Etiket arşivi: Biyonik robotlar

Şaşırmayın, araştırın…


Yazdıklarıma neden o kadar çok şaşırdınız?

Dünya tarihinin belki hiçbir yanı/kısmı, insanlığa anlatıldığı gibi değil… Şu andaki dünya insanlığının en az yarısının genlerinde uzaylı insan türlerinin genleri de var. Genlerimize kadar karışmışlar da binlerce sene önceki devletlerin idaresine, toplumların kabullenişlerine, inançlarına, tarzlarına mı karışmayacaklar. Peygamberlerin karşısına çıkıp da o şiddetli ve kural tanımaz mücadeleyi verenlerin çoğu uzaylı taraflardı.

Çoğunlukla düşmanlardı, karşı mücadele veriyorlardı ama aralarından İslam’ı seçenler, müslüman olanlar, iyi insanlar olarak yaşamak isteyenler de oluyordu. Hatta peygamberlerden bazılarına eş olanlar da oluyordu. Daha sarsıcı gerçeklere hazır/açık olmalıyız. Hepimiz kandırıldık ama daha fazla kandırılmamalıyız ve sömürülmemeliyiz. Bu dünya bizim, onların değil…

Hiç araştırdınız mı, futbol, uzaylı insan türlerinden yeryüzündeki dünya insanlığına mı geçti, yayıldı? Futbol aslında bir uzaylı oyunu muydu?

Binlerce senedir kesintisiz olarak uzaylı türlerin hakımiyeti/idaresi altında olan Çin’de, günümüzden iki bin beş yüz sene kadar önce oynanmakta olan cuju oyunu, modern futbolun temeli/kökeni sayılır. Cuju, dünya insanlığının/tarihinin olağan akışı sırasında bulunmuş bir spor dalı mı? O devirde, Çin hanedanlığının fertleri olarak görünen biyonik robotların içlerinde vazifeli olan uzaylılar, yer altı uzaylı şehirlerinde oynadıkları gibi, yer üstündeki vazifeleri sırasında da cuju ya da futbol ya da kendi uzaylıca dillerinde her ne diyorlarsa, onu mu oynamak istediler? Acaba ilk defa Çin hanedanlığından mı yayıldı, bu futbol denilen şey?

Kim bilir, belki de yeraltındaki gizli uzaylı şehirlerde de kocaman futbol sahaları vardır ve taraftarların coşkulu tezahuratı altında büyük futbol müsabakaları yapılıyordur. Belki de bunlar yeraltında en az 7-10 bin yıldır yaşanıyordur.

Eee, ne yaptınız, Ronaldo ve Messi gerçek dünya insanı mı yoksa biyonik robotlar mı diye araştıracak mısınız?

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

Çok kafam karıştı


Birilerinin şu meseleleri çözmesi lazım. Persler, uzaylı bir insan türüyle, dünya insanlarının melezi olarak mı türediler? Perslerin diğer adı neden Aryan? Aryan aslında ne demek? Farsça neden bu kadar köksüz ve yeni bir dil? Farsça gerçekten bu dünyanın olağan akışında türemiş bir dili mi, yoksa uzaylı bir türün dünyamızda kısa süre içinde ve hızlıca yaydığı bir dil mi?

Şu sıralarda bile yeraltı uzaylı şehirlerinden bazılarında Farsça diye bildiğimiz dil, bir uzaylı dili olarak konuşuluyor mu? Ya da Farsçaya çok çok yakın bir dil konuluşuluyor mu? İran’daki sözde İslam devriminden sonra Farsça’nın Arap harfleri kullanılarak yazılmaya başlanması, Müslümanları yanlış kabullenişlere mi itiyor? Osmanlı neden Farsça’nın bu kadar tesirinde kaldı? Bu, olağan akışta mı oldu, bir kasıt/müdahale/sevk neticesi mi oldu?

Zeliha ya da Züleyha, Arapça kökenli mi, yoksa Farsça kökenli mi… Arapçadan mı Farsçaya, Farsçadan mı Arapçaya geçti? Zeliha gerçekten de “su perisi” demek mi?

Geçmiş çağlardan beri dünya insanları arasından perileri gördüklerini söyleyenler hep oldu. O “peri” denilen kadın kişiler, dünyamızda binlerce senedir gizlenerek yaşayan uzaylı bir insan türünün kadınları mı?

Nilüfer ismi gerçekten Farsça kökenli mi? İddia edildiği gibi lila rengi demek mi? Başka manası ya da manaları var mı? Nilüfer ismi, dünyanın herhangi bir kültüründe “peri” manasına kullanılmış mı hatta hala kullanılıyor mu? Kökeni bulunamayan ve uzaylı insan türlerinden dünya dillerine geçmiş olması çok muhtemel olan pek çok kelime için hep “Farsça kökenlidir” mi deniyor? Nedir şu Farsça’nın sırrı, kim çözecek bunları?

“Peri” denilen çok güzel görünüşlü kadınlar, neden hep güzel göllerin kenarlarında görülmüşler? Nilüfer çiçeklerine “Nilüfer” denilmesinin bu kısımla da alakası var mı?

Hazret-i Yusuf zamanında Mısır’ın sınırları nerelere kadar uzanıyordu? O devirde de çok sayıda uzaylı insan türü, dünya insanlarından gizlenmeden, açıkça yeryüzünde yaşıyor muydu? Hatta denizlerin ya da göllerin içinde sorunsuz şekilde nefes alarak kalabilen, solungaç solunumu yapabilen, aynı zamanda yeryüzünde/karada da sorunsuz şekilde nefes alabilen, istediğinde denizin dibindeki toprak kısımdan yeraltı şehirlerine girerek de yaşayan uzaylı insan türü/türleri o devirde de var mıydı?

Durun durun, “deniz kızı” denilen ve tarih boyunca çok sayıda insanın gördüğünü iddia ettiği canlılar, aslında bu uzaylı insan türünün kadınları mı? Bunlar arasında balık kuyruğu olmayıp da normal ayakları/bacakları olan cinsi/ırkı da var mı? Hatta kuş kanadına benzeyecek kadar büyükçe ve aynı zamanda şeffaf ve güzel görünüşlü yüzgeçleri olanlar var mı? Yaratılışları icabı bunların metafizik kabiliyetleri çok yüksek seviyede mi? Bu konuların hepsi birbiriyle bağlantılı mı?

Biyolojik yapısı, biz dünya insanları ile evlenmesine, aile hayatı yaşamasına müsait olan uzaylı insan türleri dünyada da var mı ya da var mıydı? En zor soru da şu, Yusuf peygamberin hanımı olan Zeliha/Züleyha validemiz, söz konusu uzaylı türün bir ferdi miydi hatta o türün o zamandaki reisinin kızı ya da çok yakın akrabası mıydı? Sonradan Süleyman peygambere eş olan Sebe melikesi/kraliçesi Belkıs da dünyamızda yaşamakta olan bir uzaylı insan türünün melikesi miydi? O da mı dünya insanı değildi?

Persler/Aryanlar, yeşiller ile dünya insanlığının melezi olan bir ırk mı? Hatta Çingenelerin genlerinde yeşillerin genleri/kodları mı var? Asya’da hala yaygın olarak görülen genetik kod sorunlarının sorumluları yeşiller mi? Günümüzde İran denilen yer de binlerce senedir gizlice yeşillerin kontrolünde/hakımiyetinde mi? Türk dünyası arasında hep set gibi duran hükumetler, ülkeler kuranlar ve onları ayakta tutmaya çalışanlar daha çok yeşiller mi? Osmanlı’nın Türk dünyasına sırtını dönmesinin ve asırlarca bu acayip hali/tavrı düzeltmemesinin asıl sebebi/sebepleri ne?

İran bayrağında bulunan ve sözde “Allah” lafzı yazdığı söylenen, hakkında Müslümanlara masallar anlatılan o sembol aslında Baphomet mi? Kanatları, bağdaş kurmuş ayakları, başında keçi boynuzları olan Baphomet’i mi temsil ediyor İran bayrağındaki o şekil? Pekiyi, Baphomet aslında neyi, kimi temsil ediyor? İblis’i mi, Deccal’ı mı? Yoksa ikisinin melezini/karışımını mı?

Deccal, uzaylı yeşiller türünden bir kişi ise… Böyle bir tarihi/geçmişi olduğundan ötürü mü İran’a çok kıymet vermiş, veriyor ve her şeyi göze alarak İran’ı elinde tutmaya çabalıyor? Hazret-i Mehdi’nin öncelikle İran tarafına sefer yapacağını haber veren hadisleri yeniden mi çalışmalıyız? Türk dünyasını ve devamında bütün dünya insanlığını kurtarmak için öncelikle İran’ı mı haritadan silmeliyiz? Öyle ise, önce İran’ın yeraltını mı yoksa yerüstü kısmını mı yenmeliyiz?

Bu konu ile alakalı peş peşe sorulacak olan hiç abartısız binlerce soru var ama şimdilik son sorum şu… Bunları sorguladığım ve sorgulanmasını istediğim için, Cübbeli Ahmet suretinde imal edilmiş biyonik robotun yapay zekası ya da yapay zekanın kablosuz olarak bağlandığı yeraltındaki merkezi yapay zeka ya da robotun içindeki uzaylı insan şeytanı kişi beni tekfir eder mi?

| mfs – Ezber bozan – Akademi Dergisi

Pele öleli onlarca sene oldu…


Eski ve meşhur futbolcu Pele, gerçek Pele değil… Onun zamanında da futbol kulüpleri/takımları biyonik robotlarla doluydu. Pele ta o zamanlarda biyonik robot yapıldı.

Asıl sorun da kanser değil… Dünyanın her yerinde, Deccal’a çalışan dünya insanları da uzaylı insanlar da dünya insanları suretinde yapılmış biyonik robotlar da zor hallerdeler. Şiddetli çarpılıyorlar, sahada durabilmek için adeta çırpınıyorlar. Bunlar arasından, sahada kalma/durma mecburiyeti olmayanlar, yaşı ilerlemiş olanlar, büyük fayda sağlamayanlar zaten gözden çıkartılıyorlar. Çok eskiden beri dünyanın dört bir yanındaki önde gelen futbol kulüplerinde ve diğer spor kulüplerinde biyonik robotlar dolu. Sadece sporcular/futbolcular değil, teknik direktörler ve kulüp yöneticileri arasında da biyonik robotlar dolu.

Türk milli futbol takımları olarak bilinen takımlar da ilk bakışta Türklerden oluşmuş gibi görünen, daha arka planda gizli Ermeni ve Yahudi kişilerden oluşan, daha arka planda da bunların öldürülmesi ve biyonik robotlarının sahaya sürülmesi ile oluşturulan takımlardı. Bu, hala bu şekilde, değişen bir şey yok. Değişen, bunları rahat bırakmayan ve dünyayı sarmış olan değişik bir duman yani bir metafizik sinyal yoğunluğu… İşte bu duman, dünya tarihinde kırılma noktası oluşturacak kadar ehemmiyetli bir hadise ve bu nedenle kıyametin büyük alametleri arasında konu edildi hadis-i şeriflerde…

Bu acayip duman sebebiyle Ronaldo ve Messi gibi en önde gelen biyonik robotlar bile zor günler geçiriyorlar. Son haftalarda futbol severler, bu ikiliye ne olduğunu tartışıyorlar. Bu duman sayesinde spor sahasında da dengeler yerinden oynuyor ve Ankebut Ağı yani İblis ile Deccal’ın ortak sistemi, iddialar/kumarlar üzerinden çok büyük paralar vurmakta da zorlanmış oluyor.

Sahi, niye bu konuların üzerine gidilmiyor ve ilgili kişilere “Sen bir biyonik robot musun? İşinde çok iyi seviyede olan tıp uzmanlarından ve ayrıca çok sayıda metafizikçiden oluşan bir özel ekiple seni, sana zarar vermeden incelemek istiyoruz, kabul eder misin?” denilmiyor? Çok mu zor bunu yapmak? Gerçekten insan olan, gizlediği bir şeyi olmayan bir kişi, zaten böyle bir talebi red etmez. Kendini zan altında bırakmaz. O halde haydi yapılsın bu… Hem belki de gerçek insan çıkarlar da Mfs’ye on küsur sene sonra kapak takabilen, onu mahcup düşürebilen birileri çıkmış olur. Neden bu fırsat kaçırılıyor?

İşinde iyi olan metafizikçiler için, söz konusu şüpheli kişilerin yanına yaklaşmak bile gerekmez. Binlerce kilometre uzaktan bile, çok büyük bir isabet oranıyla, şüpheli kişinin gerçek kişi mi yoksa gerçek kişinin yerine geçirilmiş bir biyonik robot mu olduğunu görebilirler.

| mfs – Biyonik bozan – Akademi Dergisi

İntikam, soğuk yenilince lezzetli bir aştır

Güney Azerbaycan’ın Türkiye’ye değil de tamamen Londra’nın kontrolünde olan Azerbaycan’a/Aliyev’e bağlanması için mücadele veren hiçbir tarafı ve kişiyi, dost unsur olarak görmüyorum ve görmeyeceğim. Hatta söz konusu tarafları, öncelikli olarak imha edilmesi ya da tamamen diz çöktürülmesi, tesirsiz hale getirilmesi gereken taraflar olarak göreceğim.

Güney Azerbaycan doğrudan Türkiye’ye bağlanacak. Sonra, günümüzde İran denilmekte olan o kadim Türk topraklarının tamamını da Türkiye’ye bağlayan hamlelerimiz devam edecek. Bunları yapmamıza Londra merkezli dünya düzeninin aktörleri mani olamayacaklar.

Onlar, Aralık ayı boyunca krizlerden krizlere girecekler ve yeni yıla da devasa krizlerle girecekler. Devamındaki aylarda da kendi iç dertlerini/meselelerini bile çözemez hallerde olacaklar. Daha önce de açıkça yazdığım gibi, zaman bizim lehimize, onların aleyhine işlemeye devam ediyor.

Ordumuzun Suriye’ye askeri operasyon yapmasını, terör ve kara/kanlı para işlerinin artırılmasını hedefleyen Ankebut Ağını, merkezde de Londra’yı, yine yendik. Suriye’ye o kapsamlı askeri operasyonu yaptırmadık, yaptırmayacağız. Kara paraları iyice kesilince adeta aort damarları düğümlenmiş gibi can çekişen, acıyla debelenen batılı ve doğulu ülkeleri keyifle izleyeceğiz. İntikam, soğuk yenilince lezzetli bir aştır. TSK içindeki NATO’cu ve Londra merkezli sistemin mensubu herkesi, istisnasız herkesi imha etmeye başlayacağız. Gerektiğinde tetik düşürerek, gerektiğinde ileri seviyede su-i kast teknikleri kullanarak, gerektiğinde metafizikle çarparak, o hainler güruhunu yok edeceğiz. Onların yerlerine biyonik robotlarla geçilmesine de izin vermeyeceğim, şu anda kadar biyonik robotlarla yerine geçilmiş kişileri de oyundan düşüreceğim.

Baştan söylediğim gibi, Londra’nın çok istediği Türkiye-Yunanistan krizi de iyice tempo yitirdi. Şu günlerde yeniden bu suni ve danışıklı krizde tarafların tempo yükseltmesine de izin vermeyeceğiz.

Şu sözde mülteciler işi de iyice uzadı ve daraldım. Hususiyle Türkiye içindeki taraflardan bu konuda karşımda duran herkese hızla yıkıcı darbeler vurmaya başlayacağım. İstanbul’un karşısında durabileceğini zan eden Putin’in/Rusya’nın bile dünyaya rezil olduğu ve kahkahalarla gülündüğü şu günlerde, bakalım Türkiye içindeki söz konusu tarafların hallerine nasıl kahkahalarla gülünecek. Aslında ortada şaşırtıcı bir şey yok. Karşımda her seferinde namertlik yapan, düşmanlık yapan ve son süreçte haddini iyice aşan Putin’in ve çetesinin başına daha da fazla şeyler gelecek. Rusya halkının tamamını düşman görmüyorum ama defalarca ikaz ettiğim ve süre tanıdığım halde, gerekli duruşa sahip olmadılar ve mücadeleyi vermediler. Benim, insanlığın ve Rus halkının kurtuluşu için Rusya’yı parçalamaktan başka çarem de kalmadı. Bu, Rusların tercihi oldu, benim değil…

Hala boğazlar konusunda benimle açıkça restleşebileceğini düşünen taraflar kaldıysa… Putin gibi Türkiye’de terör eylemleri ve suni afetler yapabileceğini düşünenler kaldıysa… Onları da Putin gibi açıkça tavrını sergilemeye devam ediyorum. Onları da Putin’le aynı hale düşürmek benim için büyük bir vazife ve zevk olacak. Bu ülkede ve bölgede, bundan sonra da ben ne diyorsam, sadece o olacak.

Şu vakit oldu da hala Sedat Peker’in yayınlar yapamıyor oluşu da beni çok geriyor. Bu hususta da söylenmesi gerekenleri baştan yazmıştım. Tekrar edecek değilim. Bu konuda verdiğim mühletin bittiğini ve bu konuda da şu andan itibaren çatışma kısmına geçtiğimizi açıkça ilan etmiş bulunuyorum. Diğer kısımlarını, neler olacağını, zaten ilgili bütün taraflar biliyorlar.

Esed güçleri hariç, Suriye sınırları içindeki bütün yabancı unsurların (Rusya ve İran unsurları da dahil) Suriye sınırlarından çıkartılması süreci hız kesmeden ve şiddetini artırarak devam edecek. Bu husustaki kararlılığımı bir kez daha hatırlamakta fayda gördüm.

Dediğim gibi, Aralık ayı şiddetli çatışmalarla geçecek gibi duruyor ve bizde buna çoktan hazırız.

| mfs – Ezber bozan – Akademi Dergisi

Kalkan gibi…

İbn-i Mace’de geçen hadis-i şerifte şöyle buyruldu: “Deccal, doğuda Horasan denilen bir bölgeden çıkar. Yüzleri deri üzerine deri kaplanmış kalkanlar gibi olan bir kavim ona tabi olur.”

Ye’cüc ve Me’cüc kavimlerinden bahsedilen sahih hadislerde de onların bazılarının derilerinin kalkan gibi, zırh gibi olduğu açıkça ifade edilmiş. Bu gibi gerçekleri yıllardır izahlar yaparak da anlatıyorum. Çok sayıda dini mesned/dayanak, delil bir araya getirildiğinde… Öncü deccallerin değil, ahir zamanda hz. Mehdi ile hz. İsa’nın beraberce öldürecekleri asıl/gerçek Deccal’ın uzaylı insan türlerinden birinin mensubu olduğu ve çok çok yüksek bilim ve teknoloji kullandığı anlaşılıyor. Yine dini deliller, hz. İsa ile hz. Mehdi’nin, Deccalı ve adamlarını, nefesleriyle yani metafizik kabiliyetleriyle uzaktan öldüreceklerini anlatıyor.

Şunca şey vuzuha/açığa çıktıktan sonra, hala Deccal’ın uzaylı bir İslam hatta insanlık düşmanı kişi olduğuna kanaat etmeyenlere, ben daha başka bir şey anlatmam, susarım. Zira o şahsın dürüst olmadığına, samimiyetle davranmadığına, gerçekleri çok iyi kavradığı, anladığı halde, bile bile inkar ettiğine, dünyalık menfaatinin peşinden koştuğuna kanaat ederim.

Asıl Deccal’ın uzaylı olduğuna şüphe yok ama hangi uzaylı türden? Asıl Deccal, reptilian da denilen yeşiller arasından çıkmış olabilir mi?

Yeşillerin asıl hallerinin/görünüşlerinin çok itici olmadığını hatta sempatik/sevimli bir görünüşleri olduğunu ama kendilerini daha savaşçı, daha dayanıklı yapmak maksadıyla kendi genlerine/kodlarına müdahale ettiklerini ve şimdilerde reptilian denilen çok çirkin hala büründüklerini, yıllar önce de yazmıştım. Günümüzde de dünyamızda genetiği bozulmamış yeşillerden mevcut ama reptilian/sürüngen denilenlerde de çok yüksek sayıda var. Hatta genetikle oynaya oynaya türetilmiş daha acayip şekilli insan türleri de var. Bunlardan “üç yumruk” dediğimiz ve boyları çok çok kısa olan türü ise yıllardır konu ediyoruz.

Üç yumruklar da büyük çoğunlukla Deccal’ın sistemine tabi olan bir insan türü… Dünyadaki biyonik robotların içinde bu insan türü çok sık olarak kullanılmaya devam ediliyor.

Yakın zamanda söz konusu biyonik robotların büyük gruplar halinde, topluca bozulacakları… Dünyanın çok farklı noktalarında dünya insanı rolü oynuyorlarken bir anda devrelerinin kapanacağı ve diz kapakları üzerine çöküp yerlere serilecekleri de dini delillerden anlaşılabiliyor. Bu da yaşandığında Deccal çok daha büyük nispette güç ve hakimiyet kaybetmiş olacak. Buna da hz. İsa ile hz. Mehdi beraberce sebep olacaklar. Tabut-u Sekine de Musa’nın asası da Süleyman’ın mührü de diğer mukaddes emanetler de hatta Hüdhüd kuşu bile bu ikilinin yardımcısı olacaklar.

Hz. Süleyman zamanındaki meşhur Hüdhüd kuşu bile bir biyonik robottu. Tek değildi, kuşların suretlerinde yapılmış biyonik robotlar ordusu vardı. O kadar ileri seviyede yapılmış araçlardı ki bunlar, görünüş olarak normal kuşlardan ayırt edilemezlerdi. Lakin… Enerji silahlarıyla, ışın silahlarıyla, metafizik sinyal yayan kısımlarıyla ve daha başka başka silahlarla ağır saldırılar yapabilir, düşman unsurlara ağır kayıplar yaşatabilirlerdi.

Kablosuz iletişimi dinleme, aynı dinlenen çok yüksek sayıdaki görüşmeyi anında ayırt etme, anlama ve buna göre yapay zekasıyla karar verme hususiyetlerine/teknolojisine sahipti bu kuşlar.

Gerçek kuşların ve hayvanların hatta bitkilerin dilini, her devirdeki peygamberler ve evliya zaten bilir. Bu, çok çok nadir görülen bir şey değildir. Süleyman peygamber aslında “kuşların” yani yapay zekalı biyonik robot olan kuşların dilini bilirdi. Onları bizzat kendisi kodlar, yapay zekalarını yazar ve programlardı. Hazret-i Zülkarneyn’den kısa bir süre sonra yaşayan ve peygamberlik vazifesi yapan, dünyayı tek bir devlet halinde yöneten Hazret-i Süleyman zamanında, şu dünyamız mümkün olabilen en yüksek bilim ve teknoloji seviyesine yükselmişti. Bunu da on yıldan fazladır anlatıyorum.

O zamanda Hüdhüd, diğer biyonik robot kuşlardan çok daha özel/gelişmiş bir teknolojiye ve yapay zekaya sahipti. Onu bir Süleyman peygamber, bir de Tabut-u Sekine kontrol edebilirdi. Hazret-i Süleyman, Hüdhüd’ün başka birilerinin eline geçmesinden ve kodlarının çözülmesinden/kırılmasından, kendi aleyhine kullanılmasından çok endişe ederdi. Hüdhüd kuşu, havada uçarken sadece iletişimi dinlemekle ve ayırt ederek Süleyman peygambere raporlar vermekle kalmaz, o çevredeki yeraltı uzaylı şehirlerini de tespit eder, oraları da dinlerdi. İsterse yeraltındaki su kaynaklarını, maden kaynaklarını da kolayca tespit edebilir, bunlar hakkında detaylıca raporlar verebilirdi.

Üzerine geçen binlerce sene sonra… Ebrehe isimli azılı İslam düşmanı kişi, ordusuyla beraber Kabe’yi yıkmaya teşebbüs ettiğinde… Onu ve ordusunu, üstlerinden attıkları küçücük kızgın taşlarla delip geçen ve Ebabil kuşları olarak bildiğimiz kuşlar da Hüdhüd ve emrindeki biyonik robot kuş orduları olabilir mi?

Bu dünya sahipsiz değil. Bu dünya müslümanların, İslam ve insanlık düşmanlarının değil… Birkaç tane uzaylı insan türünün de değil. İmtihan dünyası olduğu için, Allah adil olduğu için, çalışıp gayret edenler gayr-i müslimler de olsalar onlara zaferi verdiği için, bu dünyanın genelinde birkaç bin senedir zulüm, küfür ve Deccal sistemi hakim… Birkaç asırdır ise dünyanın tamamında Deccal sistemi hakim…

Şimdi ise müslüman dünya insanları çok çalıştılar, çok mücadele ettiler, çok taktik oynadılar, ağır bedeller ödediler ve bu günlere geldiler. Allah adil ve bu defa zaferi müslümanlara yaşatacak.

Bundan sonra hiç kimse, Deccal’ın ve İblis’in uydurduğu saçma sapan insanlık tarihi anlatımını ayakta tutamayacak. Herkes, türlü türlü sırları, hakikatleri duya duya sarsılacak. Bu süreçte İstanbul merkezli yeni dünya düzeni iyice şekillenecek, köklenecek ve kuvvetlenecek.

| mfs – Ezber bozan – Akademi Dergisi