Kategori arşivi: SİYASET

El Ezher’e Masonluğu sokan, İngiliz ajanı bir sahte İslam alimi; Muhammed Abduh kimdir?

El Ezher’e Masonluğu sokan, İngiliz ajanı bir sahte İslam alimi; Muhammed Abduh…

Muhammed Abduh, 1849 yılında Mısır’da doğdu. İlk tahsiline Tanta’da başladı. Bir müddet sonra medreseyi terk ederek köyüne döndü ve ziraatle meşgul oldu. 1866 yılında Kahire’ye giderek Cami-ül Ezher Üniversitesine girdi. 1905’de İskenderiyye’de öldü.

Cemaleddin Efgâni’nin en meşhur talebesidir. Nakli, aklın gerisinde bıraktı. Kendi görüşlerini oluşturmada müsteşriklerden faydalandı. Mısır’da el-Ahran gazetesinde yazıları yayınlanmaya başladı. Bu gazete Arap milliyetçiliğini ön plana çıkarıyor ve Osmanlı aleyhinde neşriyatlarda bulunuyordu. 1881 yılında Arabî İsyanına destek verdiği için önce hapsedildi, 1882’de Mısır’dan çıkarıldı. Beyrut’a gitti, fakat Ehl-i Sünnet âlimleri fırsat vermediği için fikirlerini yayamadı. 
Cemaleddin Efgânî’nin daveti ile Paris’e giden Abduh hocası ile birlikte Ürvetü’l Vüska’yı çıkarmaya başladı. 1885’de Beyrut’a döndü ve Tevhid Risalesi’ni yazdı. Affedilen Abduh, Mısır’a geçti. Zararlı fikirleri bilindiği için evvela mahkeme heyetinde memuriyet verildi. Lakin sonra İngilizlerin desteğiyle Ezher Üniversitesi İdare Heyetine girdi. Sonra üniversitede etkisi artınca üniversite kısmındaki dersleri kaldırarak eğitimdeki kaliteyi düşürdü.

Muhammed Abduh, hocası Cemaleddin Efgânî gibi mason olmayı tercih etmiş, hatta Mısır’da müstakil bir mason locası kurmuştur. Beyrut Mason Locası Başkanı: 
➥ ”Mısır’da Cemalettin Efgani’den sonra Mason Locası başkanı olan İmam Abduh Masonluk ruhunu yayarak çok hizmet etti” demiştir.

İngiltere’nin Sömürge Valisi Lord Cromer şöyle diyor: 
➥ ”Kuşkusuz İslami reformist hareketinin geleceği Şeyh Muhammed Abduh’un çizdiği yolda ümit vaad ediyor. Ve o yolun yolcuları Avrupa’nın her türlü yardım ve teşviklerine layıktırlar.” (1)

Corci Zeydan, Muhammed Abduh’dan şöyle bahsetmişir: 
➥ ”Öncekilerin sözlerine bağlanmamış, onların koyduğu kaidelere değer vermemiştir.”

Muhammed Abduh’un yazmış olduğu Tefsir-ü Cüz-i Amme, Osmanlı Devleti tarafından yasaklanmıştı. Abduh, 1872 yılında ilk defa İstanbul’a gelmiş, lakin 3 gün içerisinde geri çıkarılmıştı. Daha sonra yine İstanbul’a gelen Abduh’a, Sultan İkinci Abdülhamit Hân şöyle demiştir: 
➥ ”Bizde müftüleri halife tayin eder. Siz Mısır müftüsü olduğunuzu söylüyorsunuz. Biz sizi müftü tayin etmedik. Sizi kim müftü tayin etti? İngiltere mi?”

Muhammed Abduh, Bahaîliğin kurucusu Bahâullah’ın oğlu Abdulbahâ ile görüşmüş ve hatta talebesi Reşid Rıza’nın anlattığına göre onun etkisinde kalmıştır. Ayrıca Bahaîliğin etkisi, Abduh’un Tevhid Risalesinde geçen ”Terakkiperver Vahiy” anlayışında görülmektedir.

Muhammed Abduh, Glodstanca’ya şöyle mektup yazar: 
➥ ”İster âlim olsun, ister cahil, ister asker, isterse sivil olsun, bütün Mısırlılar Türklerden nefret ve onların rezil hatıralarından istikrah eder.” Hocası Cemaleddin Efgânî’nin Osmanlı’ya gelip insanlara Türkçülük aşılaması, Araplara karşı kışkırtması ve kendisinin de Arap milliyetçiliğini körüklemesi oldukça düşündürücüdür.

1890 senesinde Muhammed Abduh’a talebe olmuş ve Çumra’da vaizlik yapan fötr şapkalı Tahsin Hoca ile Süleyman Hilmi Tunahan Hazretleri arasında şöyle bir konuşma cereyan etmiştir:

Süleyman Efendi (k.s.): ”Nerede okudunuz?”

Tahsin Hoca: ”Cami-ül Ezher’de okudum, efendim.”

Süleyman Efendi (k.s.): ”Hocanız kimdi?”

Tahsin Hoca: ”Muhammed Abduh, efendim.”

Süleyman Efendi (k.s.): ”Hocanızın akidesini biliyor muydunuz?”

Tahsin Hoca: ”Maalesef Masondu, efendim.”

Süleyman Efendi (k.s.): ”Peki diğer hocaların yüzde kaçı masondu?”

Tahsin Hoca: ”Yüzde doksan dokuzu efendim.” (2)

Yine Glodstanca’ya yazdığı mektupta şöyle der: ”Dinin kafasını dinin kılıncından gayrisi ile kesmeyin.”

Muhammed Abduh, resim ve heykele izin verir. (el- Fetava) Muhammed Abduh, akıl ile anlaşılamayan şeyleri, melek, şeytan ve cin gibi unsurları inkâr etmiştir. Hâlbuki Allah-ü Teâlâ, Kur’an-ı Kerim’de: 
➥ ”Hani meleklere, ‘Âdem’e secde edin’ demiştik de, İblis’ten mâada bütün melekler hemen secde etmişlerdi. İblis secdeden kaçındı, büyüklük tasladı ve kâfirlerden oldu.” (3)

Yine başka bir ayet-i kerimede: ”Ey ins ve cin toplulukları! İçinizden size benim ayetlerimi anlatan ve bugününüzün gelip çatacağını haber veren peygamberler gelmedi mi?” (4)

Yine Musa (a.s.)’ın asası ile Kızıldeniz’i yarmasını med-cezir olarak yorumlamıştır. ”Bir şeyin Kur’an’da bulunması, onun sahih olmasını iktiza etmez.” diyor. Yani –hâşâ- Hz. Kur’an’ın doğruluğunu sorguluyor. Fil Sûresindeki siccin taşlarını mikrop olarak te’vil ediyor. Bunun cevabını uzunca, Yaşar Nuri Öztürk bölümünde verdik.

Muhammed Abduh’un bunca ifsadına karşılık Şeyhülislam Mustafa Sabri Efendi şöyle diyor: 
➥ ”Şeyh Muhammed Abduh’a nispet edilen ıslahi kalkınmaya gelince hulasası şudur: Abduh, Ezher’i, dini üzerinde donup kaldığı için harekete geçirmiş ve Ezherlilerin çoğunu hatvelerce dinsizliğe yaklaştırmış; amma dinsizleri bir adım bile dine yaklaştırmamıştır. Şeyhi Cemaleddin Efgânî vasıtasıyla Ezher’e masonluğu sokan odur. Nitekim Mısır’da açılıp saçılmaya terviç hususunda Kasım Emin’i teşci eden de odur.” Mustafa Sabri Efendi yine şöyle demiştir: 
➥ ”Bunda şaşılacak bir cihet yok! Çünkü şeyh donuk ulemadan değildir. Üstelik müctehiddir! Şeriat kanunu ile Fransız kanununu bir araya getirerek ikisi ile de amel etmeye, ona ictihadı müsaade etmiştir! Lakin bir İslam müftülüğünde Allah’ın indirdiği kitap ile fetva veren, isti’naf mahkemesinde Allah’ın indirmediği ile hükmeden şeyh Muhammed Abduh’un, İslam’da Ebu Hanife en-Nu’man’ın haiz olduğu gibi ictihat rütbesini haiz bir imam olması, din ve ilim namına, fazilet, adalet ve emanet namına zulümdür, haramdır. Ebu Hanife ki, hapishanede ölmüş, verâ ve takvası Abbasi Halifesi Cafer-i Mansur zamanında şer’i kadılığı kabule müsaade etmemiştir.” (5)

Muhammed Abduh ve taifesi yüzünden yüce dinimiz, yabancılara eğlence konusu olmuş ve Batılılar İslam’ı bilgisiz ve cahil kişilerden öğrenmişlerdir. Yalnız bunun vebali dahi onların boyunlarına yeter.

(1) M. Muhammed Hüseyin, Modernizmin İslam Dünyasına Girişi

(2) Ehl-i Sünnet’i Müdafaa ve Bidatleri Tenkid, Heyet, s. 210, Bedir Yayınevi

(3) Sûre-i Bakara/34

(4) Sûre-i Enam/ 130

(5) Şeyhülislam Mustafa Sabri Efendi, Mevkifü’l Aklî ve’l İlmî
Akademi Dergisi 

Said Nursi kendisinin Abdülhamid Han tarafından Tımarhaneye attırıldığını doğruluyor.

“Kırk sene evvel ehl-i siyaset, bana bir cinnet-i muvakkate isnadıyla tımarhaneye sevkettiler. Ben onlara dedim: Sizin akıllılık dediğinizin çoğunu ben akılsızlık biliyorum, o çeşit akıldan istifa ediyorum “
Şualar | On Üçüncü Şuâ | 303

“… nihayet rakiplerimin ifsadatıyla, merhum sultan hamid’in emriyle tımarhaneye kadar sürüklendim.”
Şualar | On Dördüncü Şuâ | 426

Kafasını her attıranı vurmaya kalkan DELİ SAİD…

Yaz olması dolayısıyle, ahali ve talebelerle birlikte Şeyhan Yaylâsına gittiler. Orada, biraderi Molla Abdullah ile bir gün döğüşmüş. Tâğî Medresesi Müderrisi Mehmed Emin Efendi, Küçük Said’e:

-Ne için kardeşinin emrinden çıkıyorsun? diye işe karışmış.
Bulundukları medrese, meşhur Şeyh Abdurrahman Hazretlerinin olması dolayısıyle, hocasına şu yolda cevap verir:

-Efendim, şu tekyede bulunmak hasebiyle, siz de benim gibi talebesiniz. Şu halde burada hocalık hakkınız yoktur! diyerek, gündüz vakti bile herkesin güçlükle geçebileceği cesim bir ormandan geceleyin geçerek Nurşin’e gelir.

Tarihçe-i Hayat, 32, İlk Hayatı.

[“Sel, yükseklere düşman olduğu gibi, ilim de kibirlenen öğrencilerin düşmanıdır.”
İlim, ancak tevazu göstermek ve dinlemek ile elde edilir.
İmam-ı Gazali – İhya-i Ulumiddin]
____

(…) Oradan kalkarak meşayih-i âzam mevkii bulunan Gaydâ kasabasına gelir. Orada dahi arkadaşı Molla Muhammed Efendi ile döğüşerek, Molla Muhammed’in hançer çekmesi üzerine gözüne iliştiği baltaya sarılır. O sırada diğer bir talebe başından yaralı düşünce, medrese hayatını terkle pederleri nezdine gelir. Ve pederlerine: “Ben artık büyümedikçe okumaya gitmem. Zira talebeler bütün benden büyüktürler. Onlara gücüm yetinceye kadar evde kalırım.” der. Ve o kış ilkbahara kadar evde kalır.

İctimâi Reçeteler I, 9, Tarihçe-i Hayat/Latife.

Yarım Ümmi bir Bediüzzaman (!) olur mu? Biz yaptık oldu!

Risale-i Nur müellifinin tahsil hayatı üç aydan başka mevcut olmadığı halde
(…)10

Evet o zât (Said Nursî) daha hal-i sabavette iken ve hiç tahsil yapmadan zevahiri kurtarmak üzere üç aylık bir tahsil müddeti içinde ulûm-u evvelîn ve âhîrine ve ledünniyat ve hakaik-ı eşyaya ve esrar-ı kâinata ve hikmet-i İlâhiyeye vâris kılınmıştır ki, şimdiye kadar böyle mazhariyet-i ulyâya kimse nail olmamıştır.11

(…) alelusûl yirmi sene tahsili lâzım gelen ulûm ve fünunun zübde ve hülâsasını üç ayda tahsil ve ikmal etmiştir.12

Evet, üç aylık bir tahsili bulunan ve kırk seneden beri Kur’an-ı Kerîm’den başka bir kitapla iştigal etmeyen, yüzotuzu Türkçe, onbeşi Arapça olan eserlerini te’lif
ederken hiçbir kitaba müracaat etmediği, henüz hayatta olan kâtipleri tarafından şehâdet edilen, esasen kütüphanesi de bulunmayan, yarım ümmî bir zat (…)13

(…) Medrese usulünce onbeş sene ders almakla okunan kitapları Resâil-in-Nur müellifi yalnız üç ayda tahsil etmiş.14

Ciddî bir şevk ile tahsili gözüne aldı ve bu niyetle nahiyeleri İsparit Ocağı
dahilinde bulunan Tağ Köyünde Molla Mehmed Emin Efendi’nin medresesine gitti.
Fakat fazla duramadı. Hâle-i fıtriyeleri icabı, daima izzetini koruması ve hattâ âmirâne
söylenen küçük bir söze dahi tahammül edememesi; medreseden ayrılmasına sebeb
oldu. Tekrar Nurs’a döndü. Nurs’da ayrıca bir medrese olmadığından dersini büyük
biraderinin haftada bir defa sılaya geldiği günlere hasrederdi. Bir müddet sonra
Pirmis Karyesine, sonra Hîzan şeyhinin yaylasına gitti. Burada da tahakküme
tahammülsüzlüğü, dört talebe ile geçinmemesine sebeb oldu.15

****

10 Şuâlar, 434, Ondördüncü Şua/Bediüzzaman’ın Afyon Mahkemesi Müdafaası ve Mektupları ve Nur Talebelerinin Afyon Mahkemesinde Yaptıkları Hakikatlı Müdafaalar/Ahmed Feyzi’nin Müdafaasıdır.
11 Şuâlar, 542, Onbeşinci Şua/Elhüccetü’z-Zehra/Risa
le-i Nur Nedir? ve Hakikatlar Muvacehesinde Risale-i Nur
ve Tercümanı Ne Mahiyettedir Diye Bir Takriznâmedir; Bediüzzaman Said Nursî (Bundan sonra bu kitabı Tarihçei
Hayat şeklinde göstereceğiz), 579, Afyon Hayatı/Risale-i Nur Nedir? Bediüzzaman Kimdir?
12 Tarihçe-i Hayat, 34, İlk Hayatı.
13 Sözler, 703, Teşrin-i sâni (1950) de Ankara Üniversitesinde (…) bir konferanstır.
14 Sikke-i Tasdîk-ı Gaybî, 78, Birinci Şua/İkinci Bir İhtar.
15 Tarihçe-i Hayat, 31, İlk Hayatı.