Etiket arşivi: CIA

Sinan Ateş cinayetinin arka planı

“Böyle olmasını istemedim. Bu haksızlık, Sinan’ı (Ateş’i) vurdular.”

“O yaptı, yapma dedim, yalvardım. Bahçeli’nin belgelerini yayınlayacaktı.”

“Onu sistem öldürdü. Bahçeli ve Tayyip bir oldular. Allah belasını versin hepsinin…”

“Söyledim ona, bu belgeler sende diye kimseye deme dedim. Öğrenmişler…”

“O karısı, karısı yaptı. Şeytan…”

(Sözde siyasi partilerden birinde, genel başkan baş danışmanı olan bir kişinin konuşmasından bir kısım bu…)


Meral Akşener hatta Mustafa Destici bile Sinan Ateş cinayetinin içinde…

Sağ siyasi partiler diye bilinen partilerin neredeyse tamamı bu cinayetin bir şekilde içinde… Karışmayanı bile biliyordu ve tasvip ediyordu.

Meral Akşener de Sinan Ateş’in yaşamasını istemiyordu. Kendisine ayak bağı olacağını düşünüyordu. Ayrıca kendisini ifşa edeceğinden endişe ediyordu. Sinan Ateş’te, sağ eğilimli tabanı kendisine çekme potansiyeli gördüğü için de ölmesini istiyordu. Mafya Anası Meral Akşener, her türlü kara para işleri bir anda ifşa olacak diye de korkuyordu.

Sinan Ateş, ömrünün son 13-14 ayı içinde çok sayıda delil elde etti ve biriktirdi.

Sinan Ateş’i karısı ve ayrıca Sedat Peker ispiyonladı.

Sinan Ateş’in mücadelesi, Tuğrul Türkeş’i de büyük tehlikeye düşürüyordu. Sinan’ı satanlar, Tuğrul’a da haber uçurdular.

Tuğrul, ben onu şamarlayıp siyasi sahadan devirdikten sonra da hiç rahat durmadı. Malum ülkelerin sözde büyükelçilerinden talimatlar alarak sahaya yayma ve sahayı yönlendirme işini bırakmadı. Zaten piyon Tayyip’in koluna girerek, o haini devletin başına hukuksuzca taşıyanlardan biri de Tuğrul… Tuğrul bunu CIA ve MOSSAD için yaptı. Bu hususta Cüneyt Zapsu’dan çok geri kalmadı.

Yıllar önce de ifşa etmiştim ki Tuğrul Türkeş’in Devlet Bohçalı ile kavgası da bir danışıklı dövüştü. Sinan Ateş’in nelerle meşgul olduğuna emin olan Tuğrul, süreç boyunca çok şeyler yaptı.

Devlet Bohçalı ile de görüştü. Sorunu israil’e de bildirdiler.

Sinan Ateş’in karısı, ailesinden gelen derin bağlantıları olan bir kişi. Kara para işlerinin, ihanet işlerinin içinde olan bir kişi. Kadının soyunun bir yanı gizli Ermeni, diğer yanı gizli Yahudi… Tıpkı Türkeş ailesi gibi…

Sinan Ateş, bataklıkta yetişmiş bir kişi…

MHP ve ülkü ocakları içinde yükseldikçe üst üste şoklar yaşadı. Hep insan kalan bir yanı oldu ve bazı işlerde geri durdu.

Bu hali onu hep baskı altında tuttu. Dışlandı, uzaklaştırıldı.

Teşkilatta gördüğü ciddi sorunları Bohçalı’ya anlatıyor, düzeltilmesini istiyordu. Düzeltilmeyince tekrar da anlatıyordu. Bohçalı artık o konuşunca dinlemiyordu bile… Bohçalı Sinan’dan tiksinir olmuştu.

Sinan da Bohçalı’nın gerçek yüzünü iyice gördükçe ondan tiksinir olmuştu. Bohçalı’nın teşkilattaki yakışıklı gençlere kanca takan bir ibne olduğunu da öğrenince büyük sarsılmıştı.

Sinan, teşkilatın üst isimleri arasında çocuk pornografisinin çok çok yaygın olmasını da hiçbir zaman kabullenmedi ve bundan çok tiksindi.

Sinan, ülkü ocaklarının da içinde bulunduğu çetelerin… Bebek, çocuk, genç kız ve kadın kaçırdığını gördükçe bunları tasvip etmedi, vicdani sıkıntıları hep yaşadı.

Acil organa ihtiyaç olunca, sözde mültecilerin haricinde, hastahanede ameliyat olacak kişilerin kasten öldürülmesine ve o sırada bazı iç organlarının alınmasına da tahammül etmek istemedi.

Para karşılığında böbrek bağışçısı olan gönüllülerin de ameliyat masasında kasten öldürülmesine vicdanı izin vermedi.

Mültecilerin çocuklarının ve kızlarının kaçırılarak Adana İncirlikten kalkan uçaklarla ve bir yanda da organlarla, İsrail’e gönderilmesini içine sindirmedi.

Sinan, yıllardır Akademi Dergisini, yayınlarımı takip ediyordu ve çok tesirleniyordu. Bu yayınlarla ve bu mücadeleyle de güç ve yön buluyordu.

Tuğrul Türkeş’in İngiltere ile de doğrudan bağlantıları var.

Tuğrul’un Çin ve Kore’nin güneyi ile de bağlantıları sağlam. Lakin en kuvvetli bağlantıları batıdakilerle… Kore’nin güneyi de zaten cehennemi hale gelmiş bir yer. Orada insanlığı bile çoktan öldürdüler. Her şeytanlık orada…

Tuğrul’un soyunun bir yanı da Çingene… Kendini daha çok Yahudi sayıyor, görüyor.

Tuğrul, Doğu Perinçek ile de sıkı paslaşıyor, her türlü kara para, vahşet, terör, ihanet işlerinde… Pek çok yönden Perinçek’in iplerini elinde tutuyor.

Sinan Ateş cinayeti sonrasında Doğu’nun paniklemesinin bir sebebi de bu bağlantıları…

Bu kadar pis iş yapılırsa, orada Adnan Oktar’ın ve çetesinin bulunmama ihtimali yok. Bütün bu pisliklerde Adnan Oktar ve çetesi de var. Tuğrul da Adnan’la ve Adnancılarla sıkı paslaşıyor.

Sinan, Bohçalı’yı harcayınca, aynı zamanda Tayyip’i de harcamış olacağına inanıyordu. Ülkü ocaklarını toparlayabileceğine, kısa sürede büyük bir siyasi yükselme imkanı bulunabileceğine, ülkenin gidişatının değiştirilebileceğine inanıyordu. Sinan Ateş cinayetinde Tayyip de var.

Sinan Ateş cinayetinde de Bohçalı, Soysuz’u kullandı. Bu cinayette ilk kademede görünen organizatörlerden biri de Soysuz… Lakin Devlet Bohçalı, Semih Yalçın, Şenkal Atasagun, Tayyip ve daha onlarca kişi bu cinayet suçunun içinde… Onlardan yol İngiltere’ye, ABD’ye, İsrail’e de uzuyor. Sinan Ateş cinayetinin, milletler arası yargılama gerektiren kısımları da var.

Sinan Ateş, “İçinde bulunduğum davadaki tezatlar, sorunlar, kafamı hep kurcaladı. Hayatımı hep zorlaştırdı. Önceleri ihtilaf halinde olsam da takip ettikçe mfs’nin yayınları bana hep doğruları gösterdi.” diyordu.

“Mfs’nin bazı yayınlarını okudukça şüphelere düştüm. Sonra sorguladıkça ve araştırdıkça doğruları öğrendim.” diyordu.

Sinan, bedeli her ne olursa olsun, planladığı hamlesini yapacaktı. İtirafçı olarak yargılanmayı da göze alıyordu.

Sinan “Her yerde, Ülkücü hareketin bilmediği ve Bahçeli’nin emrinde olan torbacılar var.” diyordu.

İran’dan, Irak’tan, Suriye’den gelen sevkiyatların Ülkücü hareket üzerinden yapıldığını anlatıyordu. Her türlü uyuşturucu ve silah, ayrıca insan ve organ kaçakçılığı yapıldığını anlatıyordu.

Sinan ile eşi, emirle evlendirilmiş kişiler/di. Sinan’ın, bu hayatta eşini seçme hakkı bile olmadı.

Buğra Kavuncu da Tuğrul Türkeş ile paslaşanlardan…

Sinan Ateş cinayeti soruşturmasında, öncelikli olarak Buğra Kavuncu ifadeye alınsa, ciddi bir sorgulama yapılsa, peşi iplik söküğü gibi yine çözülür. Sürecin devamında Türkiye’de hiç siyasi parti, siyasi lider kalmaz. Bunların hepsinin üst isimleri de toplanıp alınır. Mevcut İngiliz dayatması rejim de yıkılır.

Her pisliği, her ihaneti bir arada yapıyorlar. Ekranlarda birbirleriyle atışıyorlar. Sürekli danışıklı dövüşüyorlar.

Buğra Kavuncu, Çin mafyalarındaki pislikler kadar acımasız ve şeytanlaşmış bir pislik…

Karışmadığı pis iş yok. Organ işlerinin de içinde… Nerede bir pis iş varsa hemen gidip bulan, dahil olan, pislikten ve kandan beslenen bir şeytan.

Dağda PKK teröristlerinin arasında da bulunduğu ve çok sayıda mehmetçiğimizi şehit ettiği de konuşuluyor sahada…

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

Acımasızca çiğnemek…


Tayyip ve Bohçalı ve etraflarındaki çeteler, Karadeniz’i çoktan Araplara peşkeş çektiler. Araplar şu anda Ege’ye doğru ilerlemekteler. Bir yandan da Hatay ve çevresi ve bütünüyle Güney Doğu hedeflerinde… İstedikleri her yer ve her şey onlara peşkeş çekilmekte…

Araplar, bütün bunları aslında bir maşa olarak yapıyorlar. Aslında İngiltere ve İsrail için yapıyorlar. Büyük Ortadoğu, daha doğrusu büyük İsrail projesi kapsamında yapıyorlar. 15 milyondan fazla sözde mülteciyi buraya doldurmalarının bir sebebi de bu… Buralarda Türklük ve Müslümanlık tamamen yok olsun istiyorlar. Hatta buralarda insanlık ve iyilik tamamen yok olsun istiyorlar. Zülkarneyn’in yani Oğuz Kağan’ın soyundan hiç kimse kalmasın istiyorlar.

Bu süreci de terör örgütleriyle, mafyalarla beraberce çalışan ve emirlerinde olan hükumetler üzerinden sevk ve idare ediyorlar. Kara ve kanlı paralarla finanse ediyorlar. Basın, medya ve kontrol altındaki sosyal medya ile milletleri ayakta uyutuyorlar.

Bu nedenle, bu kadar skandallarına rağmen, ispatlı suçlarına rağmen o Bohçalı ve çetesi, o Soysuz ve çetesi, o Tayyip ve çetesi hala oyundalar. Hala onlara hukukun gereği yapılmıyor.

İngilizler ve İsrailliler, bunları, bütün bu kötülükleri, Türkiye içindeki gizli Ermeniler ve gizli Yahudiler sayesinde yapabiliyorlar. Onlar bu insanlık dışı çeteye ve planlara hizmet ediyor olmasalar, İsrailliler bunu Türkiye’ye ve Türk milletine yapamazlar. Bu nedenle de bu ülkedeki gizli Ermeni ve Yahudi hainler, her türlü cezayı ve kötülüğü hak ediyorlar. Bunların her bir ferdi, bulundukları, görüldükleri yerde diri diri yakılsalar, adalet yerini bulmuş ve yeterli ceza kesilmiş olmaz.

Şu anda onlar vesilesiyle bu ülkede ahlak ve namus, din ve iman, imalat ve maliye, insanlık ve iyilik, aile ve akrabalık bağları kasten çökertiliyor. Şu acı hale rağmen, daha da daha da çökertiliyor.

Türkiye güya seçime gidecekmiş… Ne seçimi, bunlar, alavere dalavere ile Türkiye’nin idaresini hala hukuksuzca ellerinde tutmanın ve söz konusu odaklara çalışmanın mücadelesini veriyorlar. O Meral, o Kemal, o Ali, o Ahmet, o Ümit ve benzerleri… Hepsi bu sistemin içindeler, hepsi de kara ve kanlı paralardan paylar alıyorlar ve aynı merkez tarafından idare ediliyorlar. Şu son mülteci çıkışını yapan “Suriyeliler burada hakim de olacaklar, vali de olacaklar” diyen Nagehan Alçı dahi gizli bir Ermeni ve Hristiyan… Aynı unsurlara çalışıyor. Türkiye’yi gerçekten Türkler idare ediyor olsaydı ve Türkiye gerçekten hukuk devleti olsaydı, o vatan haini Nagehan Alçı da sözde kocası olan gizli Ermeni Rasim Ozan Kütahyalı da ikinci kere TV yayına çıkamazlar, ikinci yazılarını yazamazlardı. Hemen gözaltına alınırlar ve yargılanıp asılırlardı. Üç beş tane CIA piyonu gizli Ermeni ve Yahudi ile, Türkiye’yi bu hallere getirdiler. “Suriyeliler de bizim bir parçamız diyorlar. Çünkü Suriyeli diye ne kadar gizli Ermeni, Ezidi, Süryani ve terör yanlısı varsa, onları getiriyorlar. Din kardeşimiz diye gösteriyorlar. Şu aç bırakılmış milletimizden, çocuklarımızdan çalınan paralarla onlara maaşlar bağlıyorlar.

Türkiye’nin tek kurtuluşu var ve o da seçim değil, bunların hepsini eş zamanlı olarak milletin ayaklarının altında çiğnemek… Acımasızca çiğnemek…

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

CIA kuklaları…

İbrahim Kalın’ın son açıklamaları Türkiye adına değil, CIA adına yapılmış açıklamalar. Açıklamalarının hiçbir kısmı Türkiye’yi bağlamıyor.

İbrahim Kalın’ın gerçekte kim olduğunu, kimler adına iş yaptığını bütün dünya biliyor. Buna rağmen İbrahim Kalın’ın ipiyle kuyuya inenler olursa, o kuyuda kalırlar, çıkamazlar.

San ki Türkiye’nin değil de Rusya’nın cumhurbaşkanlığı sözcüsü imiş gibi açıklamalar yapan hainlerden/danışmanlardan gına geldi…

Erhov mu veriyor bunların parasını artık? Ruslarla CIA bu kadar mı kaynaştılar?

Fotoğraf da dikkat çekici… Yakın gelecekte basında ve medyada çok konu olur mu bu fotoğraf? Sonra siyasi belgesellere de konu olur mu?

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

Türkiye, yeni bir hileli seçime gitmeyecek

Şu an hilesiz bir seçim olsa, büyük terörist ve büyük karaktersiz Ahmet Davutyan’ın Gelecek isimli sözde partisi yüzde bir bile oy alamıyor.

Ahmet’i sahada piyon olarak oynatanlardan biri de Koç grubu mu?

Şu an hilesiz bir seçim olsa, Türkiye’deki en büyük baş hainlerden, katillerden, canilerden, sömürücülerden biri olan Devlet Bohçalı’nın MHPKK isimli sözde partisi, yüzde üç bile oy alamıyor. MHPKK’nin gerçek oyu, bundan on sene önce bile yüzde dördü bulmuyordu.

Bundan on sene önce bile MHPKK’nin tabanı/teşkilatı küçücük kalmıştı. Türkiye’de zan edildiği kadar da ülkü ocakları ve mensupları yok. “Ülkücülük” akımı da son on yıllarda eridi, yok olmak üzere…

Şu anda hilesiz bir seçim olsa, her türlü kara para, terör, dinsizleştirme, ahlaksızlaştırma, ihanet projelerinde basit bir piyon olarak kullanılan sözde siyasi parti HDPKK, yüzde beş bile oy alamıyor.

Şu anda hilesiz bir seçim olsa, her türlü terör, ihanet, kara para, cinayet, namussuzlaştırma projelerinde basit bir piyon olarak kullanılan sözde İYİ parti, yüzde beş bile oy alamıyor.

Basında ve medyada her ne kadar aksine rüzgarlar/havalar oluşturulmak istense de millet asla Meral’a ve çetesine inanmıyor, güvenmiyor. Zaten çok genç yaşta olmayanlar ve gençler arasından biraz okuması/kültürü olanlar, Meral’in nasıl bir çeteci olduğunu da nasıl bir katil olduğunu da nasıl bir mafya anası olduğunu da mevzu edilmeyen pislik dolu geçmişini de biliyor.

Deva, Gelecek, Saadet, Demokrat gibi diğer minicik suç ortaklarını bir kenara bırakın, hala İYİ’nin bile doğru düzgün siyasi teşkilatı yok.

Meral, önceki seçimde aldığı oyun büyük kısmını, benim cemaatimizi yönlendirmem sayesinde de alabilmişti. Şimdi o imkanı da elinde yok.

Şu meşhur mafya Ümit Özdağ’ın da diğerlerinden farkı yok. Basında, medyada ve sosyal medyada estirilen suni rüzgarlara vatandaşın büyük çoğunluğu kapılmıyor. Herkes, her şeyin farkında… Zafer denilen sözde siyasi partinin bile hala doğru düzgün siyasi teşkilatı ve tabanı yok. Tabela partileri bunlar. Piyonlar, maşalar bunlar…

Şu anda Zafer partisi denilen organize suç, terör ve ihanet örgütünün yüzde iki bile oyu yok.

Saadet, Demokrat, Deva ve Gelecek’i üst üste koysanız bile yüzde yedilik barajı kesinlikle geçemiyorlar. Yüzde beşi geçmeleri bile çok düşük bir ihtimal olarak görülüyor. Masa kurup kurup milleti oyalamaya, Tayyip’e hareket sahası açmaya devam ediyorlar. Arka plandan ise Türkiye içindeki, Suriye’deki, Ukrayna’daki ve başka başka yerlerdeki kara paralardan pay almanın mücadelesini veriyorlar.

Bunların hiçbiri siyasi lider de değil, siyasi parti de değil… Osmanlının son zamanlarındaki Ermeni teröristlerin, bölücülerin, eşkıyanın günümüz temsilcileri bunlar.

Şu anda hilesiz bir seçim yapılsa, Tayyip’in başında bulunduğu AKPKK isimli organize suç, terör ve ihanet örgütü kesinlikle yüzde on oranında bile oy alamıyor.

Bir zamanlar fırtına gibi eserken, kısa sürede tabela partisine dönüşen ANAP’ın akıbetini yaşamak üzere… Tabela partisine dönüşmek üzere…

Hala çoğunlukla Tayyip’le ve Bohçalı ile danışıklı dövüşen, onları başta tutmak için kırk takla atan, bunun için ifşa olma riskine bile giren CHPKK ve Kemal Kılıçdaryan da hilesiz bir seçimde yüzde on oy oranına ulaşamıyor.

Bu ülkede seçmenlerin yarıya yakını seçime gitmiyor. Oy hakkını kullanmıyor. Gidenlerin de epeyi bir kısmı boş ya da kasten geçersiz sayılacak şekilde oy kullanıyor. Yine seçime gidenlerin epeyi kısmı ne partileri, ne liderleri tanıyor, ne seçim sistemini ne de devlet nizamını biliyor.

Genç kuşak ise partilerin hiçbirine ve seçim sistemine inanmıyor, güvenmiyor.

Üstelik bu feci manzara sadece Türkiye’de değil, dünyanın her yerinde benzer şekilde. Milletlerin demokrasiye, seçimlere, siyasi partilere güveni ya kalmadı ya da bazı ülkelerde dibi gördü.

Son on yıllarda batı dünyasında yapılan seçimlerin bile tamamı hileli, halklar bunun farkındalar, öfkelililer ve sistemden soğumuş vaziyetteler…

Üstelik, bir baş belası hırsızı, haini, küstahı, yalancıyı başlarından devirene kadar o kadar uğraşıyorlar, sonra onun bir alternatifini başa getirdiklerini kısa sürede görüyorlar/gördüler. Bir güç unsurunun, ülkelerdeki sözde siyasi partileri ve sözde siyasi liderleri belirlediğini, seçimlerin bir orta oyunundan ibaret olduğunu milletlerin çoğu kesinlik seviyesinde anladı.

1950’lerden itibaren, 1990’ların sonuna kadar Türkiye’de siyasi sahada o kadar çok saçmalık, o kadar çok mantıksızlık, hukuksuzluk, danışıklılık, rezalet yaşandı ki memleketine faydalı olabileceğine inanarak siyasetin içinde olan halktan insanlar/kitleler, duvara çarpmış gibi olup durdular. 2000’lerin başından beri de bu kişilerin çocukları ya da torunları, zaten seçim sistemine, Türkiye’nin partilerine ve liderlerine adam muamelesi bile yapmadılar, yapmıyorlar.

Üstelik sık sık yaşanan açık ya da örtülü askeri darbeler de seçim sistemiyle siyasi partilere olan güveni ve geleceğe olan ümidi ayaklar altında ezdi her seferinde…

Şimdi ortada “demokrasi” denilen ve İblis’in en parlak projelerinden biri olan projenin enkazı var.

Bilgili ve bilgisiz halk yığınlarını seçimler yapmaya zorlayarak, tamamına yakını bilgisiz olan siyasetçileri seçtirmenin neresi çağdaşlık? Neresi akla, bilime, mantığa, hakikate uygun?

Türkiye’de zaten demokratik cumhuriyet rejimi kendi kendini bitirdi.

Şu anda da kesinlik seviyesinde görülüyor ki seçmenlerin yarıdan çok fazlası ya hiç seçime gitmeyecek ya da gidip kasten boş/geçersiz oy atacak.

Sonra sandık müşahiti diye görevlendirilmiş gizli Ermeni ve gizli Yahudi hainler, türlü hileler yapacaklar. Sonra ilçe ve il seçim kurumları ayrıca hileler yapacak. Sonra YSK, son seferlerde olduğu gibi gerekiyorsa açıkça hukuk tanımayacak ve hileler yapacak. Sonra siyasi parti liderleri, aralarında daha önce gizlice yaptıkları anlaşmalar gereği ortak hamleler, konuşmalar, çıkışlar yapacaklar. Sonra oldu sana seçim, geldi başa yine aynı hainler, aynı sömürücüler, aynı katiller, aynı mafyalar, aynı çocuk ve organ kaçakçıları, aynı masonlar… Aynı Türk ve İslam düşmanları…

Akacak yine Türk milletinin paraları, vergileri, kamu gelirleri İngiltere’ye, İsrail’e, ABD’ye, Rusya’ya ve Çin’e… Terörden beslenmeleri de devam edecek ve yine masum vatandaşların kanları, bunların emrindeki terör örgütleri tarafından akıtılacak. Asla Türkiye’de emniyet, huzur, sağlık, rahat, mutluluk, gelişme, ilerleme olmasına izin verilmeyecek.


Türkiye’nin gerçekleri bunlar, gerisi yalan, dolan…

Basın, medya, sosyal medya bunları bir şeylermiş gibi gösteriyor bu millete…

Bunların sosyal mecralardaki ve Youtube’daki takipçi sayıları bile gerçek değil. Beğeni sayıları da gerçek değil. Bir anlığına halkın gerçek tepkisi yansıyacak olsa, işte tarihe geçen ve hafızalara kazınan şu hadisede olanlar yaşanıyor.

Şurada aldığı 65 bin beğeninin bile en az 50 bini bottur ya da trolldür.

Bu sadece Tayyip için değil, sözde muhalif liderler ve partiler için de aynı…

CIA, Türkiye’deki basını, medyayı, sosyal medyayı kendine göre şekillendirip yönlendirmese, şunların çoğu unutulur giderler.

Lakin en sönük olanı bile kısa sürede milyonla takipçi topluyor sosyal medyada, eğer inanırsanız o sayılara…

“E-muhtıra” da denilen “27 Nisan Bildirisi” de denilen şey yayınlandığı zamanlarda, yani 2007 yılında, AKPKK’nin/Tayyip’in gerçek oyu yüzde onun altına kadar inmişti.

2002’de AKPKK’ye oy verenler, seneler geçtikçe, uygulamaları gördükçe AKPKK’ye ve Tayyip’e desteklerini çektiler. 2008’de bile AKPKK aslında bitik bir partiydi. Anca çok ortaklı bir koalisyon hükumetinin bir ortağı olabilirdi.

Davos, Mavi Marmara ve benzeri orta oyunları, hep AKPKK ile Tayyip varlıkta kalabilsin diye sergilendi.


Türkiye’de “meşru” ve “hukuka uygun” tek bir siyasi lider ve parti bile yok.

Türkiye’de seçimlerin güvenliği de yok. Seçim sonuçlarının meşruiyeti de yok.

Türkiye’de gerçek Müslüman Türk bir kişinin yükselmesine izin veren bir siyasi zemin de yok. Bütün partiler tıka basa gizli Ermeni, gizli Yahudi, gizli Rum, gizli Ezidi omurgasız ve çift kimlikli vatan hainleri ile tıka basa dolu…

Türkiye’de seçimlere, demokrasiye inanan, güvenen bir halk da yok.

Türkiye’de bu güne kadar yaşanan seçimlerin de tamamı hileliydi ve tamamı hükümsüz.

Türkiye yeni bir hileli seçime gitmeyecek ve şu danışıklı insan şeytanlarını, şu başka devletlere çalışan hainleri daha fazla başında tutmayacak.

Malum ülkeler ve gizli servisler, Türkiye’de bu gerçeklere inat hamleler yapmakta ısrar ettikleri için Türkiye’de ortam bu kadar gerildi ve şimdi hep askeri darbe havası var.

Evet, en açık şekliyle ve tekrarla yazıyorum, bu restleşme artarak devam edecek ve biz Türkiye’yi en kısa sürede OHAL ve darbe ortamına sürükleyeceğiz hatta bir süredir sürüklemekteyiz. Türkiye’yi gerçek hürriyetine kavuşturacağız.

“Ordu millet el ele, gerçekten hür Türkiye”

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

Yürümüş gidiyor

Şu Zonguldaklı Cengiz Çaylı’nın kanalı da yürüyüp gidiyor. Çünkü gizli Ermeni ve Çingene kırması bir soydan geliyor. Annesinin Çingeneliği hala çok baskın ve gözler önünde…

Sistem, Cengiz Çaylı’yı da adamdan saymamızı istiyor. Hiç sansürlemiyor, kısıtlamıyor, aksine destekliyor.

Lafa geldi mi Türk ve Müslüman takılıyor ama Youtube üzerinden yaptığı canlı yayında, milletimize hayvancılığa dair, küçük çiftlikler kurmaya dair bir şeyler anlatırken “Şimdi arkadaşlar, kredi kullanın diyorum kızıyorsunuz. Haram diyorsunuz. Ne var sanki bu krediyi alıyoruz da karıya kıza mı gidiyoruz. Ekmeğimizi kazanmaya bakıyoruz” diye pervasızca cümleler kurabiliyor. Zaten müslüman değil, onun rahatlığıyla hareket ediyor.

Bunun gibi vahim çıkışlarına, yorumlarına rağmen hala varlıkta kalıyor, Youtube’da hep Cengiz ve benzerleri, çiftçilerimizin önüne çıkartılıyor. Annesinin gençlerimizin önüne çıkıyor olması ile en vahim sıkıntılardan birini oluşturuyor.

Ahlak bilmez, utanmaz herif… 60 yaşında Çingene anası, kameralar karşısında en galiz küfürlerle sövüp sayıyor, o anlarda kendisi kahkahalar atıyor ve bu kısımları silmeden paylaşıyor.

Bunlara mı kalmış memlekette hayvancılığı/besiciliği öğretmek. Kimse mi kalmamış seksen milyon insanın arasında ve hala bunlar var ekranlarda?

“Rasyon, rasyon, Rota yem, Rota yem” diye tuturmuş, sanki iksir ilmini bulmuş. Dünyanın her yerinde kolayca bulunabilecek bir yem karması yapmış daha doğrusu yaptırmış, birkaç teknik bilgiyi ezberine almış, bulunmaz Hint kumaşı gibi tavırlarla memleketi turluyor.

Danışmanlık yaptığı, teknik yönlendirme yaptığı çifliklerin neredeyse tamamında zavallı hayvanlar hala dışkılarının içinde duruyorlar, yiyorlar, uyuyorlar. Sonra hangisi hangi hastalığa yakalanınca, Avrupa menşeli hangi ilaç bu hayvanlara dayanacak, onu öğretiyor. CIA/Youtube, bu herifi niye sansürlesin?

İç pazite şu, dış parazite şu, ağzına şu, burnuna şu, gözüne şu, memesine şu, falana şu, filana şu…

İlaç deposu gibi oluyor hayvanlar ve sonra o hayvanların etlerini yiyen insanlar şifa bulmuyor, aksine çeşit çeşit hastalıklara yakalanıyor ve kanser oluyorlar.

Bir an önce hayvanların temiz şartlarda yaşatılması için ve hasta olmamalarını sağlamak için ve ilaçlardan kurtarmak için ve böylelikle insanları da hastalıklardan korumak için yapılması gerekenler, Cengiz gibilerin umurunda bile değil…

Bu şartlarda, neden sansürlesin CIA/Youtube bu kişiyi ve benzerlerini?

Oyalayıp duruyorlar Türk çiftçisini, besicisini bu gibi ahlak, haya, din, utanma bilmez lüzumsuzlarla…

Hep bunu yaptılar zaten… Acılar, çileler, zahmetler, sorunlar iyice artınca, kurtarıcı diye de kendi adamlarını sahaya salıyorlar.

Üç kuruş para kazandırmışlar, her hafta köylü pazarına gidiyor, kameralara konuşa konuşa ve göstere göstere, maddi vaziyeti iyi olmayan pazarcı kadınlara üç kuruş fazla para veriyor. Kadınların yüzleri de herkes tarafından görülüyor.

Sorsanız “Örnek bir tavır sergiliyorum” diyecektir. Nefsini, egosunu, hırsını tatmin ettiğini, belki genç/toy, hayat tecrübesi düşük kardeşlerimiz fark etmiyorlardır ama yaşını almış ve gün görmüş herkes anlıyor.

İyilik yapılacaksa, kameranı kapatırsın, hatta gerekiyorsa aile fertlerini bile yanına almazsın, kimseyi rencide etmezsin ve sağ elin verdiğini, sol el bile bilmez. Zaten verdikleri de paradan sayılmaz.

Sonra bir bakıyorsunuz bu adam, vekillerin, bakanların arasında bulunup durduğunu anlatıyor. Sayısız Türk genci, bu sahada tahsil de yapıyor, mücadele de veriyor ama iki adım yol alamıyor. Bırakıp bu işleri, başka sektörlerde çalışarak geçim temin etmenin derdine düşüyor. Diploması, haricinde yaptığı hususi çalışmaları, araştırmaları, okumakla geçen geceleri gündüzleri, masrafları, çektiği videoları, verdiği türlü emekleri hiç oluyor. Hiçkimseye fayda sağlamıyor. Kendisine bile… Saha, onların tutunamayacağı şartlara çoktan ayarlanmış.

Anlaşdı ki Youtube, bir milletin sadece boş vakitlerini yönlendirmiyor. Teknolojisini, devlet yetkililerini, her iş sektörünü, tıbbı/sağlığı, siyaseti, dini/maneviyatı, ahlak ve namus kabullenişlerini, kılığını/kıyafetini, her şeyini yönlendiriyor.

Sonra, ABD bilmem ne tatbikatı yapmış da 96 saatte Türkiye’yi işgal edecekmiş de neler neler… Bu palavraları anlatarak bu milleti ayrıca oyalayanlar da zaten gizli Ermeniler…

Türkiye zaten kuşatılmış hatta işgal edilmiş vaziyette. Sinsice her şeyimiz ele geçirilmiş. İşte gizli Ermeni Ekrem İmamyan, Avrupadan gelen birkaç etkili ve yetkili siyasetçiyle görüştükten sonra devletin/kamunun toplu taşıma araçlarında bile ibnelik savunuculuğu yaptırıyor. Halkı da bu kitapsızlığa açıkça yönlendiriyor. Mfs’nin, milletimizin ve insanlığın menfaatine olarak estirdiği rüzgarları kırmak, aksi yönde rüzgarlar estirmek istiyor.

Memlekette hangi vahim sorunun arka planını araştırırsanız, karşınıza gizli Ermeniler çıkıyor.

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi