessizliğe gömülmesinin, lehimde ya da aleyhimde hiçbir şey yapamamasının ne demek olduğunu, bir polis olarak çok iyi kavradılar, anladılar. Dar vakitte en çok ona takıldılar ama sonra onlar da işlerini yapmadılar. Kanunlara uygun hareket etmelerinin önüne set çekildi. Sonrasında kaç savcı ya da hakim karşısına çıkmışsam, hiçbiri işlerini yapmadı. İfademi bile düzgün, hukuka uygun şekilde almadılar. Krize giren, istediği gibi sözde muhakemeyi ilerletemeyen ve hakaretlerle tehditler savurmaya başlayan sözde hakimi ben dava ettim. Milletler arası sistemle korumaya aldılar. Şikayet dilekçemi aleyhime çevirecek hiçbir bahaneleri yoktu da “sözde hakim” dediğim için hakime hakaretten sözde dava açtılar. Devletimizin ellerinde oyuncak gibi bir hale geldiğini, Türkiye’de hiç kimsenin can, mal, ırz güvenliği olmadığını tam kadro halinde ispat etmiş oldular. Bunca senedir de kilitlendiler ve herhangi bir savcı ya da hakim önüne çıkmamam için abartılı kararlar aldılar, alıyorlar. Ortada korona diye bir şey yok ama açık ceza evine teslim olması gerekenlerin teslim tarihini öteleyip duruyorlar. Sıkışıp da işi hastahane kartı ile bitirmek istediler. O da ayaklarına dolandı, somut delilere ve şahitlere dayanarak yaptığım suç duyuruları ceza evinden savcılığa gitmedi. Şimdi oradan bile bir temiz eller operasyonu başlatılması hukukun gereği ama artık Türkiye hukuk devleti değil, çete devleti… Tartışmalarla, restler çekerek sonraki dilekçelerimi işleme aldırdım, sonu değişmedi. Orada da baş suçlular Tayyip Erdoğan, Devlet Bohçalı, Solomon Soysuz ve bilinen diğerleriydi, şu son Taksim saldırısında da baş suçlular yine onlar… Evet, şunları yine tekrar ettim, çünkü o günlerden bu güne hiçbir şey düzelmedi, devlet kurumlarımız daha da bunların elinde oyuncak oldu. Şimdi bu sistem masum bir kadını parçalamaya oynuyor.

Bu saldırının içinde yok yok. Bir Ankebut Ağı seferberliği var ama iş iplik söküğü misali meydana çıkmasın, tepeye doğru çıkmasın diye, şu anda bu hadisede masum olan bir kadına her şey yüklenip kapatılmak isteniyor. En başından en sonuna kadar da devlet kurumları içindeki mason, Sabetayist, Ermeni, Yahudi, Rum vb kişilerden oluşan çeteler devreye alınıyor. Basında ve medyada da bunlar dolu ve iş onlara düşüyor, şu anlarda kendi idam fermanları denilebilecek yayınları yapmaya devam ediyorlar. Bu oyunun tutacak bir yanı yok. Şu haldeki bir sözde hükumete yardım ve yataklık yapanlar için de çember çok daralıyor. İfşa olmaları ve toplanıp alınmaları an meselesi… İnternet yavaşlatmaları değil, internetin tamamıyla kesilmesi, aynı anlarda elektriklerin ülke genelinde kesilmesi bile, her türlü terör, vahşet, katliam, kaçakçılık işlerine devletimizi 20 seneden fazladır bulaştıran sözde iktidarları ve onlara karşı sözde muhalefet yapan suç ortaklarını koruyamayacak. Bu millet öyle bir sel olacak ki askeriyle, polisiyle, devlet memurları olan evlatlarıyla birlikte bu pisliği temizleyecek. O sözde savcı ve hakimler de kefenlerini şimdiden biçsinler. Çünkü Ankebut Ağı artık dünya genelinde seferber olsa bile işte bu kadar aciz ve suç üstü bir halde… Çünkü artık hep haber verdiğim son sahneye geldik.

Vatansever herkes bilsin ki bu ülkede bu danışıklı çetelerin, vahşilerin, Londra piyonlarının, bir seçim tiyatrosu daha sergilemelerine izin vermeyeceğim. Aralarından bazılarının iç çatışmalar sırasında Türkiye’ye büyük zararlar vermelerine de izin vermeyeceğim. Ortamı bilerek, isteyerek geriyorum ve daha da gereceğim. Bu restleşme büyüyecek, ortam iyice gerilecek ve sonra çatışma kısmına geçeceğiz. Mahkemeler satın alınabilir, devlet kurumlarının başlarına vatan hainleri doldurulabilir ama sokakların adaleti de vardır. Böyle her şeyin ayardan çıktığı, devletin çetelerin ve katillerle teröristlerin eline geçtiği anlarda milletin buna dur demesi, ayağa kalması hak değil mesuliyettir, mecburiyettir. Hala ayağa kalkmayan millet, topluca insanlıktan çıkmıştır demektir ve başına artık topluca ölümler yaşanan felaketler gelir.

Söz konusu kişilerin, grupların, kesimlerin hepsi beraber toplanılıp alınacaklar ve Türkiye gerçekten hürriyetine kavuşacak. Londra merkezli sistemden tamamen ve en somut şekilde çıkacak.

Ukrayna krizi de ABD’yi, İngiltere’yi, İsrail’i varlıkta tutmak içindi, şu Taksim’de patlayan son bomba da bunun içindi. Birilerinin ayakta kalması için bu millet ölmeyecek bundan sonra. Onların ayakta kalması için buralarda terör, katliam, soygun, vurgun, peşkeş, aşırı vergiler, türlü sektörlerin kasten çökertilmesi v.b. olmayacak bundan sonra… Bundan sonra sokakların adaleti olacak ama yine de o ABD ve İngiltere batacak.

| Mfs – Ezber bozan – Akademi Dergisi

..

Mert dayanır, hainler kaçar.


An itibariyle Türkiye’de bir hükumet yok. Milli güvenliğimiz yok. Karşımızda onlarca ülkenin ittifakı var. Bir de onlara çalışmaya devam eden gizli Ermeni hainler/teröristler güruhu var. Altılı çete var.

Emniyet Teşkilatımızla bastırmanın mümkün olmayacağı çok büyük bir iç çatışmaya doğru zaten gidiyoruz. Hedefleri bu… Ordumuz hazır olmalı. Ordumuzun da desteğiyle sınırları geçici bir süre için kapatacağız ve Türkiye içinde Londra’ya çalışan gizli Ermeni hainlerin tamamını toplayıp alacağız. Bunları destekleyen halk tabakası olarak görünen çevreleri, sözde derneklerinin ve vakıflarının çevrelerini, sözde siyasi partilerin teşkilatlarını, hepsini toplayıp alacağız. Çatışmalar çıkmasından, çok yüksek sayıda ölü olmasından hiç kaçınılmayacak. Bu bir vatan müdafaası… Bu milli güvenlik mücadelesi. Ben Türkiye içini ve dışını gerektiği gibi yönlendireceğim.

Uzun zamandır bu kaosu gözlüyor, yaşanmasını bekliyorduk. Yaptığım yayınlar ve saha yönlendirmeleri ile, bu güne kadar yaşanacak yüzlerce feci hadiseyi ya tehir ettim ya da iptal ettirdim ama daha fazla danayamayacakları belliydi. Daha fazla tehir olması mümkün değil. Vatanseverlerle vatan hainleri arasında bu çatışma mutlaka yaşanacaktı, yaşanacak. Bu kaosu fırsata çevireceğiz. Türkiye’yi gizli Ermeni böceklerden temizleyeceğiz. Halkımızı da sokaklara dökeceğiz. Milletimizin meşru şartlar oluştukça kuvvet/silah kullanmasına da izin vereceğiz.

İşte ABD piyonu Tayyip, arkasında ABD, İngiltere olan bir büyük planın karşısında yine suspus. Memleket şu halde, o geciktirmeden Endonezya’ya kaçtı. Suçişleri bakanı, insan kasaphanesi olarak da planan briket evleri Suriyelilere dağıtmakla, bir süre sonra çeşitli ülkelere kaçırılacak ya da organları için parça parça edilecek sivilleri kafese çekmekle meşgul. MİT’in gözü kara para işlerinden ve türlü ihanetleri icra etmekten başka bir şey görmüyor. Saldırının arkasındaki terör liderlerinden biri olan Ekrem İmamyan, olay yerine gidip neşe içinde şovunu yapıyor. Öyle ise iş vatanseverlere düşüyor. Mert dayanır, hainler kaçar.

| Mfs – Ezber bozan – Akademi Dergisi

Terörist dayanışması

Ülkemizdeki en büyük teröristlerden biri olan gizli Ermeni Kemal Kılıçdaryan, haddini iyice aştı…

Sülalesi, kendi gibi teröristlerle dolu olan Kemal Kılıçdaryan, terörist yüzünü bir kez daha gösterdi. Onlarca senedir kul hakkı yiyen, kullandıkları elektriğin parasını bile ödemeyerek vatandaşlarımızın sırtına yükleyen… Son zamanlarda faturalarını ödemeye zorlanan ve buna hukuksuz şekilde direnen… Çoğunlukla terör örgütlerine sempatizan ya da destekçi olan kitlelere… Hukuk dışı ve terörsit dayanışması kapsamında sözler verdi. İngiliz Kraliçesi ile sıkı bağlantılar içinde olan, Kraliçe’den dizbağı nişanı verilmiş olan gizli Hristyan Abdullah Gül ile de sürekli paslaşan Kemal “Bizim iktidarımızda Diyarbakır, Şanlıurfa, Mardin, Şırnak, Siirt ve Batman’da çiftçiye elektriği ücretsiz vereceğiz.” dedi.

İnsanlar merak ediyorlar. Oralarda çiftçilik yapanların ayrıcalığı ve üstünlüğü nedir. Kürt görünen gizli Ermeniler, gizli Süryaniler, gizli Ezidiler olmaları mıdır… Terörü, bebekler ve çocuklar da dahil olmak üzere sivil insanların bile acımasızca katledilmesini, ülkenin bölünmesini meşru gören, destekleyen ve bunları talep eden kişiler olmaları mıdır…

Anayasanın eşitlik ilkesine açıkça aykırı olan bu kararırınn, bir hukuk devletinde uygulanması zaten mümkün değildir ve suçtur. Bunca yıldır siyaset sahnesinde olan Kemal’in ve etrafındaki gizli Yahudi, gizli Ermeni, gizli Hristiyan çetenin bu kadarcık olsun hukuk bilmeme ihtimali mi vardır.

Tayyip’in iyice köşeye sıkıştığı ve aslında hükümsüz kaldığı şu günlerde Kemal, neden üst üste toplumu gerecek, bir yandan da teröristleri etrafına toplayacak ve toplumun tepkisini de üzerine çekecek açıklamalar yapmaktadır. Bir taşla kaç kuş vurmaya çalışmaktadır. Aynı şeyi, bir mafya anası olan gizli Yahudi Meral Akşener’in de birkaç kez denediği gözler önünde. “Aman kalabalıkların desteği/oyu hızla bize akmasın, aman AKPKK biraz daha iktidarda kalsın” demek olan bu davranışları sergilemeleri yönündeki talimatı bu hainler, bu teröristseviciler, bu çift kimlikle yaşayan omurgasız sürüngen ve kara paracı tipler, yine ABD’nin Ankara’daki sözde büyükelçiliğinden mi, İngiltere’nin sözde büyük elçiliğinden mi, yoksa yine MİT’ten mi yoksa doğrudan CIA’dan mı aldılar. Derhal gözler önüne serilmesi gereken asıl mesele budur.

Sözde muhalefetin de tıpkı AKPKK ve MHPKK gibi terörist dostu oldukları, beraberce her türlü kara para işlerini bu güne kadar yaptıkları ve yapmaya devam ettikleri gözler önündedir. Hepsinin tek merkezden talimatlar alan ve birbirleriyle danışıklı dövüşerek Türkiye’ye, Türk milletine hatta insanlığa ihanet eden insan şeytanları oldukları gözler önündediler. Bunlara artık gereken sertlikle müdahale edilmelidir.

Bu ülkede kanunlar önünde bütün vatandaşlar eşittir. Hiçkimse, diğerinden üstün ya da ayrıcalıklı değildir. Terör örgütlerine taban oluşturan kitleler yargılanıp cezalandırılırlar, cezaları da genellikle idam cezası olur ve topluca infaz edilirler. Bunlardan henüz suç işlememiş olup da sempatizan sınıfında kalanları ise, hukuka uygun şekilde tehcir edilirler. Bu yapılmazsa, 1915’teki gibi millet kendini müdafaa faaliyetleri icra etmeye başlar ve yine aynı sonuca çıkılır.

Teröristlere taban oluşturan kitlelerin davranışlarını meşru görmek/göstermek, bunlara bir de ayrıcalıklar tanımaya kalkmak, ancak baş teröristlerin, teröristlerin siyaset sahnesindeki temsilcilerinin teşebbüs edebileceği bir alçaklık ve teröristliktir. Kavala da Selahattin Demirtaş da benzerleri de aynı bu konumda ve zihniyette oldukları için, bu türlü suçların içinde oldukları için Kemal ve çetesi tarafından sürekli olarak müdafaa edilmektedir. Bu çetelerin işbirlikleri de aslında gözler önündedir.

Hala altılı çeteye kanunların emir ettiği müdahaleleri yapmayan adli yetkililer, bu suçlara ortak oluyorlar ve çok yakında, bu milletin öfkesi çelikten bir yumruğa dönüşerek bütün teröristleri ve hainleri ezdiği o günlerde, bu terör çeteleriyle birlikte yargılanırlar ve asılırlar.

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

Canan Kaftancıoğlu yargılamasındaki sorunlar

Türkiye’de bağımsız bir adalet sistemi artık yok ama Canan Kaftancıoğlu hakkındaki hükümler hukuka uygun. Uygun olmasına uygun da büyük sorunlar da var. Sorun şurada ki verilen cezalar son derece hafif ve yetersiz. Adalet sisteminin, verilmesi zaruri, hukukun gereği, milli güvenliğin de gereği olan seviyede cezaları, siyasi baskı altında kalarak, ayrıca organize bir basın ve medya baskısı altında kalarak vermediği görülüyor. Yine bu baskıların neticesinde soruşturmayı/yargılamayı yeterince derinleştirmediği görülüyor. Yoksa Canan’ın muhtelif suçlar işlediği, en açık şekilde terör örgütlerini bile övdüğü/savunduğu, vatana ve millete ihanetler ettiği, Türk düşmanlarıyla ittifak ettiği, tartışmaya mahal vermeyecek surette gözler önünde.

Buna rağmen Canan’ı müdafaa etmekte olan kişiler şu anlarda “suçu ve suçluyu övme” suçunu işliyorlar. Bu güne kadar da bu “organize terör ve ihanet” suçlarına yardım ve yataklık etmiş kişiler olduklarını açıkça ilan ediyorlar. Bu safhada da adalet sisteminin siyasi baskı altında, basın ve medya baskısı altında, bazı yabancı ülkelerin Türkiye’de yürüttüğü organize eylemlerinin baskısı altında kaldığı görülüyor ve yine karşımıza malum ülkelerin Türkiye’deki sözde büyükelçileri de çıkıyor.

Bu kişilerin tamamı hakkında da derhal yargılamalar başlatılması gerekiyor. Canan Kaftancıoğlu’nun en büyük suç ortaklarından birinin de Ekrem İmamoğlu olduğunu, İmamoğlu’nun hangi büyükelçiler ve Türk düşmanı yabancı STK’ler üzerinden yönlendirildiğini de Türk adalet sistemindeki ilgililer biliyorlar. Bunları bilerek gereğini yapmayan adli yetkililer de suç işliyorlar. Hem de vahim suçlar işlemiş oluyorlar. Türkiye’nin milli güvenliğini de tehlikeye atıyorlar.

Bu soruşturmalar ve yargılamalar derhal yapılmalı. İş CHPKK idarecilerine hatta Kemal Kılıçdaroğluna kadar bile uzanıyorsa, onlar hakkında da hukukun gereği yapılmalı.

Bu husustaki görüşüm biliniyor. Uzun zaman önce yazmıştım. HDPKK’nin bir an önce kapatılması, ilgililerin tamamının toplanıp alınması, bir daha böyle bir sözde siyasi partiye izin verilmemesi ne kadar hukukun gereği ise, CHPKK hakkında da aynının yapılması hukukun gereğidir. Hatta altılı koalisyonun tamamen bu hale gelmiş sözde siyasi partiler ve teşkilatlar olduğu açıkça gözler önündedir.

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi