Etiket arşivi: Deccal

Çoktan hak ettin


Yaptığın ve yapmaya çalıştığın her şeyden haberim var. Haydi seni göreyim, saha senin… Bir hamle daha yap bakalım. İstediğin gibi oynayalım ve son hamlen olsun. Bundan sonra seni elimden sadece Azrail alabilir.

Sen yok olmayı çoktan hak ettin. Yerin altıyla üstü, İblis’in sistemi ile Deccal’ın sistemi, seni orada tutmak ve beni yok etmek için ittifak etseler bile, yok olan taraf sen olacaksın. Şu ana kadar bile ibret-i alem oldun ama daha beterlerini yaşarken yok olacaksın.

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

Çok kafam karıştı


Birilerinin şu meseleleri çözmesi lazım. Persler, uzaylı bir insan türüyle, dünya insanlarının melezi olarak mı türediler? Perslerin diğer adı neden Aryan? Aryan aslında ne demek? Farsça neden bu kadar köksüz ve yeni bir dil? Farsça gerçekten bu dünyanın olağan akışında türemiş bir dili mi, yoksa uzaylı bir türün dünyamızda kısa süre içinde ve hızlıca yaydığı bir dil mi?

Şu sıralarda bile yeraltı uzaylı şehirlerinden bazılarında Farsça diye bildiğimiz dil, bir uzaylı dili olarak konuşuluyor mu? Ya da Farsçaya çok çok yakın bir dil konuluşuluyor mu? İran’daki sözde İslam devriminden sonra Farsça’nın Arap harfleri kullanılarak yazılmaya başlanması, Müslümanları yanlış kabullenişlere mi itiyor? Osmanlı neden Farsça’nın bu kadar tesirinde kaldı? Bu, olağan akışta mı oldu, bir kasıt/müdahale/sevk neticesi mi oldu?

Zeliha ya da Züleyha, Arapça kökenli mi, yoksa Farsça kökenli mi… Arapçadan mı Farsçaya, Farsçadan mı Arapçaya geçti? Zeliha gerçekten de “su perisi” demek mi?

Geçmiş çağlardan beri dünya insanları arasından perileri gördüklerini söyleyenler hep oldu. O “peri” denilen kadın kişiler, dünyamızda binlerce senedir gizlenerek yaşayan uzaylı bir insan türünün kadınları mı?

Nilüfer ismi gerçekten Farsça kökenli mi? İddia edildiği gibi lila rengi demek mi? Başka manası ya da manaları var mı? Nilüfer ismi, dünyanın herhangi bir kültüründe “peri” manasına kullanılmış mı hatta hala kullanılıyor mu? Kökeni bulunamayan ve uzaylı insan türlerinden dünya dillerine geçmiş olması çok muhtemel olan pek çok kelime için hep “Farsça kökenlidir” mi deniyor? Nedir şu Farsça’nın sırrı, kim çözecek bunları?

“Peri” denilen çok güzel görünüşlü kadınlar, neden hep güzel göllerin kenarlarında görülmüşler? Nilüfer çiçeklerine “Nilüfer” denilmesinin bu kısımla da alakası var mı?

Hazret-i Yusuf zamanında Mısır’ın sınırları nerelere kadar uzanıyordu? O devirde de çok sayıda uzaylı insan türü, dünya insanlarından gizlenmeden, açıkça yeryüzünde yaşıyor muydu? Hatta denizlerin ya da göllerin içinde sorunsuz şekilde nefes alarak kalabilen, solungaç solunumu yapabilen, aynı zamanda yeryüzünde/karada da sorunsuz şekilde nefes alabilen, istediğinde denizin dibindeki toprak kısımdan yeraltı şehirlerine girerek de yaşayan uzaylı insan türü/türleri o devirde de var mıydı?

Durun durun, “deniz kızı” denilen ve tarih boyunca çok sayıda insanın gördüğünü iddia ettiği canlılar, aslında bu uzaylı insan türünün kadınları mı? Bunlar arasında balık kuyruğu olmayıp da normal ayakları/bacakları olan cinsi/ırkı da var mı? Hatta kuş kanadına benzeyecek kadar büyükçe ve aynı zamanda şeffaf ve güzel görünüşlü yüzgeçleri olanlar var mı? Yaratılışları icabı bunların metafizik kabiliyetleri çok yüksek seviyede mi? Bu konuların hepsi birbiriyle bağlantılı mı?

Biyolojik yapısı, biz dünya insanları ile evlenmesine, aile hayatı yaşamasına müsait olan uzaylı insan türleri dünyada da var mı ya da var mıydı? En zor soru da şu, Yusuf peygamberin hanımı olan Zeliha/Züleyha validemiz, söz konusu uzaylı türün bir ferdi miydi hatta o türün o zamandaki reisinin kızı ya da çok yakın akrabası mıydı? Sonradan Süleyman peygambere eş olan Sebe melikesi/kraliçesi Belkıs da dünyamızda yaşamakta olan bir uzaylı insan türünün melikesi miydi? O da mı dünya insanı değildi?

Persler/Aryanlar, yeşiller ile dünya insanlığının melezi olan bir ırk mı? Hatta Çingenelerin genlerinde yeşillerin genleri/kodları mı var? Asya’da hala yaygın olarak görülen genetik kod sorunlarının sorumluları yeşiller mi? Günümüzde İran denilen yer de binlerce senedir gizlice yeşillerin kontrolünde/hakımiyetinde mi? Türk dünyası arasında hep set gibi duran hükumetler, ülkeler kuranlar ve onları ayakta tutmaya çalışanlar daha çok yeşiller mi? Osmanlı’nın Türk dünyasına sırtını dönmesinin ve asırlarca bu acayip hali/tavrı düzeltmemesinin asıl sebebi/sebepleri ne?

İran bayrağında bulunan ve sözde “Allah” lafzı yazdığı söylenen, hakkında Müslümanlara masallar anlatılan o sembol aslında Baphomet mi? Kanatları, bağdaş kurmuş ayakları, başında keçi boynuzları olan Baphomet’i mi temsil ediyor İran bayrağındaki o şekil? Pekiyi, Baphomet aslında neyi, kimi temsil ediyor? İblis’i mi, Deccal’ı mı? Yoksa ikisinin melezini/karışımını mı?

Deccal, uzaylı yeşiller türünden bir kişi ise… Böyle bir tarihi/geçmişi olduğundan ötürü mü İran’a çok kıymet vermiş, veriyor ve her şeyi göze alarak İran’ı elinde tutmaya çabalıyor? Hazret-i Mehdi’nin öncelikle İran tarafına sefer yapacağını haber veren hadisleri yeniden mi çalışmalıyız? Türk dünyasını ve devamında bütün dünya insanlığını kurtarmak için öncelikle İran’ı mı haritadan silmeliyiz? Öyle ise, önce İran’ın yeraltını mı yoksa yerüstü kısmını mı yenmeliyiz?

Bu konu ile alakalı peş peşe sorulacak olan hiç abartısız binlerce soru var ama şimdilik son sorum şu… Bunları sorguladığım ve sorgulanmasını istediğim için, Cübbeli Ahmet suretinde imal edilmiş biyonik robotun yapay zekası ya da yapay zekanın kablosuz olarak bağlandığı yeraltındaki merkezi yapay zeka ya da robotun içindeki uzaylı insan şeytanı kişi beni tekfir eder mi?

| mfs – Ezber bozan – Akademi Dergisi

Pele öleli onlarca sene oldu…


Eski ve meşhur futbolcu Pele, gerçek Pele değil… Onun zamanında da futbol kulüpleri/takımları biyonik robotlarla doluydu. Pele ta o zamanlarda biyonik robot yapıldı.

Asıl sorun da kanser değil… Dünyanın her yerinde, Deccal’a çalışan dünya insanları da uzaylı insanlar da dünya insanları suretinde yapılmış biyonik robotlar da zor hallerdeler. Şiddetli çarpılıyorlar, sahada durabilmek için adeta çırpınıyorlar. Bunlar arasından, sahada kalma/durma mecburiyeti olmayanlar, yaşı ilerlemiş olanlar, büyük fayda sağlamayanlar zaten gözden çıkartılıyorlar. Çok eskiden beri dünyanın dört bir yanındaki önde gelen futbol kulüplerinde ve diğer spor kulüplerinde biyonik robotlar dolu. Sadece sporcular/futbolcular değil, teknik direktörler ve kulüp yöneticileri arasında da biyonik robotlar dolu.

Türk milli futbol takımları olarak bilinen takımlar da ilk bakışta Türklerden oluşmuş gibi görünen, daha arka planda gizli Ermeni ve Yahudi kişilerden oluşan, daha arka planda da bunların öldürülmesi ve biyonik robotlarının sahaya sürülmesi ile oluşturulan takımlardı. Bu, hala bu şekilde, değişen bir şey yok. Değişen, bunları rahat bırakmayan ve dünyayı sarmış olan değişik bir duman yani bir metafizik sinyal yoğunluğu… İşte bu duman, dünya tarihinde kırılma noktası oluşturacak kadar ehemmiyetli bir hadise ve bu nedenle kıyametin büyük alametleri arasında konu edildi hadis-i şeriflerde…

Bu acayip duman sebebiyle Ronaldo ve Messi gibi en önde gelen biyonik robotlar bile zor günler geçiriyorlar. Son haftalarda futbol severler, bu ikiliye ne olduğunu tartışıyorlar. Bu duman sayesinde spor sahasında da dengeler yerinden oynuyor ve Ankebut Ağı yani İblis ile Deccal’ın ortak sistemi, iddialar/kumarlar üzerinden çok büyük paralar vurmakta da zorlanmış oluyor.

Sahi, niye bu konuların üzerine gidilmiyor ve ilgili kişilere “Sen bir biyonik robot musun? İşinde çok iyi seviyede olan tıp uzmanlarından ve ayrıca çok sayıda metafizikçiden oluşan bir özel ekiple seni, sana zarar vermeden incelemek istiyoruz, kabul eder misin?” denilmiyor? Çok mu zor bunu yapmak? Gerçekten insan olan, gizlediği bir şeyi olmayan bir kişi, zaten böyle bir talebi red etmez. Kendini zan altında bırakmaz. O halde haydi yapılsın bu… Hem belki de gerçek insan çıkarlar da Mfs’ye on küsur sene sonra kapak takabilen, onu mahcup düşürebilen birileri çıkmış olur. Neden bu fırsat kaçırılıyor?

İşinde iyi olan metafizikçiler için, söz konusu şüpheli kişilerin yanına yaklaşmak bile gerekmez. Binlerce kilometre uzaktan bile, çok büyük bir isabet oranıyla, şüpheli kişinin gerçek kişi mi yoksa gerçek kişinin yerine geçirilmiş bir biyonik robot mu olduğunu görebilirler.

| mfs – Biyonik bozan – Akademi Dergisi

Ne anladık şimdi?

“Cübbeli Hoca’nın Ölmüş Olarak Görüldüğü Rüyâda Yanında Bulunan Yazıda Neler Yazılıydı”

Kaynak: https://www.youtube.com/watch?v=cx2e3-d0zYM

Yayın tarihi: Şu andan 6 saat önce, 2 Aralık 2022 Cuma

Ne anladık şimdi?

Anladık ki yeterince canı yanmamış. İçindeki uzaylıyı ayrı, dışındaki biyonik robotu ayrı çarpmak lazımmış ki tabir etmeyi bilemediği o rüya da bir yanıyla bunu haber vermiş.

Herife “Sahte hoca! Madem ki mütevatir hadisin inkarı ve ayakların kayması gibi büyük bir tehlike var, o halde Deccal hakkında tevatür seviyesindeki hadisi inkar eden o kişi ve görüşleri hakkında derhal reddiyeler/ikazlar yapmak için daha neyi bekliyorsun? Bak rüyasını da görmüşsün? İkaz etsene bunca müslümanı? Hemen birkaç satırla, birkaç paylaşımla ya da birkaç dakikalık kayıtla ikaz et, detaylara sonra da girersin? Sana mani olan nedir?” diye sorarlar…

Sorarlar da daha oraya gelene kadaaaarrrr… Oraya gelene kadar şu pislik herife daha neler neler soruluyor. Hangi birine cevap vermiş. Şimdi eski defterleri özetle tekrarlasak bile, günlerce yayın yapmak lazım. Öyle bir pislik bu herif…

Hani ben dış güçlerin maşasıydım? Hani ben vatan hainiydim? Hani benim hakkımda cemaatim davacı olmuştu da elinde güya bunun dilekçesini sallıyordu? Yedi sene olacak hala bu hususta bile gık diyemiyor. Ondan önce de yedi sene beklemişti bana çatmak için… Bir oldu bitti ile güya haklı çıkacak ve benim yolumu kesecek, cemaatimle beni çatışmaya sürükleyecekti. İki-üç gün arayla çektiği videolarda, nasıl bir yalancı, nasıl bir inkarcı, nasıl bir münafık, nasıl bir laf cambazı olduğunu da kalbinin korkudan gümlediğini de gözler önüne kendisi serdi. Daha dün denilecek tarihte bile, elinde dosyalarını tutan ve kendisine şantaj yapan Doğu Perinçek’e güzellemeler yapan rezil herif, bu gün bana reddiye mi yapabilecek?

Müteşabih ayetler bile varken, neden müteşabih hadisler olmasın? Bu husus bu güne kadar binlerce tekrarla vuzuha kavuşturulmamış mı? Haşa Allah’ın eli mi var ya da Allah gökte mi? Kim, ne hakla bizi hadisler konusunda ille de zahiri manasında kalmaya zorluyor? Alnında (gerçek manada) kafir yazan bir Deccal’a kim kanar, kim aldanır? Bir hadiste “Deccal Medineye giremez” deniyorken, diğer hadiste Deccal’ın Medineden nasıl bir süreçle çıkartılacağı anlatılıyorsa, kendini zahiri manada çakılı kalmak zorunda görenler, nasıl bir tehlikeli sonuca çıkarlar? Uzun mevzu, şimdilik kenarda dursun bunlar… Bunlar, gerçek müslümanlarla, gerçek alimlerle münazara edilir. Münakaşaya da izin verilmez, seviye de düşürülmez. Yalan, dolan, aldatma, laf cambazlığı, iftira, karalama, fitne mi… Öyle şeyler akıldan bile geçirilmez.

Herkesin rüyası da tabir edilmez. Rüya sahibinin salih ya da saliha bir kişi olduğuna, rüyasının da salih rüyalardan olduğuna baştan emin olmak lazım. Lakin, ondan da öncesinde rüya tabiri bilmek lazım.

Kişi salih ise, rüyası salih rüya ise, o halde söz konusu edilen rüyada, rüya sahibi kişi, başkasını temsilen kendini görüyor. İnsanların istisnasız tamamı, toplumu ilgilendiren konularda, kendilerini temsili olarak gördükleri rüyaları sık sık görürler.

Kendini, başka birini temsilen rüyasında gören rüya sahibi kişi, Cübbeliyi ölü gördüğüne göre… Kendini kimin yerine görüyorsa, işte o kişi çok hayırlı işler yapacak demektir. Çünkü “Rüyada ölünün dirilmesi ve konuşması, rüyayı gören kişinin, iş hayatının ve aile hayatının çok güzel gittiğine ve yüklü miktarda kazanç elde ettiğine ancak bu durumu çekemeyen insanların rüya sahibi hakkında dedikodu çıkardığına ve insanlar ile arasına fitne soktuğuna delalet eder.” Ben demiyorum, rüya tabiri ilmi böyle söylüyor… Cübbeli de farkında olmadan kendini ifşalamış oluyor. Kaç kere rüya tabiri yayını yaptım ve tekrarla ifade ederek anlaşılmasını sağladım ki rüyalarda görülen şeyler, hemen ilk akla gelen manalarına, zahiri manalarına yorulmazlar. Rüyalarda da teşbih var, temsil var, türlü yanları var. Rüyada ilmi reddiye yapmak da gerçek hayatta ilmi reddiyeler yapılacağı manasına gelmez, tabir edilmez. İşte rüyada ölüm görmek bile gerçek manasına değil, hiç ölen kişi dirilir ve konuşur mu? İstediği kadar bu rüyayı da zahiri manasına zorlasın, gerçek hayatta, şu rüyada görülen şeylerin birebir yaşanacağını değerlendirsin… Hiç öyle değil ve öyle olmadığı, yaşanacak süreçte bütün insanlık tarafından görülebilecek.

Bu rüya, önümüzdeki süreçte Cübbeli’nin hükmünü yitireceğine, iyice ifşa olacağına, şeytanlaşmış halinin (hiç kimse tarafından inkar edilemez kesinlikte meydana çıkacağına), devlet sisteminin ona müdahale ederek yargılayacağına, oyundan düşeceğine ve buna da Cübbeli’nin reddiye yaparmış görüntüsü altında saldıracağı, iftira edeceği bir kişinin sebep olacağına delalet ediyor. Dahası bu rüya, Cübbeli’nin dalalet ehli biri gibi göstermeye çabalayacağı kişinin, bu işin sonunda bütün halk tarafından büyük takdir göreceğine de delalet ediyor. Azıcık rüya taibiri bilen her kime sorulsa, bu rüyayı bu şekilde tabir eder. Bunun bile farkında değil…

Oyalansın dursun… Ne reddiye yapabiliyorsa da yapsın, laf cambazlığını bıraksın. Ben buradayım, içim dışım da bir. Onun gibi bir ileri, iki geri adım attığım hiç görülmemiştir. Adımı vermeden bile iki satır sözde reddiyesini yapamamış, çünkü konuya girince, kime karşı konuştuğu ve yine nasıl atıp savurduğu herkesçe görülecek… Belli ki dünkü yazımdan sonra ağır baskı, yönlendirme altında kalmış. Böyle böyle etrafını da oyalamaya çabalıyor.

“Şeyhim” dediği, “Efendi hazretleri” dediği kişi, gerçekte Türk de değildi, müslüman da değildi. Nerede kaldı ki veli bir zat olsun. Nerede kaldı ki mürşid-i kamil olsun. Jet Fadıl üzerinden vurulan vurgun paralarıyla, sözde sempozyumlarda oynanan oyunları/aldatmaları/münafıklıkları da yıllar önce anlatmıştım. O günden beri o hususları konuşmak, hatırlatmak bile istemiyorlar. “İşte bu hizmetler, Fadıl abimizin helal/temiz paralarıyla mümkün oluyor” diyebilecek kadar ipini kopartmıştı o vakitlerde de şu cübbesi çıkasıca lanet herif…

Haydi bakalım, kimin ne hüneri varsa ben de göreyim, bu millet de görsün, beni dünya genelinden hatta dünyadaki yeraltı uzaylı şehirlerinden takip eden bütün gerçek müslümanlar da görsünler. Hemen başlayalım…

Ve bakalım, Deccal konusunda sarsıcı hakikatlerin meydana çıkmasını asla istemeyen Cübbeli ve onun gibi Deccal’a bile isteye çalışan lanetliler mi haklılar, yoksa hakiki bir mürşid-i kamilin ve aynı zamanda mehdi olan zatın eteklerine tutunmuş olan, himmetleri altında olan mfs mi…

Deccal elindeki bütün sistemi, bütün gücü ve kadroları kullansa bile, bakalım Cübbeli Ahmet denilen münafığı ne kadar süre daha oyunda tutabilecek.

| mfs – Ezber bozan – Akademi Dergisi

Artıyor, artacak

Çin’in içindeki taraflar arasında gerilme daha da artıyor, artacak. Şi’nin ve Şi’nin içinde bulunduğu grubun iktidarı şimdiden bitti, yıkıldı. Bundan sonrasında erimeye, güç kaybetmeye de devam edecekler.

Çin’de yaşanan insanlık suçlarına, zulümlere, devlet terörüne karşı şu ana kadar dünyanın onlarca ülkesi sert tepki vermeliydi. Koca ülkede milyarla kişi, kendi devletinin gücünü ele geçirmiş bir kara paracı çete tarafından her türlü hukuksuzluğu görüyor ama dünya sessiz… Çünkü, her gün insan hak ve hürriyetleri, hukukun üstünlüğü gibi konularda nutuk atan ülkeler, Çin’de devlet gücü ile uygulanan kara para ve organcılık işlerinden pay alıyorlar. Bu sayede de bataklarını gizlemeye, iflaslarını açıklamayı ötelemeye çabalıyorlar. Çin ile kameralar ve insanlar önünde çatışıyorlar, restleşiyorlar ama arka plandan yedikleri içtikleri bile ortak… Tamamen danışıklı dövüşüyorlar.

Kara ve kanlı paralar üzerine oturtulmuş dünya düzeni, daha doğrusu Deccal’ın sistemi çöktükçe… Hormonla şişirilmiş, kanlı ve kara paralarla güya büyütülmüş/güçlendirilmiş Avrupa ülkeleri, İngiltere, ABD, Rusya, Çin, Japonya, Güney Kore, Tayvan ve benzerleri, akıl almaz krizlere giriyorlar. Şu ana kadar o kadar ileri seviyede krizlerin içine düştüler ki daha fazla yalanlarla, sahte göstergelerle, balon açıklamalarla, batak olduklarını gizleyemeyecekler. Kendi batakları tamamen açık olmasın diye el birliği yaparak Türkiye’ye sürekli kaynağı belirsiz, kara ve kanlı paralar gönderiyorlar. Biliyorlar ki Türkiye’de yaşanması kaçınılmaz olan dev gibi mali kriz yaşanırsa, kendileri de daha fazla oyunlar oynayamayacaklar ve kendi ülkelerinde de devasa mali ve toplumsal krizler yaşanacak.

Bu ülkelerin bazıları yok olacaklar, tarihin lanetlilere ayrılmış sayfaları arasında yerlerini alacaklar. Bazıları ise iç grupların mücadeleleri neticesinde kısa sürede parçalanacaklar. ABD’nin, Çin’in ve Rusya’nın şu andan sonra parçalanmama ihtimali yok. Bunun aksini söyleyenler, parçalanmayacak diyenler varsa, ya hiçbir şeyden haberleri yoktur, ya da aynı sisteme çalışan bir kişidir, yetkilidir, uzmandır…

Dünyada siyasi ve mali sahalarda mühim kararlar almak zorunda olanlar, aksi yöndeki yorumlara/değerlendirmelere aldanmayıp, büyük çalkalanmalara, büyük parçalanmalara/bölünmelere, büyük yıkılışlara, büyük iç çatışmalara, büyük halk hareketlerine hazır olmalılar.

| mfs – Ezber bozan – Akademi Dergisi