Etiket arşivi: Devlet Bahçeli

Kraliçe ölmemeli

Merhaba millet! Ben mfs… Eskiden beri bu mekanın, uzun zamandır İstanbul’un ve şimdilerde dünyanın sahibiyim. Kraliçe’nin sistemini tepeden aşağı doğru yakan, yıkan kişiyim. Çok yakında dünya genelinde onlarca hükumeti devirecek, şu anda bile altlarını oymuş, boşaltmış kişiyim.

İngiltere Kraliçe’si ölmemeli. Zaten o hasta da olmadı, o bir biyonik robot. Önceden haber verdiğim gibi, onu ve Kraliyet ailesini tamamen oyundan düşürüyorum. Buralara kadar geldik ve şimdi üst üste darbeler aldıkça, Kraliçe’nin sağlığı hakkında sürekli kötü haberler yayıyorlar. Tarih boyunca belki de on binlerce kere oynadıkları oyunu tekrar oynuyorlar. O biyonik robottaki uzaylı, gidip de Kraliyet ailesinin başka bir ferdinin suretinde yapılmış başka bir biyonik robotun içine girer. En fazla birkaç dakikasını alır. Artık bu türlü adice oyunları da bozuyorum. Sahada böyle işlere de izin vermeyeceğim.

Hala karşımda olabileceğini, karşımda durabileceğini düşünenler varsa, çok yükseldiğim şu anlarda hepsini karşımda hamleler yapıyorken görmek isterim. O Mehmet Haberal’ı da ayaklarından tavana asacağımı önceden haber vermiştim. İzleyin şimdi, sırası geliyor, ona da neler neler olacak. Adnancıların adliyelerde Türk milleti karşısında bu kadar adice işler yaptırabilmeleri, haksızlıklar yaptırabilmeleri, masumları ve vatanseverleri suçlu, kendilerini masum ve haklı çıkartabilmeleri hep Mehmet Haberal’ın da sayesinde olan işlerdi. Haberal’a kulluk eden Tayyip’in, Bohçalı’nın, Soysuz’un ve benzerlerinin sayesinde de mümkün olabilen işlerdi.

Belki de sadece birkaç gün sonra Türkiye’de bir sabah uyanıldığında, Haberal’ın emrindeki, Adnan Oktar’ın emrindeki yüzlerce hakim ve savcının bir gecede öldürüldüğünün ya da kaçırıldığının haberleri de duyabilir. Devleti “resmen” elinde tutanlar, hemen şimdi, devletin yetkili kurumlarını ve kişilerini, işlerini doğru şekilde yapar hale getirmezlerse, ben onların işlerini bitireceğim. Yemin olsun ki bitireceğim. Delilse delil, şahitse şahit verelim. İstediklerinden, aradıklarından çok çok daha fazlasını verelim ve işlerini yapsınlar. Ya da aldıkları maaş değil sadece, nefesler de haram demektir ve gereğini yaparız. Bu top bu defa buradan dönmeyecek, bütün cihan karşımıza çıkacak olsa bile bu ülkeyi bu Yahudi/Mason ve aynı zamanda İngiltere/ABD merkezli insan şeytanları çetesinin ellerinden kurtaracağız.

Yurt içinde ve dışında benden yana olan bütün taraflar da her şeye, her ihtimale hazır olsunlar. Ya Türkiye hemen şimdi bir hukuk devleti olacak, hukukun gereğini yerine getirecek, Adnan Oktar suç örgütünü devletin milletin bütün kurumlarından, cemaatlerinden, derneklerinden, vakıflarından, okullarından, üniversitelerinden, sanat camiasından, basından, medyadan, ordudan, emniyet teşkilatından, istihbarat örgütlerinden, sanayi sahasına kadar her yerlerden temizleyecek ya da altta kalanların en iyi ihtimalle canları çıkacak. Bazıları ise ölebilmek için yalvaracaklar. Parça parça öldürülen bebeklerin, tecavüze edilerek ve işkence edilerek öldürülen bebeklerin ve çocukların ahları çıkacak. O insan şeytanlarını köpeklere parçalatacağım ve leşleri hiçbir zaman bulunamayacak. Toplamda böyle binlerce kişi olacak. Bunu da baştan yazıyorum ve yapacağım. O gün geldiğinde görülecek ki kimse bana hesap soramayacak. Bir değil, onlarca farklı millet ayakta alkışlayacak. Çünkü meydana çıkacak deliller zaten onlarca milleti eş zamanlı olarak ayağa kaldıracak.

Haydi “Yapamazsın, yaptırmayacağız” diyen kim, kimler varsa çıksın meydana. Şu şartlarda bile benim devletimin gücüyle, polisiyle, adliyesiyle üzerime gelmeyi düşünebilecek, konuşabilecek kadar ahmak olanları en önden çıksınlar karşıma. Yaşayalım, görelim, bu defa neler oluyor. Dünya da görsün.

| Mehmet Fahri Sertkaya – Akademi Dergisi

Kapatmış

Yıllardır gerçek, hain, terörist, mafya yüzünü gözler önüne serdiğim sözde avukat Zeki Çalışkan sosyal mecralardaki hesaplarını kapatmış. Akademi Dergisinde son günlerde yayınlanan, Süleymanlılar cemaatinin dününe, bu gününe ışık tutan, gizlenen binbir türlü ihanetleri ve suçları gün yüzüne çıkartan yazılardaki sarsıcı iddiaların birinci dereceden muhataplarından biri de Zeki Çalışkan.

Bu hususların birinci derecede şüphelileri arasında da bulunan ve normal bir hukuk devletinde, seneler önce gerçek yüzünü anlatmaya başladığımda tutuklanıp yargılanması gereken sözde avukat Zeki Çalışkan, sosyal mecralardaki hesaplarını kapattı. Bir önceki sefer karşımda çok sıkıştığında, mensubu bulunduğu milletler arası suç, terör, ihanet, misyonerlik ve kara para teşkilatının, Türkiye ayağındaki en üst isimlerinden biri olan gizli Hristiyan/Ermeni Devlet Bohçalı’ya koşmuş, onunla aynı fotoğraf karesine girerek, fotoğrafı sosyal mecralardaki hesaplarında paylaşarak bir yerlere “ince” mesajlar vermişti. “Beni göz altına da alamazsınız, tutuklayamazsınız, yargılayamazsınız. Benim arkamda kimler var, siz biliyor musunuz?” demişti. O hareketiyle o sıralarda kendisiyle beraber Bohçalı’yı da “ölüm çukuru”nun içine çekmişti. Böyle bir neticeyle bitecek bir hareket başlattığının muhtemen farkında bile değildi.

Bir zamanlar Süleymanlılar cemaatinin en önde gelen isimlerinden biri olan, cemaatin en üst idari kadrosu arasında uzun süre bulunan Zeki Çalışkan, Sabetaycı gizli Yahudi ve mason, ayrıca kara paracı Kemal Kacar’la birlikte uzun süre binbir türlü suçlar işlemişti. Adnan Oktar suç, terör ve ihanet örgütüyle… Türkiye’deki gizli Ermeni suç, terör ve ihanet örgütleriyle… Türkiye’deki Sabetaycı suç, terör ve ihanet örgütleriyle… Türkiye’deki mason hainler, kara paracılar ile… Türkiye’deki üst seviye siyasetçiler ve yüksek rütbeli subaylarla… MİT ile, CIA ile, İngiltere ile, ABD ile, Almanya ile, AB’nin ve NATO’nun kontrolünde olan milletler arası suç, terör ve ihanet teşkilatlarıyla ve Türk/İslam düşmanlığı yapan herkesle paslaşan, bunu yaparken bir yandan da Türk ve Müslüman rolü oynayan, diğer yandan Süleymanlılar cemaatinin idaresini elinde bulunduran derin ihanet çetesinin en faal ve en üst isimlerinden olan biri idi Zeki Çalışkan… Süleymanlılar cemaati kısmında işler istediği, beklediği gibi gitmedi ama o hız kesmedi ve Tayyip’e daha yakın durarak, onunla daha içli dışlı olarak her türlü pis, kanlı ve kara işlerine devam etti, ediyor.

Kemal Kacar’ın ölmesinden sonraki süreçte, Arif Ahmet Denizolgun’un (AAD) da bulunduğu grubun cemaatimizin tepe noktalarını elinde tutmasıyla, Zeki’nin içinde bulunduğu grubun hesapları epeyi bozuldu. Zeki ve cemaat içindeki grubu AAD ile yıllarca uğraştı. Onu çok daha önce oyundan düşürürlerdi ama Akademi Dergisi bu çetenin yıkıcı ve bölücü faaliyetlerinin önünde hep aşılmaz bir koca duvar gibi durdu.

Gün geldi AAD de oyundan düşürüldü ve hemen Zeki Çalışkan’ın da içinde bulunduğu muhalif çete “açıkça” sahneye çıktı. Bütün dünya anbean takip edip gördü ki karşılarına yine Akademi Dergisi aşılmaz ve yıkılmaz bir duvar gibi çıktı. Zeki sinirden çılgına döndü. O kadar çetesi, bağlantıları, maddi imkanları, adalet sisteminde emrine amade olan savcılar, hakimler, hiçbir işe yaramadılar. Sadece birkaç gün sonrasında şahsi profilinde Akademi Dergisini açıkça hedef gösterip karalayan bir paylaşım yapmaktan da geri duramadı. O sıralarda Akademi Dergisindeki yayınlarda “Hepinizi isim isim, cisim cisim biliyoruz. Akıllı olun, her şeyinizi buralarda açıkça yazdırmayın” şeklinde açıkça mesajlar veriliyordu. Neticede Akademi Dergisi kazandı, mfs kazandı ve cemaatin başına Alihan Kuriş isimli budala, gereksiz, şuursuz, vasıfsız, ahlaksız, namussuz, yediği içtiği haram, hasedçi, fitneci, hayatı boyunca bir baltaya sap olamamış, oturup kalkmayı bile bilmez, korkak, aciz, sünepe ve cahil kişi getirildi. Onun oraya gelmesi de gelebilseydi orada durabilmesi de imkansızdı, Akademi Dergisinin sayesinde mümkün oldu. O korkaklığı, vasıfsızlığı, acizliğiyle yine de Zeki gibilerin istediği pek çok şey gerçekleşiyordu ama Alihan, o şartlarda kötünün iyisiydi biz gerçek Süleymanlılar için…

Çıldıran sadece Zeki değildi. Sabetaycı gizli Yahudiler ve bir yandan mafya anaları olup da çok eskilerden beri cemaatimiz içinde cemaat olan Tansu Çiller ve Meral Akşener ikilisi de çıldırıyordu. Onlarla birlikte iş tutanlar da çıldırıyorlardı. Aydın Doğan’dan tutulsun da Türkiye’nin en büyük iş adamları listesinde bulunan onlarca kişiye kadar, milletvekillerine, bakanlara, sözde siyasi partilerin genel başkanlarına, Tayyip’e ve daha saymakla bitmez kişilere kadar herkes çıldırıyordu. Bunların iplerini ellerinde tutan yurt dışındaki taraflar da çıldırıyorlardı. O sıralarda zaten Adnan Oktar organize suç, terör ve ihanet teşkilatının dibini de oymuştu Akademi Dergisi ve onlar en çok çıldıranlar arasındaydı. Yine de mfs karşısında hiçbir açık hamle yapamıyorlardı. Yapa yapa Adnancılar adalet sistemimizi akıl almaz, anlatılınca inanılamaz şekilde oyuncak gibi kullanıyorlardı, bir yandan da her biri kendini dev gören söz konusu taraflar, cemaatimiz içinde, hiç şahıs ismi geçmeden, güya Akademi Dergisinin takip edilmesini yasaklayan bir sahte yasaklama yazısı paylaşılmasını sağlayabiliyorlardı. Onu da dünyanın bir yarısına hiç Akademi Dergisi ismi ve linkleri geçmeyen genel bir yasaklama yazısı şeklinde, diğer yarısındaki teşkilatlarımıza ise, parantez açılarak Akademi Dergisi ismi geçen şekilde dolaştırdılar. “Bu ne rezilliktir, böyle yasaklama yazısı mı olur? Teşkilatın yarısına başka, diğer yarısına başka metin mi gönderilir? Hani, kim Akademi Dergisini yasaklamış?” denildiğinde ise yıllarca susmak, geri durmak zorunda kalıyorlardı.

Yıllarca, okuyucuların tam olarak anlayamayacağı surette bir karşılıklı mücadele yaşandı. Senelerce hakkımda bir tek açık bile olsa, aradılar, aradılar ama bulamadılar. Çünkü yok. O Adnancılar ayrı bir yandan, o Zeki Çalışkan ayrı bir yandan ve daha onlarca taraf ayrı ayrı araştırdılar, soruşturdular, didik didik ettiler ve bulamadılar. Tamamen sessiz kalamayacakları anlarda “Deli, raporu var” dediler. Senelerce bunu deyip başka hiçbir şey diyemediler. Sonra da kendilerinin beslediği hakiki bir deli üzerinden, o deliye verilen gerçek deli raporunun montajlanması suretiyle güya hakkımda deli raporu çıkarttılar ve devletin resmi kayıtlarında “var olmayan” sözde raporu sosyal ağlardan yaydılar.

Gün geldi, Ankebut Operasyonu başladı, neye uğradıklarını iyice şaşırdılar. Üzerine aylar geçti, korkudan titreye titreye riske girdiler, girmek zorunda da kaldılar ve ABD’den, Fransa’dan, Almanya’dan ve daha pek çok ülkeden gelen talimatlarla ve baskılarla da beni içeri aldılar. Hiç bir şey yapamadılar. Oradan sağ çıkmama da mani olamadılar. Hukuksuzca üzerime belki yüzlerce sene cezalar yığacaklardı, her ceza yığma denemesinde bir ya da birkaç hakim ve savcıyı yaktılar. Suç üstü olmalarını sağlamış oldular. Bu süreçte şeytanlaşmışçasına hukuk ve tıp sistemini ayarından çıkarttılar. Ortada ne hukuk/adalet, ne insanlık bıraktılar. Sözde devlet memuru olan ve kendileri gibi kripto olan adamlarına çok sayıda suçlar daha işlettiler ve şahitler, deliller bıraktılar. Kendilerine sorulsa koskoca bir sistem gördükleri şey, bütün umudunu, bir şekilde bana deli raporu yamamaya bağlayacak kadar düşmüştü, hiç olmuştu. Israrla, kuralsızca denediler, bu defa sözle değil, evrakla delilik yamamayı da denediler ama yine de yapamadılar.

Yapmayacakları ve benim kazanacağım ve benim cezaevinden de çıkacağım kesinleşince Solomon Soysuz istifa oyunları bile oynamak zorunda kaldı. Boğazlarına kadar pisliğe batmış ve bu hallerini her yerde açık etmişlerdi. İşte bütün bu insanlık dışı süreçte en etkili olan kişilerden biri de Zeki Çalışkan’dı. Bütün bağlantılarını, imkanlarını seferber etti. Kendini bu yolda adeta heder etti. Bir yandan cemaatimizin içine, bir yandan adalet sistemine, bir yandan hastahane sistemine ve içindeki düşük seviyeli personellere kadar, nereye karışabiliyorsa, her yolu denedi ama istediği gibi olmadı. Belki de hayatında ilk defa böyle gerçek bir Süleymanlı dava adamı gördü, zaman ilerledikçe neler neler gördü ama kabullenmedi ve kendini bitirdi. Kendisiyle birlikte daha pek çok kişiyi de bitirdi. Şimdi Zeki Çalışkan’dan bir tutulacak, “Alın onu da getirin” denile denile, peşinden birbiriyle bağlantılı binlerce insan şeytanı daha toplanacak ve yargılanacak. Vakti geldi ve buna artık Kraliçe bile, İblis bile mani olamayacak. Olmaya çalıştıkça sistemleri daha da batacak, daha çok kayıplar verecek.

Zekat diyerek, kurban hissesi diyerek onlarca senedir organize şekilde çaldıkları paraların…

Kurslarımıza, talebelerimize yapılan yardım/destek paralarından onlarca senedir çaldıklarının….

“Kurs yapıyoruz” diyerek çaldıklarının…

Güya dernekler, vakıflar üzerinden çaldıklarının…

Çaldıkları devasa meblağda paralar, çok sayıda araziler v.s. bir yana, organize insan ve organ kaçakçılığı, organize fuhuş işleri kapsamında pek çok ülkede çaldıkları çocukların, kaçırdıkları insanların, kadınların, kızların…

Kuruluşundan beri Türk/İslam düşmanlığı yapan, devlete ve millete ihanet eden, her türlü kara para işleri yapan ve hala yapmaya devam eden MİT’le el ele, kol kola çalışmanın…

MİT’in tasmalarını elinde tutan kara paracı ABD gizli servislerine çalışmanın…

ABD’yi ilan edilmemiş bir sömürge devlet ayarında tutan ve onu perde arkasından yöneten İngiltere’ye çalışmanın…

Bu güne kadar dünya genelinde en az 25 milyon çocuk ve gencin kaçırılarak tecavüz edilmesi, ayinlere kurban edilmesi, fuhuş ve organ mafyalarına kurban edilmesinden sorumlu olan Kraliçe’ye çalışmanın…

Daha detayları yazmakla bitmeyecek kadar geniş olan insanlık dışı, şeytanca bir milletler arası sisteme çalışmanın ne demek olduğuna dair yargılamalar yapılmadan, gerekli cezalar kesilmeden, suçluların milletimizin elinde lime lime parçalanmasına imkan verilmeden, en ağır şekilde cezalandırılmaları sağlanmadan, şüpheli hiç kimsenin kaçıp kaybolmasına izin verilemez, verilmeyecek.

İşte böyle… Keser döner, sap döner, gün gelir mfs adamı gömer.

Herkes şimdi kara paracı gizli Hristiyan Behlül Karak’a, kara paracı kripto kimlikli Seyfettin Alkan’a, kara paracı kripto kimlikli Zeki Çalışkan’a ve benzerlerine yazdıklarımı soracak. Daha da bir şey yazmadım aslında, bundan sonra yazacaklarım da sorulacak. Bunların ortadan kaybolmasının zamanı mı, yeri mi… Aksine, inadına meydanlarda olmalılar, sesleri çok gür çıkmalı, öfke ile bağırarak karşılıklar vermeliler, bir gün bile geçirmeden o tamamen kontrollerinde tuttukları adalet sistemine gitmeliler, benden davacı olmalılar ama neredeler bu kişiler? Neden susuyorlar, neden kuyruklarını sıkıştırıp geri duruyorlar, neden kaçışıyorlar? Ya adli yetkililer, onlar neden geri duruyorlar ve susuyorlar?

Yemin olsun, dünyadaki en feci ölüm şekilleri ile infaz ettireceğim o sözde hakimleri, o sözde savcıları. Laf olsun diye demiyorum, hakikaten yemin ediyorum ki yargılanıp da haklarında idam kararları verildikten hemen sonra, topluca gruplar halinde infaz edilirlerken ben de o meydanda olacağım. Devletin televizyon kanalları başta olmak üzere, yerli yabancı özel kanallardan her isteyenin oradan canlı yayınlar yapmasını sağlayacağım. Zaten yargılamaları da hep dediğim gibi TBMM’de son derece şeffaf şekilde yaptıracağım. “Durun, herkes bir yana, en canileri, organcıları, tecavüzcüleri, ayincileri, hainleri bile ikinci sıraya koyun. Birinci sıradan o sözde hakimleri, sözde savcıları hemen şurada topluca infaz edin” diyeceğim. “Kaçırılan milyonla bebek ve çocuklar nasıl parçalandıysa, en vahşi/yırtıcı hayvanları koyun şuraya, parçalasınlar bu insan şeytanlarını” diyeceğim. “Leşleri bile kalmasın, bunlar için bir hainler mezarlığı bile olmasın. Buraya bir anıt dikin, üzerinde şu yaşananın özet şekilde hikayesi anlatılsın. Altında da – İnsanlık namına lanet- yazılsın” diyeceğim.

Yazılacak çok şey var da hem vaktim yok, hem de yıllardır takip edenler biliyorlar ve yazmadığım kısımları da tahmin edebiliyorlar. Benim adım mfs, ölmedim, ölmeyeceğim ve yemin ederim ki bu seviyede şeytanlaşmış Yahudilerin, satanistlerin, Hristiyanların, masonların, kripto/münafık müslümanların hepsini dünyanın her yerinde en feci şekillerde öldüreceğim. Hepsi de hukuka uygun olacak. Ben bunları yaparken dünya insanlığı “Yak onları”, “Parçala onları”, “Kolayca öldürme onları” diye tempo tutacak. Ankebut Ağını, dünya insanları kısmıyla, uzaylı insanlar kısmıyla, cinler alemindeki kısmıyla birlikte yok edeceğim.

O Adnancılarla da hususi şekilde ilgileniyorum, ilgileneceğim. Devlet sistemi içinde onlarla birlikte bunca zamandır milletimize her pisliği yapmış olan başta hakim ve savcılar olmak üzere her yetkili ve etkili kişi, şimdiden feci şekillerde ölmeye hazırlansın.

Dünya denilen şu gezegen üzerine gücü kalmış bir taraf varsa da haydi çıkıp beni durdursun.

Az daha unutuyordum. Bakalım, Sabetaycı gizli Yahudi ve kara paracı pislik herif Tuğrul İnançer gibi kaç kişi daha öldürülecek de bu şeytani sistemin topluca alınmasına, yargılanmasına ve insanlığın/hukukun gereği olarak topluca katledilmelerine mani olunabilecek. Binlerce kişi öldürülse ve ortadan kaldırılsa bile mani olunamaz. Kraliçe kendini feda etse bile mani olunamaz.

| Mfs – Ezber bozan – Akademi Dergisi

Anlatmak mümkün değil

Adnan Oktar ve çetesi iyice köşeye sıkıştılar. Son çare olarak son birkaç gündür abartılı şekilde metafizik saldırılara yoğunlaştılar. Tamamen yıkılmaya ramak kala bir anda, son çare olarak karşımızda metafizikle ayakta kalmaya çalışan gruplardan biri de şu sıralarda Adnancılar oldu ama onlar da metafizikte bir kez daha ve son kez daha hüsrana uğradılar.

Bir süre önce, Adnan’ı ve çetesini oyundan düşüreceğimi açıkça yazarak haber vermiştim. Zorla fuhuş işlerinde kullandıkları kadınları bile acımasızca ayinlerde İblis’e kurban ettiler. Çok sayıda genç kız ve çocuk da kurban ettiler. Yapmadıkları şeytanlık kalmadı. Dünyanın dört bir tarafında uzantıları ve bağlantıları var. Ankebut Ağı’nın en tepe isimleriyle bir aradalar ve bu ağı tepeden yönlendirebiliyorlar. Tayyip’i, Bohçalı’yı, Soysuz’u, MİT’i, Emniyet’i, bütünüyle devlet sistemimizi takmıyorlar. Yıllardır süren mücadelemizin sonunda, gerçek sahada bu kadar büyük kaybedip çökmüşlerken, metafizik teknikler onları kurtaramaz ve zaten metafizik sahada daha da deneyecekleri bir şey kalmadı. Acınası hallerdeler. Bittiklerini kendileri de biliyorlar ama kendilerine de açıkça malum olan o kaderi, o hakikati değiştirmeye, bozmaya çalışıyorlar. Beyhude uğraşıyorlar.

Adnan’ın “Baba” dediği ve huzurunda ağladığı İblis bile zaten karşımızda kendini koruyacak halde değil. Adnan’ın elinin kolunun da uzandığı o malum devletler bile, karşımızda yıkılışlarını geciktirmeye çalışıyorlar ve başka da bir şey yapamıyorlar. Adnan’ı da kaybetmemek için canhıraş bir şekilde mücadele eden Sanhedrin isimli terör, katliam, kaçakçılık örgütü de çöktü, aciz kaldı.

Evet, vakit geldi… Adnan’la ve çetesi ile vedalaşmayan kalmasın. O çetenin zulüm ve haksızlık ettiği Türkiye içindeki ve dışındaki gruplar da büyük bir sevince hazırlansın. O çeteye son darbeleri vururken binlerce, evet binlerce savcı, hakim, memur, memure, ünlü kişi, iş adamı v.s. kişiyi de toplatıp aldıracağım. Hukun dışına çıkılırsa da aslanlar gibi çatışacağız. Türkiye’yi bu milletler arası vahşet, casusluk, hırsızlık, sömürü, terör, ihanet teşkilatının elinden de kurtaracağım. O vakit çok daha net görülecek Türkiye’de adalet sistemi dahil bütünüyle devlet sistemini kendilerine adeta oyuncak ettikleri… Binlerce, on binlerce masum insanın hayatlarını karartıkları… Her yere sızdıkları, hiç kural tanımadıkları, şeytanlık derecesinde acımasız ve kuralsız oldukları… Mason tarikatı üzerinden de organize oldukları. O vakit görülecek benim davalarımın arka planı, savcıların ve hakimlerin ve doktorlarla infaz memurlarının bile arka planı… “Paralel devlet” tabirinin tanımı değişecek. Paralel devlet denince akla FETÖ bile gelmeyecek. Çok sayıda siyasi parti kısacık sürede kapatılacak. Türkiye’de oynanan bütün Ali Cengiz oyunları bozulacak ve hızlıca tesiri dünyayı saracak.

Hiçbir işe yaramayan hava savunma sistemine “Demir kubbe” demiş ya o İsrail denilen terör teşkilatı… Halt etmiş. Şimdi öyle bir demir yumruk vuracağım ki Türkiye’de, tek yumruğumla Türkiye’nin her yerinde 9 şiddetinde deprem olacak, en çok da en üst katlar yıkılacak ve depremin etkisi sınır dışına taşacak… En çok da İsrail, ABD, İngiltere moloz yığınına dönecek. Ne düzen, ne nizam, ne otorite, ne devlet, ne asayiş, ne dev şirketler ve markalar, hiçbir şey kalmayacak.  Dünya insanlığı neler görecek, neler bilecek, ortalık nasıl karışacak ve herkes “İsrail’i, ABD’yi, İngiltere’yi yok edelim, Yahudileri ve masonları yok edelim” diye nasıl tempo tutacak… İnsanlığın o halini, o gününü, yaşanacakları, kelimelerle anlatmak mümkün değil.

Hazır olunsun, o meşhur pim yerinden oynadı ve çıkmak üzere…

| Mfs – Ezber bozan – Akademi Dergisi

“Tayyip gidici”


Meral Akşener:

– Ben vallahi bıktım bu işlerin hepsinden. Adam Rusya’ya gidiyor, eli boş dönüyor. ABD’lilerle görüşüyor, doları yükseltiyor. Bu kadar yetersiz bağlantılarımız olmamalı. Senelerdir bu işin içindeyiz ama bağlantılarımız bizi bir noktadan diğerine taşıyamıyor. Eh yapamayacaksanız bırakın yapacak insanlar gelsinler artık. Ben bu konumda kalmaktan sıkıldım. Bahçeli desen o ayrı bir havalarda. İşine yarayınca adam indirip mahallelerde adam döverler. Şöyle doğru düzgün hepimizin işine yarayacak kısımlarda hiçbiri ortada olmaz. O Semih’ten de bir b* olmaz. Hepsi beceriksiz p* teki.

Benim partim batıyordu, bitiyordu az daha. Hala Mfs’nin kimlerle kontak halinde olduğunu anlayabilen yok. Adam damardan verilmiş zehir gibi.

Zamanla tesiri görülüyor, anlaşılıyor. Durdur dedim Tayyip’e, defalarca gittim, aradım, konuştum. Şu adamı sakince durdur, bak önce bizi, sonra seni bitirecek diye.

Yok efendim sistem ona zarar verdiği anda Mfs’yi de yok edermiş.

Sistem seni (Tayyip’i) paspas gibi kullanıyor, aklın başında değil senin. Demans mıdır, kanser midir, şizofreni midir, anlamadım ben bu adamı. Şu rezilliğe bak. Oturup şimdi milletin nasıl kazandığını izleyeceğiz. Yazıklar olsun bu sisteme, lanet olsun.

Bomba

Şu anda,

AKPKK’yi, MHPKK’yi, MİT’i, Türkiye’deki Mason teşkilatını…

Ayrıca İsrail, ABD, İngiltere devletlerini ve en çok da gizli servislerini…

Şahıslar olarak da en öncelikli olarak Adnan Oktar, Oktar Babuna, Devlet Bohçalı, Solomon Soysuz, Abdülhamid Gül, Recep Tayyip ve Meral Akşener’i…

Peşleri sıra, adli ve idari kurumlarda vazifeli binlerce mason ve kripto kimlikli devlet memurunu aynı anda patlacak bir bombaya bakıyorsunuz.

Öyle bir bomba ki bu, patlarsa nükleer bomba misali bir tesiri olacak. Merkez noktasından en dış halkaya kadar kim ve ne varsa yıkıp atacak. Ortaya çıkanlarla dünya insanlığı şaşkına dönecek.

Türkiye’de ve dünyada aslında nasıl bir sistemin işlediği… Türkiye’deki hain hükumetler eliyle, devlet kurumlarımız eliyle nasıl da Müslüman Türklerin harcandığı… Mahkemelerin, adliyelerin, cezaevlerinin hatta hastahanelerin ne hallerde oldukları… Devlet sistemimiz içindeki gerçek paralel devlet sistemi… Bu gerçek paralel devletin insan ve organ kaçakçılıkları… Fuhuş işleri, uyuşturucu kaçakçılığı, terör işleri, silah kaçakçılığı ve her türlü pislikleri… Herkesin gözleri önüne serilecek.

ABD, İsrail, İngiltere, Almanya, Fransa, İtalya başta olmak üzere, onlarca ülkede peş peşe benzer bombalar patlayacak, iktidarlar devrilecek, masonlar ifşa olacaklar ve dünyanın her yanında dev gibi yangınlar devam edecek. Zaten tamamen çökmek üzere olan Ankebut Ağı tamamen alev alacak ve bu yangınını söndürebilecek gücü de olmayacak.

Ve bu bombanın pimi şu anda elimde duruyor. Her an pimini çekmek üzere olduğum bu bombanın pimini tam olarak ne zaman çekeceğime ise sahanın şartları karar verecek.

“Sahaya iniyorum” dedim. Defalarca erteledim. “Anlamıyorlar, bütün dünya karışacak” dedim ama ben ikazlar ettikçe anlamadılar, dinlemediler ve bu vakte, bu şartlara gelindi. Bu, tamamen onların tercihiydi.

Ben sahaya iniyorum. Yanandan, yıkılandan, sıkılandan, asılandan, batandan, bitenden, çökenden, ölenlerden, hiçbir şeyden ben mesul değilim. Yansın dünya, saniye tereddüt edersem Mfs değilim.

Mehmet Fahri Patlayankaya | Akademi Dergisi