Etiket arşivi: Biyonik robotlar

Herkes kendi yoluna…


Türkiye, Rusya ve İran arasında yeni bir görüşme yapılmasının kimseye bir faydası yok. Zaman, emek ve para israfından başka bir şey değil. Şu manasız, faydasız, art niyetli, oyalamaya da dönük görüşmelerin artık son bulması şart. Putin, bir kez daha dünyanın gözleri önünde kendisine altın tepsi ile sunulmuş büyük fırsatları kullanmadı. Her zamanki yanlış kararlarıyla yanlış tavırlarına devam etti. Bundan böyle Putin’in ya da Şi’nin Türkiye’ye, İstanbul’a gelmesinin de kimseye bir faydası yok. Herkes kendi yoluna bakmalı…

Biz, şimdilik Türkiye’nin de menfaatine olduğu için, Rusya’nın Suriye’de bir süre daha kalmasına, boğazlardan ve hava sahamızdan geçmesine izin vereceğiz.

Ayrıca bilinmesini isterim ki sahada görünen Putin’in ya çoklu kişilik bölünmesi denilen rahatsızlığı var ya da o biyonik robotun içinde iki tane uzaylı insan var ve bunlar kendi aralarında çatışıyorlar. Güç mücadelesi yapıyorlar. Karar ayrılıkları yaşıyorlar. Şu yaşananın başka türlü bir izahı bende yok. Her neyse ne, bizim oyalanacak bir dakikamız bile yok. Kimsenin iç çatışmaları da bizim meselemiz değil. Hep söylediğim gibi ben herkesi iyi ve kötü diye sınıflandırıyorum. Dünya insanı, uzaylı insan, dünyalı cin, uzaylı cin diye sınıflandırmıyorum. Deri rengine, lisanına, kültürüne, dinine göre de sınıflandırmıyorum. Ben bu dünyada “iyi” olan her kesin, her gurubun, her türün barış ve huzur içinde yaşamasını sağlayacağım.

Bu güne kadar karşımda ve kötülüğün yanında saf tutmuş insanlar, topluluklar, şirketler hatta devletler bile, samimiyetle iyiliğin safına geçerlerse, onlarla da iyi geçineceğim.

| Mfs – Ezber bozan – Akademi Dergisi

Filistin bizim, Filistinliler değil

Bir gün aniden bir haber gelse “Filistin diye bir yer kalmadı. Bir tane bile Filistinli hayatta kalmadı” denilse, yine de bir an olsun içim acımayacak.

Bazen düşünüyorum, acaba Filistin’de sadece 50 kişi de olsalar gerçek Müslümanlar var mıdır. Filistinlilerin müslümanlığı, İranlıların müslümanlığından daha tartışmalı, daha şüpheli bir husus… İranlı Acemlerden/Şiilerden bile daha beter hallerdeler.

Filistinliler gerçekten tevbe ederlerse, itikatlarını ve amellerini düzeltirlerse kardeşlerimiz olurlar ama bu halleriyle günümüzdeki Filistinliler bizim hiçbir şeyimiz olmuyorlar.

Filistin’de kutsalımız olan mekanlar/mabetler var ve onlar da korunuyorlar. Deccalin bile zarar veremeyeceği şekilde korunuyorlar.

Mekke ve Medine de aynı şekilde korunuyor. Artık herkes anladı ki asıl/büyük deccal bir uzaylı insan türünün lideri ve elinde çok çok yüksek teknoloji var. Hadis-i şeriflerde deccalin bazı diyarları kuraklaştıracağı, bazı diyarları bol bol mahsül veren hale getireceği açıkça ifade edilmiş. Deccal bunu çoktan yaptı. Günümüzde HAARP da denilen elektromanyetik saldırı teknolojilerine, iklim silahlarına o asırlar önce bile sahipti. Çoktan manyetik alanlarla, gazlarla, arılarla, haşeratla, denizlerin dengeleriyle, akarsuların dengeleriyle, iklimlerle, yağışlarla oynadı. Gezegeni kendine göre şekillendirebildiği kadar şekillendirdi. Çoktan Türk/İslam diyarlarını kuraklaştırdı. Buralardaki insanların genetik kodlarını bozabildiğini bozdu. Kendisine bağlı olan, Satanistleştirilmiş olan batı diyarlarını da yemyeşil yaptı ya da o halini korudu. Oralarda hayvancılığın da farklı iş sahalarının da önünü açtı. Oralarda insanların genlerini de çok bozmadı. Bunun karşılığında onların dünyalarını ve ahiretlerini cehenneme çevirdi. Onların dinlerini, onurlarını, ahlaklarını, namuslarını çaldı, yok etti.

Hadis-i şerifte deccalin Mekke ve Medine’ye giremeyeceği haber verildi ve öyle de oldu. Çünkü Mekke ve Medine çok eskiden beri korunuyor. Adem babamızdan bu yana peygamberlerin diyarı oralar. Kıblemiz de orada ve orası da korunuyor. Hem de deccalin elindeki bilim ve teknolojinin asla aşıp geçemeyeceği kadar yüksek teknoloji ile korunuyor. Öyle olmasaydı şimdiye ne Kabe-i Muazzama kalmıştı, ne çevresi kalmıştı, ne hz. peygamberimizin kabr-i şerifi kalmıştı, ne Mescid-i Aksa kalmıştı. Asırlardır Müslümanların çoğu bu hadis-i şerifi “Deccal fitnesinin/küfrünün Mekke ve Medine’ye giremeyeceği” şeklinde yorumladılar ya da anlayamadılar da sustular. “En doğrusunu Allah bilir” dediler. Oysa gerçekte herkesin gözleri önünde ki deccal küfrü Mekke ve Medineyi kuşatalı üç asır oldu. Şu anda bile bu kutsal şehirlerimiz Arap Müslüman rolü oynayan Satanist kriptoların, yani deccalin sistemine çalışan İslam düşmanlarının kontrolünde. Kendisi de bir kripto olan sözde milli şairimiz Mehmet Akif Ersoy, oralara gittikten sonra “Buralarda da sadece İslam’ın adı kalmış” demek zorunda kalmıştı. Mısır için de aynısı demişti. Acaba son bir asır içinde Kabe imamları arasında mason olmayan, kripto olmayan, gerçekten müslüman olan bir kişi oldu mu…

Benzeri koruma sistemleri dünyadaki başka yerlerde de var. Bu hususları hızlı anlatmak çok kafa karıştıracaktır. Ben, vakti geldikçe anlatmaya devam edeceğim. İyi bilinmeli ki bu dünyada en yüksek bilim ve teknoloji ve en yüksek seviyede güç deccalin ve sisteminin elinde değil. Bizim elimizde… Lakin, bizim sistemimizde, istikamette olmayan, yoldan çıkmış, sapıtmış, nasihat dinlemeyen milletleri korumak, kurtarmak yok.


  • Ebrehe bir biyonik robot muydu? Deccalin sistemine mi mensuptu? Dünya insanı suretinde biyonik robot kullanarak, zahiri/görünür şartları ayarlayarak Kabe’yi yok etmek mi istedi? Bu sırada, dünya insanlarının anlayamayacağı şekilde çok ileri bilim ve teknoloji de kullandı mı? Ebrehe’nin adamlarının ve fillerinin arasında biyonik robotlar var mıydı?
  • Kabe’yi yıkmaya teşebbüs eden Ebrehe’nin adamlarını ve fillerini yakan, tepeden aşağı doğru delip geçen minik taşları atan Ebabil kuşları aslında biyonik robotlar mıydı? Elbette Kabe’yi Allah korudu ama o vakit kimleri bu korumaya vesile etti? Dünyalıları mı yoksa uzaylı müslümanları mı?

| Mfs – Akademi Dergisi –

Hızır (a.s.), yüksek teknoloji, ölü balığın dirilmesi ve Kehf Suresi

Ezber bozandan yeni ve sarsıcı bilgiler…

Akademi Dergisi (Mfs/Ezberbozan) taklidi yaparak Youtube için video hazırlayanlar, televizyon kanallarında açık oturum yapanlar, muhtelif mecralarda köşe yazıları yazanlar ve ayrıca kitaplar yazanlar, son zamanlarda sanki biraz yavaşladılar. Ayrıca ufuklarını genişlettiğim bilim adamları da etkili ve yetkili kişiler de bu konularda daha çok şey öğrenmek istiyorlar. Anlaşılan o ki bütün bu insanlığa artık bazı şeyleri daha da açık şekilde anlatmanın vakti gelmiş.

Türkiye ve dünya siyasetinin bir süredir aşırı gergin olduğu şu zamanda, zihnim bunca gergin meselenin arasında dinlensin ve söz konusu kişilere de yeni tartışma/araştırma konuları çıksın ve bazı soruların da artık cevapları net olarak verilsin diye, ana hatlarıyla da olsa bazı sarsıcı gerçekleri yazayım…

– Yıllar önce yazmıştım ki çok kaliteli/gerçekçi biyonik robotlar, sadece insan suretinde değil, köpek, kedi, kuş ve diğer hayvanların suretlerinde de imal edilebiliyorlar. Yine tekrarla yazmıştım ki dünyamızda on bin seneden fazla süredir biyonik robotlar yani hem mekanik aksamı bulunan hem de biyolojik dokuları bulunan ve yapay zeka ile yönetilen robotlar yapılabiliyor. Karada ve havada yaşayan canlıların suretinde biyonik robotlar yapılabildiği gibi, denizlerde, okyanuslarda ve akarsularda yaşayan canlıların suretlerinde de biyonik robotlar on bin seneden fazladır yapılıyorlar. Şu anda bile dünyanın muhtelif denizlerinde ve okyanuslarında dolaşmakta olan Yunus balıklarının, köpek balıklarının, balinaların ve daha başka başka balık türlerinin aralarında, çıplak gözle bakılınca gerçeklerinden asla ayırt edilemeyecek biyonik robot balıklar da dolaşıyorlar. Dünyadaki devletlerin, en çok da mavi balina ya da gök balina denilen, ağırlığı 150 tona ulaşabilen balinalara dikkat etmesi gerekiyor.

– Yunus Aleyhisselam’ı bir balık yutmuştu ve balığın karnında bir süre yaşamıştı. Aslında o şey, balık suretinde imal edilmiş, canlı dokularla da kaplanmış, büyükçe bir biyonik robottu. O biyonik robotun içinde, başka bir uzaylı insan türünün insanları vardı. Günümüzde olduğu gibi o zaman da gerçek bir balık gibi görünerek gizlice görev yapmaya imkan sağlayan araçlar vardı.

– Uzun zaman önce yazmıştım. Hızır Aleyhisselam ile Musa Aleyhisselam’ın buluştuğu ve “iki denizin birleştiği yer” denilen o yer, Karadeniz ile Marmara Denizi’ni birleştiren İstanbul Boğazı… Bu buluşmanın bir kısmına kadar Musa Aleyhisselam’a yardımcı olan genç de Yuşa Aleyhisselam… Orada söz konusu olan ölü balığın dirilmesi de yine konumuzla alakalı. O balık da gerçek bir balık değil, tamamen gerçek bir balık gibi görünen bir biyonik robottu. Çalışmasına mani olan, kontrol edilmesini tamamen imkansız kılan bir sorun oluştu. Tehlikeye düştüler ama bir kayalığa sığınmayı başardılar. O gergin anlarda, balık da denilen o aracı düşünemediler. Musa (A.S) değil ama Yuşa (A.S.) kısa bir süre sonra balığın tekrar çalışır hale geldiğini hatta kendi kendine oradan uzaklaştığını gördü. Bunu Musa Aleyhisselam’a söylecekti, yanına vardığında unuttu.

Musa Aleyhisselam’ın, kendinden daha alim bir zat olduğunu duyduğu ve çok da merak ettiği Hızır Aleyhisselam ile buluşma, konuşma arzusu çok yüksekti. Bunu can-u gönülden istiyordu. Görüşebilmek için büyük zahmetler çekmeye ve risklere girmeye bile hazırdı. Musa (A.S.) ve Yuşa (A.S.) gibi, peygamber olmanın yanında, aynı zamanda idarecilik/hükümdarlık/komutanlık da yapan kişilerin, yanlarına koca askeri birlikler ve çok sayıda askeri araçlar almadan çok uzak diyarlara gitmeleri son derece riskliydi. Bu nedenle, o devirde kullanılan çok çok özel araçlardan birini tercih ettiler. Bu araç, binlerce millik mesafeyi, kendilerini hiç fark ettirmeden ve gizlenerek gidebilecekleri, denizin içinde ve balık sürülerinin arasında dahi yol alabilecekleri bir araçtı. Balık da denilen, balık hareketlerini tamamen taklit eden, çıplak gözle bakınca gerçek balıktan ayırt edilemeyen, yüksek teknoloji ürünü ve biyolojik dokularla kaplı aracı kullanarak gittiler.

Günümüzde İstanbul dediğimiz yere geldikleri gibi balık öldü yani bozuldu. Sistemleri, göstergeleri/ekranları tamamen devre dışıydı. Hiç enerjisi/gücü kalmamış ve nötrlenmiş gibiydi. Balık imal edilirken düşünülen acil durum teknikleri kullanılarak karaya varılabildi ve kayalık bir yere zor zahmet de olsa çıktılar. Kayalığa çıkarken de çok gergin anlar yaşadılar. Balık aslında ölü değildi. Çalışabilir haldeydi. Lakin Hızır Aleyhisselam’ın güvenliği yüksek seviyedeydi. Kendisinin bulunduğu o bölgede, çıplak gözle görülemeyen bir güvenlik kalkanı çalışır vaziyetteydi. Kaf Dağı yani Van Allen Kuşağı’nın benzeri şekilde, düşman araçlarını/UFO’larını, düşmanın imal ettiği biyonik robotları ya da biyolojik dokuları bulunmayan şekillerde üretilmiş tamamen mekanik robotları içeri geçirmeyen bir kalkandı bu… Daha sonra Hızır Aleyhisselam’ın müdahalesi ile Musa ve Yuşa peygamberlerin hiç beklemedikleri şekilde, bu balığın/aracın arızalı hali düzeldi, balık onların kontrolünün dışında denize doğru ilerledi.

Genç adam yani Hz. Musa’ya yardımcı olan Yuşa aleyhisselam bu nedenle “Kayaya sığındığımız sırada balığı unuttum. Onu hatırlamamı bana şeytandan başkası unutturmadı. O, şaşılacak bir şekilde denizde yolunu tutup gitmişti.” dedi. (Kehf Sûresi, 63. Ayet-i kerimesi) Bu nedenle, bu sözün karşısında Musa (A.S.) da “İşte aradığımız zaten buydu” dedi. (Kehf Sûresi, 64. Ayet-i kerimesi) Yani “Doğru bölgedeyiz, gitmemiz gereken yöndeyiz. Bu yaşanan hal beni çok sevindirdi. Bu balığa Hızır Aleyhisselam müdahale etti, bizi buraya çekti.” manasına söyledi. Aracın ellerinden çıkmasına hiç üzülmedi. Sonra tekrar kayalık yere geldiklerinde Hızır Aleyhisselam’ı orada buldular, görüştüler ve balık da çalışır vaziyette oradaydı.

– Yer yüzünde ab-ı hayat yani hayat suyu var. Bu da efsane değil, gerçek. Hızır Aleyhisselam da bu sudan içti, çünkü bunu kendisi buldu. O kadar yüksek ilmi var ki ölümsüzlüğe yani yaşlanarak ölmeye mani olacak bir sıvı üretti. Buna ab-ı hayat deniliyor. Tam manasıyla ölümsüzlük yok ve hiçbir zaman olmayacak, bulunamayacak. Bu suyu içenler bile ağır kaza geçirseler, ölümcül silah darbeleri alsalar ve benzeri haller olsa, bedenin pek çok mühim yerinde eş zamanlı ve ağır darbeler olsa, ölüyorlar. Lakin bu su, yaraları çok hızlı iyileştirdiği gibi zarar görmüş organı da hızlıca yenilediği için, bu suyu içenin ölme ihtimali çok çok düşük oluyor.

– Hızır (A.S.) uzay teknolojisi kullanıyor ama akla hemen uzaylılar gelmesin. Yeşiller, Griler ve benzerleri gelmesin. Onların teknolojileri, Hızır (A.S.)’ın sahip olduğu teknolojinin yanında oyuncak misali kalıyor. Dahası, bu teknoloji bu dünyaya, başka dünyalardan nakil edilmedi. Tamamen dünyamızda gelişmiş bir uzay teknolojisi bu…

– Tabut-u Sekine yani Ahid sandığı, Musa (A.S.)’dan önce de vardı ve Hızır Aleyhisselam’daydı. Şu devirde de hala Tabut-u Sekine Hızır Aleyhisselam’da. Hz. Mehdi yani Süleyman Hilmi Tunahan k.s. da ab-ı hayat içti. Daha önce sesli olarak da detaylı anlatmıştım ki hz. Mehdi yani üstazımız Süleyman Hilmi Tunahan hazretleri, bir anda ortadan kayboldu, hicret etti. Vefat ettiği zan edildi, İngiliz istihbaratı ile bağlantılı gizli Ermeniler, gizli Yahudiler, masonlar, güya Süleyman Hilmi Tunahan hazretlerinin kıymetli talebeleri, bir vefat tiyatrosu sergilediler. Kabr-i şerif olarak bildiğimiz sözde makamı inşa ettiler. Bir Sabetaycı gizli Yahudi hainin, arasına bol bol ilmi tuzaklar yerleştirdiği güya İslami yazılarını, üstazımızın mektupları, risaleleri olarak kabullendirdiler, okuttular.

Hz. Mehdi’nin hadis-i şeriflerde haber verilen talebesi Kahtani/Cehcah isimli kişi, dünyanın siyasi, askeri, dini şartlarını iyice ayarladıktan sonra, Hz Üstazımız yani Hz. Mehdi, hicretinden geri dönecek. Hizmetine yine devam edecek. Daha çok Şia bölgelerinde yaygın olan “Mehdi’nin gaybet dönemi” denilen şeyin aslı da bu… Öyle, bin sene önce mehdi geldi de sonra ortadan kayboldu da ahir zamanda yeniden gelecek diye bir şey yok. Aslı bu… Ahir zamanda gelecekti, geldi. Ahir zamanda ortadan kaybolacaktı, öyle oldu ve yakında yeniden gelecek. O Tabut-u Sekine’nin çok yüksek teknolojisine dair daha önce de uzun izahlar, yayınlar yapmıştım. Onlara da http://www.mfs.tv adresinden bakılabilir…

Atalarımız “Ata bin dinlen, attan in dinlen” demişler. Yani, “At sırtında uzun süre gitmek hem seni hem de atı yorar. Ara sıra in, atla birlikte yürü de hem at hem de sen dinlen. Lakin bu dinlenme sürecinde bile yol almaya devam et.” demişler. Benimki de öyle oldu. Ben yazarken çok dinlendim, çok iyi geldi. İnşaallah okuyanlara da şifa olur. Hakikati göre göre iman etmeyeceklere de kahrolmalarına vesile olur. “Müslümanım, Süleymanlı evladıyım, nasıl bir zamanda yaşadığımızı, hizmetimizin ve cihadımızın ne kadar büyük ve kritik ehemmiyette olduğunu biliyorum.” dediği halde hala yerinde oturanlara, hala insanların kınamasından, dışlamasından, tepkisinden, tehdididen çekinelere de titreyip kendilerine gelme vesilesi olsun.

Mehmet Fahri Ezberbozan | Akademi Dergisi

Geliyor, geliyor

Kafamda birkaç ihtimal oluştu ama şairin bu paylaşımı ile tam olarak hangi mesajı verdiğine, tam olarak ne demek istediğine emin olamadım. Aslında pek de takılmadım. Elon Musk suretinde imal edilmiş olan biyonik robotun içinde hala kadın bir yeşil uzaylı mı var, bu hususta güncel istihbarat sahibi de değilim ama “Acaba, kadınsı refleksler mi bunlar” diye de sorguladım.

Bütün ihtimallere karşılılık olarak söylemem gereken şeyler aslında aynı:

1- Ne olursa olsun, hz. Fatih’in zamanında olduğu gibi yeni bir çağ açılıyor ve buna kimse mani olamaz.

2- Ben ölmedim, ölmüyorum, ölmeyeceğim ve hizmetime devam edeceğim.

3- Benim mekanım ve etrafım, Poseidon teknolojisinin çok ama çok ötesinde bir teknoloji ile korunuyor.

4- Şoklarını anlıyorum, onlar için üzülmüyorum, onlara kıymet vermiyorum. Herkes müstahak olduğunu yaşıyor.

5- Bir ihtimal var ki ben birkaç asır daha bu dünyada kalabilir, ölmeyebilirim.



6- Geçen defa ses kaydıyla Kaf dağını (Van Allen kuşağını) anlatmıştım. Hemen peşinden Disney’in logosunda gök yüzündeki çembere dikkat çekmiş ve deccalden bahsemişti. Dünyada gizlice yaşayan uzaylıların inançları, fikirleri ile de fazlaca ilgilenmiyorum. Lakin anlaşılan o ki bu dünyadan çıkıp gidememek, buraya hapsolmuş bir halde ve hızla sahaya inmekte olan Mfs’ye rağmen bu dünyada yaşamak da uzaylı türlerin ruh hallerini iyice sarsmış. Anlaşılan o ki aralarından bazıları, diğerlerinin mışıl mışıl uyuduğunu, gelişmeleri doğru şekilde değerlendiremediğini ve gereken mücadeleleri vermediğini düşünüyorlar.

7- Elon Musk görünüşlü biyonik robot Twitter’ı alıyordu, o iş ne oldu? Alamayacak mı artık? Ya da alsa bile elinde patlayacağına mı emin oldu? Gündemi değiştirmesi ve bu başarısızlıklarını unutturması mı gerekiyor?

8- Yayınımın üzerine bir gün bile geçmeden paylaştığı bu karikatür, ilk bakışta batı/Hristiyan aleminin, daha detaylı bakışta ise onları oyuncak etmiş uzaylı türlerin korkularını en açık şekilde gözler önüne seriyor.

9- Sadece batı/Hristiyan alemi değil, Yahudi/İsrail alemi de aynı dehşetli korku halini yaşıyor ve bunu gizleyemiyor. Bu defa da İstanbul’daki İsraillilere “Otellerinizden çıkmayın ve kapılarınızı iyice kapatın” dediler. Sanki MİT’in, Mossad’ın ve CIA’nın yan kuruluşu olduğunu bütün dünya öğrenmedi. Sanki İranlılar Türkiye’de görünmezlik kalkanı ile geziyorlar. Sanki İstanbul’dan başka yerlerde, mesela Antalya’da, Bodrum’da, Ankara’da ve daha onlarca ilimizde İsrailliler yok.

10 ve son: Yahudilerin, Masonların, Satanistlerin ve uzaylı türlerin korku dolu halleri, panik dolu halleri aynı mesajları veriyor… Bütün astrologlar, bütün medyumlar/kahinler, bütün aklı başında analiz yapan uzmanlar/siyasetçiler aynı şeyi görüyorlar/söylüyorlar: Karşı konulması mümkün olmayacak bir güçle Türkler geliyorlar. Yeni bir Zülkarneyn devri geliyor. Bu, öyle bir geliş ki Poseidon bile yol kesemiyor, kesemeyecek.

Mehmet Fahri İstanbullu | Akademi Dergisi