Mehmet Fahri Sertkaya tarafından yazılmış tüm yazılar

Tayyip ölecek mi, ölmeyecek mi | Rüya tabiri

E. A. (Akademi Dergisi takipçisi): Rüyamda sizin eve gelmişim camınız kırılmış para ile almışım sigorta ödeyecekmiş bir kısmını. Ev sigortalıymış. Bir kız varmış oralarda oturuyormuş. Eşim o kızı kıskanıyormuş, kız çok açıkmış. Hatta siz demişsiniz ki; “Bu kız için bir kadın sana haddinden fazla yaklaşıp aranızda mesafe bırakmıyorsa o kadında sorun vardır. Bir çok erkek bu duruma dayanamaz.

Sahne değişiyor camı getirmişim eve. Sizin evdeyim içerde o sıra bir kız çocuğu giriyor komşulardan birinin. Bende diyorum ki hocam balkonu kapatayım mı girmesinler. Sizde girebilir sorun yok dediniz şeker ikram ettiniz çocuklara. Eve dönüş yoluma koca koca taşlar sermişler. Bir tanesi 1 metre falan gibi. Sonra aralardan sıyrılıp eve geçmişim. Aracım arızalıymış biraz onla da uğraşıyormuşum.

Rüyamın devamında o açık kızın erkek arkadaşı varmış. Pendik’te oturuyormuş, deprem olmuş binası yıkılmış çocuk ölmüş. Kızda ardından mum yakıyormuş.

Mehmet Fahri Sertkaya: Yayınları okuyup/dinleyip takip ediyorsun. Ona göre de rüyalar görüyorsun. Bu rüyada Tayyip’i temsilen kendini görmüşsün.

Rüyada cam kırılması, “birileri ile kesin olarak sonsuza kadar yollarını ayırırken birileri ile de sonsuza kadar bir araya gelmek için adım atacağı manasına” gelir. “Bu rüya, sahibi için hayatının dönüm noktası sayılacak bir yol ayırımına gelmeye ve bu konuda bir karar kılmasına” işaret eder.

Buradan anlıyoruz ki son kez tercih hakkı verdiğim ve en kısa sürede kesin bir karar vermesini beklediğim Tayyip, kararını verecek. Benim durduğum yerde duracak. Benim gittiğim yönde gidecek ve kazananlar kulübünde yer alacak.

Şi, Putin, Biden tarafıyla yani Yeşillerle yolunu kesin şekilde, bir daha düzelmeyecek şekilde ayıracak.

Sigorta ise “rüya sahibinin her adımını sağlam atmak isteyen, garantici biri olmasından dolayı, iş hayatında kendini riske atmadan hareket edeceğini, bu titizliğinin meyvelerini de gelecekte fazlasıyla toplayacağını” haber veriyor.

Bu da demektir ki sayemde işini sağlama alacak, kendisini fazla riske atmayacak, beni hedef yapacak. Benim de bu yönde bir sıkıntım yok, ezilmesi gereken tarafları ezeceğim, tutulması gereken tarafları tutup yükselteceğim.

Rüyada kız görmek ise “meşakkatli işlerin sonunda elde edilecek mutluluk ve başarı” manasına gelir.

Eş kısmı ise ortaklar ya da beraberce iş yapılan kişiler demek… Tayyip’in çok çok kısa süre içerisinde, çok çok büyük seviyede parlayıp yükselmesini çok kıskanacaklar.

Kızın kıyafetlerinin çok açık olması da gerçek manasına gelmiyor, manayı pekiştiriyor yani mutluğun, başarının çok ileri seviyede olacağı manasına geliyor.

Birçok erkek bu duruma dayanamaz” kısmı ise, Tayyip’in elde ettiği maddi manevi kazançlar, elde ettiği itibar herkesi kendisine çekmeye sebep olacak, buna direnebilen kişi pek olmayacak demek.

Rüyada görülen benim evim ise huzur, güvenlik, güç, kuvvet bulunan yer demek. Bolluk ve bereket manasına da gelir. Ben yanında durduktan sonra hiçbir taraf Tayyip’e zarar veremeyecek ve işlerini bozamayacak demek.

Sonra benim evime de kız çocuğunun girmesi, benim yükümün de artık çok hafifleyeceği, benim için de üst üste başarılar, maddi ve manevi gelişmeler olacağı manasına geliyor.

Burada kızın çocuk yaşta olması benim kazançlarımın, huzur ve afiyetimin daha yüksek seviyede olacağını haber veriyor. “Şeker ikram ettiniz çocuklara” kısmından anlaşıyor ki birden fazla çocuk var ve bu da manayı pekiştiriyor, çok çok yüksek seviyede, kat kat olacağını haber veriyor.

Eve dönüş yolunda taşlar görülmesi, o safhadan sonra bile Tayyip’in önüne mani çıkartılmak istenmesi demek. Anlaşılıyor ki o safhada önüne çıkanlar ölecekler. Bunlardan birinin Soysuz olacağına da şüphe yok. Aracın arızalı olması ise ekibinin sorunlu olması demek. Yani kabinesi ve etrafı sorunlu ve pek çok kişiyi değiştirmek zorunda kalacak.

Ben bu rüyadan şunu bile anlayabiliyorum ki Fahrettin Altun şaşırtıcı bir şekilde değişmeyenler kulübünde kalacak. Çünkü Tayyip’in bu yeni ve başarı dolu sezonunda onunla birlikte yol tutacak. Fahrettin Altun da çok güçlenecek, büyüyecek, kazanacak.

Rüyanın devamında gördüğün erkek arkadaş da ayrıca hayır ve iyiliğe yorulur. Bu rüya “arzuların gerçekleşmesine, mutluluğa ve nimetlerin çokluğuna” işarettir. Yine bu rüya “ele geçecek mala, kısa zamanda duyulacak hayırlı bir habere” de yorulabilir.

Deprem de gerçek manasına gelmiyor, çok aniden yaşanan çok büyük bir gelişme, sarsıcı bir hadise manasına geliyor. Duyulacak olan haber/hadise/gelişme her ne ise, çok büyük olacak, çok geniş kitleler tarafından duyulacak.

Ölmek de gerçek manasına gelmiyor, ömrün uzayacağı manasına geliyor. Bu rüyada ise mutluluğun, kazancın, başarının uzun süreceği manasına geliyor.

Burada ben çok şaşırdım, çünkü Tayyip’i gördüğüm bir rüyamı uzun zaman önce Akademi Dergisi Telegram kanalında yazarak anlatmıştım. Rüyada Tayyip’e birkaç el ateş edip öldürüyordum. Yolda o ve ben vardım. Karşılıklı mücadele ediyorduk. Yolun bir yanında Ankebut ağı, diğer yanında ise vatanseverler vardı. Mücadelemizin nasıl biteceğine bakıyorlardı. Ben Tayyip’i vurup öldürüyordum, yanına gidip ölmüş mü diye bakıp emin oluyordum. Şimdi anlayabildim ki oradaki öldürme onu devirme, onu oyun dışında bırakma manasına gelmiyor da onun siyasi ömrünü uzatma, kazançlarını artırma manasına geliyormuş. Bunu ayırt edebilmek zor iş, genelde rüyada ölmek, gücünü kaybetmek, saf dışı kalmak, mağlup olmak manalarına da gelir.

Anlatmadığım bir rüyam daha vardı, geçenlerde görmüştüm. Tanıdığım bir insanı görmüştüm rüyamda ama onu Ümit Özdağ’ı temsilen gördüğümü anlamıştım. O rüyada o kişi ölmüştü ve oğlunun yanındaydım, cenaze işlemleri devam ederken yardımcı olup olmayacağıma karar veriyordum. Bazı sorunlu/sıkıntılı kısımlar olduğunu gördüğümden uzak durmayı düşünüyordum. Anlaşıldı ki Ümit Özdağ’ın da önü açık…

Rüyanın son kısmındaki depremin, erkek arkadaşın ölümün arasında, ikamet etmekte olduğum Pendik’in geçmesi de bu depremin yani ani ve sarsıcı gelişmenin Pendik merkezli olarak yaşanacağını haber veriyor. Büyük ihtimalle ben bu rüyanı ve tabirini paylaşacağım, dünyadan bütün taraflar bunu okuyup sarsılacaklar. Bu manada bir depreme, bu tabirin paylaşılması sebep olacak.

E. A. (Akademi Dergisi takipçisi): Rüyamda tayipler ve daha bir çok tr deki siyasi kartal köprüsünün orda bir arazide toplanmışlar. Bir yılan gelmiş kırmızıya yakın dışardan görünüşü hayvan bağırsağı gibi. Çok iğrenç bir görüntüsü varmış. Tayip’leri tehdit etmiş sizde yılanın arkasındasınız. Yılan topluluğa seslenmiş bana uyun yoksa sizi bitiririm demiş. Tayipler muhatap almamış hatta dalgaya almışlar bunu. Yılan o sinirle yere bir vurmuş yer çok şiddetli sallanmış. Hala ayar vermeye çalışıyor bütün gücünü kullanmıyormuş

Tayip’lerde size güveniyormuş yılandan koruyacağına eminmişler.

Mehmet Fahri Sertkaya: Diğer rüyan da aslında bu rüyanın devamı gibi… Yine aynı konularla, şahıslarla alakalı bir rüya… Bu rüyada Tayyip’i temsilen kendini görmemişsin, açıkça Tayyip gösterilmiş. Ayrıca Türkiye siyasetindeki pek çok kişi de rüyaya dahil edilmiş.

Kartal köprüsü bir çeşit dört yol gibi… Yani insanların ne yöne gideceğini seçmesi gereken bir yer. Orası karar yeri. Hem Tayyip hem de Türkiye siyasetindeki pek çok kişi karar vermek zorunda…

Yılan sinsi bir düşman demek. Rüyandan anlaşılan o ki oradakiler kararlarını benimle birlikte bütün dünyada devleşmek yönünde verecekler. Yılan yani düşman buna tahammül edemeyecek ve düşmanlığını açıkça sergileyecek. Zararlar vermek isteyecek.

Bu rüyadan anlaşılıyor ki resmen/açıkça Tayyiplerin yanında durmasam da sahaya hakimim, onların göremediklerini de görüyorum ve tedbirli duruyorum.

Bana uyun yoksa sizi bitiririm” kısmının ve Tayyiplerin o yılanı muhatap almadığı kısmının tabire ihtiyacı yok. Delalet ettikleri manalar çok açık.

Düşman demek olan bu sinsi yılan yani Soysuz ya da daha doğru ifadeyle Soysuz’un arkasındaki güç unsuru da bir depreme yani ani ve büyük bir gelişmeye sebep olacak. Elinden geleni yapacak, bütün vasıflarını, kabiliyetlerini, siyasi tecrübesini kullanacak, bir üste çıkmaya bir de alttan almaya çalışacak, oyunlarını kuracak ama netice alamayacak. Buna ben izin vermeyeceğim.

Çok tehlikeli bir hırçınlığı var

Altta kalanın canı çıkar

Bütün ikazlarıma rağmen bu güne kadar vazifesinden alınmayan Solomon Soysuz, baştan beri ifade ettiğim gibi, en büyük darbeleri Tayyip’e ve AKPKK’ye vurmaya devam ediyor.

Geri dönülemez eşiğe gelmiş olan bu sözde mülteciler meselesinde de çıkışlarının hiçbir fayda vermeyeceğini ve kendi hükumetiyle partisinden bile kendisine destek gelmeyeceğini çok iyi bildiği halde, ortamı geriyor. Öfkeyle, kinle, nefretle, intikam hisleriyle ve kontrolsüzce davranıyor.

Soysuz ne Türkiye’ye, ne AKPKK’ye, ne MHPKK’ye çalışıyor… Soysuz son yıllarda Çin’e ve Rusya’ya çalışıyor. Şu anda da Çin’in ve Rusya’nın kara para gelirlerinin kesilecek olmasına, bölgede hakimiyet/nüfuz kaybedecek olmasına çıldırdığı için, Türkiye’nin kısacık sürede devleşeceğini gördüğü için bu çılgınca tavırları sergiliyor. Bu defa kontrolünü iyice kaybetmiş gibi bir hali var ama aslında kaybetmiş değil, bilinçli olarak böyle davranıyor. Tehlike saçıyor ama söz konusu tehlikeyi Türkiye’ye, Türk milletine saçmıyor. Kendi yakın çevresine, paslaştığı mafya liderlerine ve siyasetçilere, hükumete ve AKPKK’ye saçıyor…

Soysuz ekranlara çıktıkça ve mahalle serserilerinden bile daha düşük seviyede konuştukça, davrandıkça, milletin bütün kesimlerinde “başkasının yerine utanma” hali yaşanıyor. “Bu nasıl bir bakan, bu nasıl bir insan, ne hale geldi bu Türkiye?” de deniyor.

Koca Türkiye’nin İçişleri Bakanlığında oturan kişinin her seferinde bu kadar kanun tanımaz, utanmaz, yalanda ve iftirada sınır tanımaz, hakarette ve küfür etmekte sınır tanımaz, tehdit etmekte sınır tanımaz hallerini izliyor bu millet…

Bu millet izliyor, Tayyip neden izliyor? Yarın Suçişleri Bakanlığının önünden patlak verecek hadiselerin domino etkisiyle bütün Türkiye’yi yangın yerine çevirmesini mi bekliyor?

Çakal, bir de kendince sinsi/taktik oynuyor. Beni bu gerilmenin içine çekmek istiyor. Başkalarının kaos çıkartacağını iddia ederken, aslında büyük bir kararlılıkla kendisi kaos çıkartmaya teşebbüs ediyor. Ben siyaseti çoktan öğrendim. Soysuz’un kalemini çoktan kırdım, sebeplerini ayarladım, bunu tekrarla ilan da ettim ve işte sonuna da geldik. Ben onun gibi suçlu muyum, yalancı mıyım, karaktersiz miyim, kara paracı mıyım, mafya mıyım, uyuşturucu baronu muyum, tetikçilikten gelme miyim, Rus ve Çin mafyalarının kankası mıyım, sözde mültecileri kaçıran insan kaçakçılarının baş tacı mıyım, müfteri miyim, binlerce insanın katili miyim ki onun gibi suçluluk psikolojisiyle davranayım ve sağa sola bağırayım… Herkesi tehdit edeyim, herkese hakaretler edeyim. Yalan olduğu birkaç dakikada ispat edilebilecek sözler söyleyeyim.

O da biliyor ki ben Kılıçdaroğlu’nun arkadaşı da dostu da değilim. Hiçbir zaman sahaya inme işlemine start da vermedim. İnmeye fiilen teşebbüs edip de geri çekilmedim. Hiçbir zaman çatışmadan, minderden kaçmadım. Birkaç tekrarla “Soysuz! Seni bekliyorum” dedim ve sabahlara kadar bekledim. O ise adli sistemde, savcılıklarda ve mahkemelerde, cezaevinde, hastahanede, her safhada her yerle oynayarak, her kanunsuzluğu ve şeytanlığı yaparak beni durdurmak teşebbüslerinin dışında ne yapabildi? Nerede ne zaman karşıma çıkabildi…
Havlayan köpek ısırmaz… Ben mekanımdayım, kimin bana atarı, gideri varsa beklerim gelsin. Ümit Özdağ’ın dediği gibi, öncelikli tercihim odur ki şerefli Türk polisinin arkasına sığınmadan gelsin. Devlet otoritesini terör örgütüne ve mafyaya çevirmeden, kendi suçlarına ve kanunsuz çatışmalarına alet etmeden gelsin. Dört yüz tane mafya adamını koruma diye etrafında gezdiriyor, yanına kırk bin tane daha eklesin, öyle gelsin. Gelmiyorsa, gelemiyorsa, çenesini kapatsın, bu basit oyunlarına da son versin. Bu soysuz itin tasmasını elinde tutanlar da artık bunu itlaf etsin.

Yarın veya başka bir gün herhangi bir yerde Ümit Özdağ’ın saçının bir teline biri zarar verirse, o telin kısası olarak baş alırım.

Yeter artık. “Devlet, millet, vatan” diyoruz. “Kadınlar, çocuklar, siviller, masumlar” diyoruz… Kaos, fitne çıkartacaklar diyoruz. “Tedbir alınsın, kanun tanınsın, sorunlar temelden düzeltilsin, huzur ve sükun tesis edilsin, hukuk üstün olsun” diyoruz ama kaos çıkartmak isteyenler yine de biz mi oluyoruz? Kaos çıkartmak isteyenler bunu Suçişleri Bakanlığını merkez üs yaparak deniyorlar. Üstelik herkesi kaos çıkartmakla suçlaya suçlaya deniyorlar. İblis bunların bu hallerini gördükçe, yüz bin yıllık şeytanlık tecrübelerini hiç sayar. Kendini şeytanlıkta çırak olarak görür.

Orada burada kimse kimseye atar yapmasın, kuru gürültü çıkartmasın. işte meydan… Çıkıyorsa çıkacaktır kaos, öncesinde üzerimize düşen hassasiyetleri, sabrı, iyi niyeti fazlasıyla gösterdik. Suçişleri bakanı vazifesini yapsın, ortalığı bir kademe daha karıştırsın ve sonra saha bize kalsın, altta kalanların da canı çıksın.

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

Türkiye’nin ve bölgenin vahim sorunlarında karar zamanı – 4 Mayıs 2022

Bu sesli yayında temas edilen bazı konu başlıkları:

Mülteciler, Suriyeliler, Afganlar, Suriye, Irak, Afganistan, Pakistan, Hindistan, Türkmenistan, Türk dünyası, Hazar kanalı, Güney Azerbaycan, Türkiye’nin vahim sorunları, çareleri, ABD, Rusya, Çin, Ukrayna, Yeşiller, Griler

Türkiye’de hayvancılığın tamamen bitirilmesine izin verilmemeli

Türkiye’nin dört bir yanındaki besicilerden ve hayvan pazarlarından öfke yükseliyor. Türkiyenin sorunları her geçen gün daha da büyüyor. Gerekli müdahaleler hala yapılmıyor. Çok vahim bir krize daha koşar adım gidiliyor. Çok yakında et, süt ve süt ürünleri fiyatları birkaç katına daha çıkacak. Aç kalan milyonlarca insan sokakları dolduracak.

Hükumet, bir gün bile kayıp etmeden bu gidişe “dur” demeli. Yurt dışından yüksek miktarda hazır hayvan yeminin, hayvan yemi yapmakta kullanılan mahsülün ve ayrıca çiftçiler için hazır gübrenin vergisiz, gümrüksüz ve hızlıca getirilebilmesi için gereken her şeyi yapmalı.

Hayvancılığın da tamamen çökmesine izin verilmemeli.

Bazı ağaçların yapraklarından ve yemişlerinden besleyici, sağlıklı ve çok düşük maliyetli hayvan yemleri yapılabilmesi mümkün. Bunun için ülkenin bütün üniversiteleri seferber edilmeli. Meşe ağacının yaprağı da palamutu da hayvan yemi olarak kullanılabiliyor ve Türkiye’nin ağaçlarının yüzde otuzdan fazlası meşe ağacı…

Türkiye’nin, iyice ilerlemiş olan kuraklık ve kıtlık krizini çözmek için başka ülkelerle çalışması da gerekli. Vietnam başta olmak üzere pek çok Asya ülkesiyle ve ayrıca bazı Afrika ülkeleriyle de çalışılmalı…

Türkiye’nin “çözülemez” ya da “kısa sürede çözülemez” gibi görünen sorunlarının çoğunu, hükumet isterse en geç iki ay içinde çözebilir.

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

Eli kulağında…

Son süreçte dünya siyasetinde görülmemiş hızla, olağanüstü gelişmeler, denge değişmeleri yaşandı, yaşanıyor. Rusya’nın işi artık bitti… Eli kulağında… Rusya’da bütün dünyayı sarsan hadiseler her an yaşanabilir ve bunu bütün dünya duyup sarsılabilir. Bütün dünya İstanbul’un gücünü somut şekilde görmüş olur.

Ankara hükumeti de İstanbul’un gücünü gördü, kabullendi. Ankara hükumeti, son günlerde yaptığı açıklamaların arkasını doldurmalı, duruşunu iyice netleştirmeli ve Putin, Şi, Biden çetesi karşısında asla taviz vermemeli… Artık Ankara hükumeti için Osman Kavala meselesi, meseleden bile değildir. Ankara hükumeti, İstanbul’un gücünü çok iyi değerlendirmeli. Dünyayı yeniden dizayn eden İstanbul’un, Ankara’yı şekillendirmesinin mesele bile olmadığını bir an bile göz ardı etmemeli.

Rusya, Çin, ABD üçlüsünün bile İstanbul’un karşısında duramadığı şu süreçte, Yunanistan ismiyle anılan şımarık çocuğun da artık tokatlanması gerekli. Türkiye, neredeyse her gün bir tehdit savuran, bir sorun çıkartan, gerginliğe sebep olan Yunanistan’a daha fazla tahammül etmek zorunda değil. Rusya meselesinin akarından çıkması artık mümkün değil, Türkiye’nin ve dünya insanlığının lehine olarak devam edecek ve süreç devam ettikçe, her kısmına müdahalelerimiz de devam edecek… Şimdi Ankara hükumeti, yönünü Yunanistan isimli şımarık çocuğa, Yunanistan isimli maşaya ve diğer çevre ülkelerindeki sorunlara çevirmeli. Anlaşmak isteyenlerle anlaşmalı, kaşınanı da kaşımalı… Türkiye için artık ayağa kalkma ve devleşme vakti gelmiştir.

Burnumuzun dibindeki adaların hala Yunan toprağı kabul edilmesi Türkiye için zuldür. Yunanın her gün Türkiye’yi tehdit edip somut karşılıklar görmemesi Türkiye için zuldür. Bütün dünyaya aynı anda ayar çekebilen Türkiye’nin Yunan karşısında gerekli tavırları sergilememesi vahim bir hatadır. Türkiye, NATO teşkilatına ihtiyaç duyan bir ülke de değildir. NATO ile ilişkilerin bozulması, Türkiye için mesele bile değildir. Ankara hükumeti de artık, beyin ölümü çoktan gerçekleşmiş olan NATO’dan bağımsız hareket etmelidir.

Elimizi uzatsak değebileceğimiz yakınlıktaki adalara kadar ihanetle, hukuksuzlukla eline geçirmiş Yunanın, kara ve deniz sınırlarımızdan uzaklaştırılması ve adalarımızın tekrar ana vatana bağlanması zaruridir. Yoksa Türkiye’nin itibarı düzelmeyecek ve Yunanla sorunları hiçbir zaman bitmeyecektir.

Şu anda Türkiye, adalarını Yunandan geri aldığında, dünyanın hiçbir yerinden, hiçbir tarafından ciddi bir karşılık verilemeyecektir. Zaman ve zemin son derece müsaittir. Türkiye’nin dev gibi olmuş sorunlarını aşması için zaten iktiza ettikçe risklere girmesi de zaruridir. Lakin Yunan ve arkasındaki batak/bitik ülkeler karşısında Türkiye’nin devleşmesi, restleşmesi artık bir “risk” değildir. Çok çok, ABD’deki o lüzumsuz Bidon’un ve çetesinin devrilme süreci daha da hızlanır. Hepsi o… Çin ise, “Tamam Rusya da bitti, kabul ama Rusya dağılınca bari sınırlar şöyle olsun, ha olmaz mı?” demeye gelen hayali siyasi haritaları devlet televizyon kanalı üzerinden yayınlamaya devam eder.

Ayrıca Türkiye, hava savunmasının çoğunu havadan sağlamaya çalışan, deniz savunmasının çoğunu denizden sağlamaya çalışan ülke olmanın dışına çıkmalıdır. Gelişen ve hızla yayılıp ulaşılabilir olan teknoloji sayesinde, Türkiye’nin hava savunmasının yüzde seksenden fazla kısmını karadan sağlaması mümkündür. Türkiye, hava ve deniz savunması maksadıyla, iktiza eden noktalara onlarca lazer silahını ve elektromanyetik darbe silahını en fazla iki ay içinde tesis edebilir. Adalarımızı geri aldığımız gibi bu türlü silahlar ve kuleler, adalarımızda da tesis edilebilir.

Tahrikçi ve sınır tanımaz Yunan jetlerine karşı, jetlerimizi kullanarak it dalaşmalarına girmek zaman ve para israfından başka bir şey değildir. Bu kuleler tesis edilmeden önce de Yunan jetleri ile dalaşmak yerine düşürülmelidir. Türkiye, komşusu olsun ya da olmasın, dünyadaki taraflardan iyi ilişkiler kurmak isteyenlerle iyi ilişkiler kurmalı ve çatışmayı tercih edenlerle de çekinmeden çatışmalıdır. Savaşın kötü bir şey olduğu ve savaşsız bir dünya olabileceği iddiası ve baskısı, son derece art niyetlidir. Hayır, meşru şartlar dahilinde savaş asilcedir, iyi ve asil insanların işidir. Yeri geldiğinde, şartları oluştuğunda savaşmak, dünya insanlığının huzur ve mutluluğu için elzemdir, zaruridir. Ankara hükumeti, isterse Yunanistanla harbe girmeyi de tercih edebilir. Sınırlarımızı 1897 tarihindeki sınırlara kadar genişletebilir. Hepsi hakkıdır, hukukudur, tercihidir ve İstanbul bundan rahatsız olmaz.

Dünyadaki bütün taraflar bilmelidir ki YİT, şu andan itibaren ağırlığını, zaten bitmiş ve istediğimiz ayara girerek ilerleyen haldeki Rusya, Çin ve Biden çetesinden ziyade Yunanistan’a, Ege ve Akdeniz’e, Ortadoğuya, Suriye, Irak ve İran’a verecektir. Türk dünyasıyla olan yakın ilişkilerini, alakasını ise hiçbir zaman gevşetmeyecektir. Her geçen gün daha da kuvvetlendirerek devam edecektir. Hindistan ve Pakistan’la iyi ilişkiler kurabilmenin yolunu tekrar deneyecek, fırsatlar verecektir. Avrupadaki, NATO içindeki “medeni” insanlarla/gruplarla iyi ilişkilerini de ilerletecektir. Çok kısa süre sonra başlatılacak ve Türkiye ile müttefiklerini şahlandıracak dev projeler için de taraflarla temaslarını ilerletecektir.

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi