Mehmet Fahri Sertkaya tarafından yazılmış tüm yazılar

Uzak durulmalı


Çin, Tayvan, Japonya ve Cezayir’de risk seviyesi çok yükseldi. Çok kısa sürede büyük sıkıntılar yaşanması ihtimali artık çok yüksek. Söz konusu ülkelerdeki bütün sivil Türkiye unsurlarının ve Türkiye sermayesinin en kısa sürede çıkmasını tavsiye ederim. Şu andan sonra uzunca bir süre bu ülkeler çok riskli ülkeler sınıfında yer alacaklar. En çok da Japonya’dan uzak durulmalı.

Londra hiçbir şeyi engelleyemeyecek. Kaçınılmaz bir şekilde Londra daha da fazla güç kaybettikçe, dünyanın pek çok yerinde danışıklı dövüşler bozulacak. Kara para dengeleri iyice bozulacak. Zincirleme çöküşü gören Londra piyonlarından ayakta kalmaya çabalayanlar olacak. Bunların neticesi olarak gerçek harpler, bitmek bilmeyen suni afet saldırıları, iç savaşlar, terör saldırıları, halk darbeleri, borsa oyunları, devasa mali krizler, iflaslar, gerçek virüs salgınları ve çok daha fazlası yaşanacak.

| Mfs – Ezber bozan – Akademi Dergisi

Dünyada çığır açacak ziraat ve hayvancılık çiftliği projesi

(Bu yayın, Mehmet Fahri Sertkaya’nın sosyal medya uygulamasında bir takipçisi ile yazışmasının tek taraflı olarak yayınlanmış halidir)

Haydi, aldın mı çayını, kahvenini yanına?
Biraz boş vakit buldum, başlayalım.

Daha fazla proje yayını yapmayayım diye dünyanın her tarafından büyüler yağdırmışlar. Şu anda yüz binlerce büyü var. Üstelik yerin altındaki uzaylı türler de hep İblis’e uymuşlar, satanistleşmişler, onların da çok büyücüleri var ve bu konularda ben yazmayayım diye, yazarsam da okuyanlar anlayamasın diye, anlayanları da bu tekniklerle iş yapmasın diye büyüler yağıyor.

Vakit sınırlı, bu günkü konu aslında sesli olarak saatlerce karşılıklı konuşulması, anlatılması gereken bir konu. Ama yazarak ve kısa vakitte ne kadar olursa artık, anlatacağım.

Belki daha sonra sunumlar hazırlatır, sesli anlatımımı üzerine ekler de paylaşırım.

Bu gün hem besi çifliğini hem de ziraat çiftliğini bir arada çalışacağız.

Bu proje büyük sermayesi olanlar için bir proje… Küçük sermaye sahipleri de bu projeden güzel fikirler, teknikler alırlar ama bu seviyede değil de kendi imkanları dahilinde yaparlar.

Ben, bu projeyi yapacak kişinin ya da kişilerin maddi gücünün geniş olduğunu baştan kabul ederek yazıyorum.

Dünden beri herkes bunu farklı farklı şeylere yormuş ama bu bir çiftliğin tepeden görünüşü.

Bu çizim, eski bir çizim. “Ben geri duracağım, projeler çalışacağım, dinleneceğim” dediğim zamanlarda, öyle birkaç dakika içinde çizmiştim.

Bu gördüğün hali, ilk hali…

Bunun üzerine çok şeyler eklendi ama elde çizim yok. Zaten ben tek boyutlu bir grafik programı ile çiziyorum ve o da yeterli olmuyor. 3B program ile çizdirmeye de hiç vaktim yok.

Yani attığım çizimi sadece en genel seviyede fikir vermesi ve anlattıklarımı anlaman için değerlendir. Ona bağlı/sınırlı kalma.

Gördüğün yeşil renkli kısımlar tesviyesi yapılmış, dümdüz ve geniş bir arazi…

Mavi çember ise geniş ve derin bir havuz.

Havuzun iç kısmında kalan çemberde yine geniş bir tesviyeli arazi var.

Üzerinde gördüğün sarı kısımlar ise binalar.

Gri renkli kısımlar ise yollar…

Tesisin bir ana giriş/çıkış köprüsü bir de arka köprüsü var.

Daha önceki projeleri zaten iyice anladın. O projelerdeki pek çok teknik burada bir araya getirilecek.

Burada, gördüğün o havuzun iç çemberi en azından 6 km çapında olacak. İmkan dahilinde olursa, daha da büyük bir çapı olacak.

Havuz ise en azından 500 metre genişliğinde ve hiç değilse 100 metre derinliğinde olacak. Bunlar da asgari sınırlar. İmkan dahilinde olursa çekinmeden bu ölçüler büyütülecek. Çünkü yapılacak bu tesis bir kere yapılacak, asırlarca sorunsuz kullanılacak.

Evet, asırlar boyunca burası durmadan para basacak, büyük kazandıracak.

Üstelik insanlığa çok büyük faydalar sağlayacak.

Buranın zarar etme ihtimali olmayacak, her şeyi ile sapasağlam ve riskler asgariye indirilmiş bir sistem olacak.

Projenin her bir kısmında hiç abartısız onlarca farklı teknik kullanmak mümkün.

Bunların hepsini her kısımda ayrı ayrı anlatmam şu anda teknik olarak mümkün değil.

O nedenle öne çıkan ihtimallerle yazarak devam edeceğim.

Arazi için de farklı ihtimaller söz konusu. Kurak bir arazide de bu çiftlik yapılabilir. Tamamen çöl ama deniz kenarında bir arazide bile yapılabilir.

Soğuk ve karlı iklimin hakim olduğu arazilerde de yapılabilir.

Lakin en doğrusu Akadeniz kenarında bir şehirde yapmak. Ya da benzeri şartların olduğu başka bir ülkenin başka bir şehrinde yapmak.

Baştan şu şartlar aranacak ve ne kadarı bir arada bulunursa o kadar güzel olacak:

1- Sıcak iklimde, deniz kenarında olmak ve kullanışlı liman yapılabilecek şartlara sahip olmak.
2- Mümkün olduğu kadar düz bir arazi bulmak
3- Arazinin altında yeraltı sıcak suyunun olması (jeotermal)
4- Ülkenin ana demiryolu hattına bağlanabilen bir demiryoluna yakın olmak
5- Ülkenin ana otoyollarına, kısa sürede ve kolayca çıkabilecek şartlarda olmak
6- Yakınında, kargo uçaklarının sürekli inip havalanabileceği bir havalimanı bulunması.

Burası adeta kendi başına bir dünya olacak. Burada çalışanlar buradan çok da çıkmak istemeyecekler. Temiz havayı, temiz gıdayı, sağlığı, mutluluğu burada bulacaklar. İhtiyaç dahilinde haftada, 15 günde ya da ayda bir çıkacaklar.

Gördüğün o sarı ve uzun uzun kısımlar hep hayvanların bulunduğu binalar…

Lakin onlar, en az ikişer kilometre uzunluğunda olan binalar. Ona göre de eni/genişliği var.

Hepsi merkez noktada birbirine bağlanıyor ve o merkez noktada bir kule bina var.

Çizimde oranın yeşil/çimen göründüğüne aldanma.

Orada kule şeklinde, çok katlı bir idari bina var.

Ve merkezdeki o iç çember kısım yani kule binanın olduğu kısım epeyi geniş.

Zemin katı ise bütün çalışanların, araçların, cihazların, malzemelerin kolayca oradan oraya geçişini sağlayan bir merkez nokta olarak yapılacak. Sistem, birbirine kilitlenmiş, bağlanmış böyle bir merkezi nokta üzerinden idare edilecek.

Elektronik denetlemenin merkezi burası olacak. Veri tabanları, ilgili bütün elektronik cihazlar hep bu kule binada olacak. Veterinerler, ziraat mühendisleri, satın alma, muhasebe, denetleme personelleri, arıza bakım personelleri, şefler, müdürler hepsi burada bir arada olacaklar. Söz konusu birimlere lazım olan depolardan laboratuvarlara kadar her şey burada olacak.

Hem teknolojik imkanlarla hemen her dakika birbirlerine bağlanabildikleri gibi, iktiza ettiğinde de hemen fiziken/bedenen bir araya gelebilecekler.

Ne demişler, başında kuzunun bulunduğu bir aslanlar ordusu aslında kuzular ordusudur.

En mükemmel sistemleri kurabilirsin ama idare kısmında gerekenleri yapmazsan, o sistemi verimli kullanamazsın.

Bu nedenle bu kule, ince ince düşüncelerle, planlarla yapılmış bir kule olacak.

Zaten en tepesinde bu çiftliğin en üst müdürünün yazıhanesi olacak.

Tepeden aşağı doğru mükemmel bir idare sistemi sorunsuz şekilde ve bir arada çalışacak.

Çizimde görülen sarı uzun binalar tek katlı olmayacaklar. İmkanlara göre değişir ama hiç değilse altlarında beş bodrum katı olmalı. Bu binalar yapılırken neredeyse hiç beton kullanılmayacak ve çelik konstrüksiyon olacak. En kalın çelik direklerin/parçaların etrafı bile yeni nesil porselen (YNP) sistemi de kullanılarak kaplanacak. Ortada hiç çelik, metal görüntüsü olmayacak.

Üstelik oksitlenme, rutubet, kararma, kötü koku da olmayacak.

Taşıyıcı sistemin harince duvar kısımlarında çelikten büyük oranda tasarruf edilen YNP sistemli duvarlar kullanılacak. O daha önce anlattığım, az çelik çubuk, bol çelik tel örgü ve YNP kaplama sistemiyle elde edilen, makinelerde çok kısa sürede ve düşük masrafla üretilen, çift tabakalı, ortası ayrıca hava boşluklu ya da ek yalıtma malzemesi dolu duvarları kastediyorum.

Bunlar, bu devasa çiftliğin inşaa maliyetini de kullanırken oluşabilecek masrafları da en aza çekecekler.

Üstelik YNP ne çatlar, ne kırılır, ne rutubet yapar, ne boya ister, ne sık sık tadilat ister, ne koku yapar. Ara ara silinip temizlenerek çok uzun süre sorunsuz şekilde kullanılabilir. Bir de YNP, içinde kalan çelik kolonları herhangi bir yangında oluşabilecek yüksek ısılardan da korur. YNP doğrudan alev görse bile alev almaz, tutuşmaz, erimez, şeklini kaybetmez, ısının çoğunu da içeri geçirmez. Böylelikle çeliğin mukavemetini/taşıyıcılığını da korur.

Ortamın havasını/kokusunu da bozma.

Üstelik YNP duvarların iç kısmına bakteri oluşmasına izin vermeyen özel silikon kaplama bile makinedeki imalatı sırasında kaplanabilir. Bu da yapılırsa orada sık sık temizlik yapmak, duvarları temizlemek ihtiyacı da oluşmaz. Çünkü duvarlar leke tutmaz. Malzemeden ve işçilikten kısarak güya tasarruf yapanlar gibi olmayacak. Burada en iyi malzemeler en düşük maliyete denk getirilecek ve en düşük seviyede insan işçiliği olacak. Bu sayede en yüksek seviyede tasarruf yapılırken, çok sağlam, çok uzun ömürlü, çok kullanışlı ve çok hızlı inşaa edilmiş bir çiftlik olacak.

En üst katta hayvanlar olacak ama alt katlarda topraklı ve kapalı mekanda ziraat teknikleri kullanılacak. Ayrıca bazı katlar çok büyük depolar olarak kullanılacak.

Kısa bir ara vereceğim, birazdan gelip devam edeceğim.

Devam ediyoruz…

İkişer km’lik binaların en alt katları hayvanlar için yem deposu olarak kullanılabilir. Her olumsuz ihtimal değerdirilerek böyle bir tesiste her zaman bol yem depolamak doğru olur. Tedbirli olmak gerekir. Zaten binalar içeri soğuk, sıcak, nem, zehirli madde, elektromanyetik enerji, zararlı sinyaller, dalga boyları, haşare, vahşi hayvan geçirmediği için, doğru şekilde kurutulmuş yemler yıllarca sorunsuz bir şekilde depolarda durabilecekler.

Bu tesisin birkaç noktasında ayrı ayrı kurutma birimleri olacak. Elektrikli cihazlarla yapılacak kurutmalarda bitkiler, balıklar, hayvan etleri, besin değerlerini kaybetmeden hızlıca kurutulup paketlenecekler.

Eksi beşinci katlar çoğunlukla yem deposu olarak kullanılsa, eksi dördüncü katlar da çoğunlukla mantar yetiştiriciliğine kullanılır. Mantar da çok kolay, risksiz şekilde yetiştirilen ve buna rağmen iyi kazanç sağlayan bir bitki. Ayrıca bu dev çiftlik türlü türlü hazır yem üreten bir yer olacak. Mantarlar da yem yapmakta kullanılacak.

Eksi üçüncü, ikinci ve birinci katlarda tamamen kapalı ve topraklı ziraat yapılacak.

Ziraat kabinlerini anlatırken dikine saksılardan bahsetmiştim. Birbirinden farklı ve her biri de işe yarar olan çok fazla dikine saksı tekniği var.

En azından on adet ikişer km’lik bina olacak. İstenirse onlarca da olabilir. Hepsinde en az beş bodrum katı olacak. Böyle olunca da kapalı ziraat için ne kadar büyük bir alan ayrıldığı anlaşılabilir. üstelik her katta tek tabaka halinde yani sadece yere serilerek saksılar kullanılmayacak da çok katlı raflarda çok yüksek sayıda saksı olacak. Bir hasat zamanında, o araziden normalde alınabilecek mahsülün yüzlerce katı kadar mahsül alınabilecek. Çünkü hasat süreleri de çok kısalacak. Üstelki bu, hormon kullanmadan, genetik değiştirilmeden yapılabilecek.

Ziraat kabinlerini konu ettiğimde anlattığım gibi bu binaların ziraata ayrılan katlarının iç yüzeyleri de metalik ya da metalik benzeri bir kaplama ile kaplanacak. Hem tavanın her yeri, hem dört duvarın bütün iç yüzeyleri hem de zemin, ışığı kırıp geri yansıtan parlak/yansıtıcı kaplama ile kaplanmış olacak.

Temsili video

Kabinlerin içinde olduğu gibi, bu ziraat katlarının içinde de bunun benzeri aydınlatma usulleri kullanılacak. Tavandaki lamba takma kanallarına ayrıca aşağı doğru düz bir hortum gibi sarkan led lambalar da takılabilecek. Yetiştirilecek bitki türüne göre, ihtiyaç duyulduğu anlarda dikine saksıların aralarına tavandan ek lambalar hortum misali salınabilecek. Az enerji harcayan küçük led lamba grupları doğru yerlere doğru sayıda konulunca nasıl da iyi sonuçlar alındığı görülebilecek.

Bu tesiste hiç su ve elektrik sorunu olmayacak. Zaten deniz suyundan temiz suyu, daha önce anlattığım usullerle elde edebilecek.

Bunu yaparken bir yandan da elektrik ve tabii/şifalı deniz tuzu üretebilecek.

Bir yandan da denizde az açığa konulacak onlarca büyük rüzgar türbini de elektrik üretebilecek. Rüzgar türbinleri, yakında çevrede dağlık/tepelik halde araziler varsa, oralara da konabilecek. Hatta güneşin olmadığı akşam/gece vakitlerinde, bu rüzgar türbinleri, öncelikle, deniz suyunu buharlaştırıp buharını aniden soğutan ve temiz suya çeviren kazan sistemini besleyecek. Yani o sistem, geceleri güneş ocakları işe yaramayacağı için rüzgar türbinlerinin sağladığı elektrik enerjisi ile ısıtma yapacak. Deniz suyu elektrik enerjisi ile ısıtılacak, basınçlı ve sıcak buhar suya çevrilmeden az önce de büyük jeneratörleri çevirecek. Böylelikle geceleri de hem elektrik hem de su üretilebilecek. Bunun neticesi olarak, böyle bir çiftlik, yüz binlerce büyük baş hayvanın ya da milyonla küçük baş hayvanın ya da on milyonla kanatlının ihtiyaç duyduğu suyu her daim kendisi üretecek ama üretilen su ihtiyacın yine de çok üzerinde olacak. Bu nedenle bu su kıtlığı zamanında temiz su da satacak.

Zaten kısa süre sonra çiftlikte yüksek miktarda hayvan atığı/dışkısı/idrarı da oluşmaya başlayacak ve çiftliğin bu atıkları günlük işleyip de önce biyogaza çeviren, sonra da topraklara katılacak halde kuru gübreye çeviren birimleri olacak. Bunlar da tamamen otomatik sistemler olacak.

Bir süre sonra çiftlikte her gün yüksek miktarda biyogaz elde edilir olacak. Biyogaz da elektrik üretmekte kullanılabilecek ama buna gerek kalmayacaktır.

Gerek kalmadığı uzun zamanlar boyunca bu tesis biyogaz da satacak. Ayrıca, gazı alınmış haldeki gübreyi kendi saksıları ve ziraat ihtiyacı için kullanacak ama yine de gübrenin çoğu artacağı için gübreyi de satacak.

Hatta bu tesis, ihtiyacının çok çok üzerinde elektrik de üretebilecek. Daha ilk zamanlardan itibaren o fazla elektriği de çevre şehirlere satacak. Bir yandan temiz/zararsız yollarla üretilen elektrik, bir yandan içilebilir su, bir yandan biyogaz, bir yandan gübre, bir yandan sofra tuzu üretmeye başladı bile…

Diğer yandan da tercihe göre büyükbaş, küçükbaş, kanatlı, tavşan gibi hayvanları yüksek sayıda üretecek. Bunları canlı da satacak, etlerini de satacak. Et, süt, yumurta, işlenmiş et ve süt ürünleri ve ayrıca deri ve hatta kemiklere kadar her şey elde edilmiş olacak. Kemikler de türlü sahalarda kullanılacak. Bu çiflik her bir şeyden en yüksek faydayı elde etmek üzere tasarlanacak ve kesimhanesinde her gün kesilen yüksek sayıda hayvanın derilerini bile kendi işleyecek.

Bütün bunlara rağmen, bulunduğu konumda yer altı su kaynakları varsa, istediği anda bunlara ulaşabilir halde teknolojisi/sistemi hazır olacak.

Hatta yeraltı sıcak su kaynakları varsa, bunu da çıkartacak. Bu sıcak su sayesinde de bol bol enerji üretecek. İhtiyacının çok çok üzerinde elektrik üretbiliyor olsa bile bunu yapacak ve bu tesis bir nevi elektrik santrali olacak, elektrik satacak.

Bu tesiste hiçbir hayvan türü tamamen kapalı, gün ışığını hiç görmeyen yerde yetiştirilmeyecek.

Hayvanlar hep zemin katta olacaklar. Uzun binalar arasında kalan yeşil alanlara, bahçelere her gün en az 8 saat çıkartılacaklar.

Serbestçe dolaşacaklar, yayılacaklar. Bol bol hareket edecekler, güneş ışığı alacaklar. Bu sırada da sulanacaklar, yemlenecekler.

Bu hayvanların hiçbirinin vücutlarında kendi atıkları/dışkıları olmayacak. Her biri her zaman tertemiz olacak. Bu tesisin en başta gelen kuralı “daimi temizlik” olacak.

Bu tesiste hayvanlar kolay kolay hastalanmayacaklar ve kolay kolay ilaçlara, aşılara başvurulmayacak. Bu tesiste genetiği az ya da çok değiştirilmiş hayvan türleri de hiç olmayacak.

Hayvan temizliği ve konforu en üst seviyede tutulacak. Aynı zamanda, çalışan insanların konforu da en üst seviyede tutulacak.

Burada yetişen hayvanların etlerini, sütlerini, yumurtalarını ve bunlardan imal edilmiş et-süt ürünlerini tüketen insanlar da hızla şifa bulmaya başlayacaklar.

İşaretlediğim kısımdaki iki bina da çok büyük binalar olacak. Çok katlı da olacak. Canlı hayvanların tesise getirilmesi ya da tesisten dışarı nakliyesi sırasında olsun… Muhtelif ihtiyaç maddelerinin tesise satın alınması sırasında olsun… Et, günlük süt, işlenmiş et ve süt ürünleri, günlük yumurta, yemler, günlük taze balık, işlenmiş balık ürünleri, günlük mantar ya da günlük diğer ziraat mahsüllerinin son büyük kutularda paketlenmesi ve TIR’lara yüklenmesi bu kısımlarda/binalarda yapılacak.

Tesisi çevreleyen dev havuz da deniz suyu ile dolu olacak. O havuzun suyu, güçlü motorlar sayesinde sürekli değişecek. Hiçbir zaman sabit su olmayacak. Denizden havuza deniz suyu çekilirken türlü filtrelerden geçirilecek. O havuzdaki deniz suyu, yaz ya da kış, bütün denizlerden daha temiz, daha ideal şartlarda olacak. Bu nedenle, başka ülkelerde denenen büyük balık çiftliklerinde yaşanan bakteri birikmesi, suyun istenmeyen ısıda olması, dar havuzlarda çok fazla balık birikmesi, hareketsizlik gibi sıkıntılar burada hiç olmayacak. Bu sayede, balıkların türlü hastalıklara yakalanması, onları satın alarak yiyen insanların da türlü hastalıklara yakalanması önlenmiş olacak. Bu havuzda su sürekli değiştiği halde, ayrıca suni tekniklerle dalga yapan ve güçlü motorlarla beslenmiş mekanik kısımlar da olacak.

Ayrıca bu havuz, istenmeyen zararlı insan ve hayvanlardan tesisin korunmasını çok güçlendirecek. Yüksek seviyede, güçlü/tesirli bir güvenlik tedbiri olarak da kullanılacak. Bu kadar büyük bir tesisin her noktasını “geçişi epeyi zorlaştıran” bir hale getirecek. İnsanlar ve hayvanlar için çok faydalı olan böyle bir tesise, Londra merkezli satanist sistem, her türlü teknikle sürekli gizli saldırılar deneyecektir. Yüksek teknoloji ile de bunu yapmak isterken, bir yandan da insan ve hayvan faktörlerini de tercih edecektir.

Havuz, bölgede serinliğe de sebep olacak. Çalışanlar ve ziyaretçiler için çok hoş bir görüntü olacak, her daim yüksek morale sebep olacak.

Zaten havuzun iç çemberi/kıyısı boyunca da binalar olacak. Bunların az bir kısmı, deniz ürünlerini temizleyen, işleyen, paketleyen imalat binaları ve ayrıca havuzun ihtiyaç duyduğu müdahaleleri yapan ekiplerin kullandığı binalar olacak. Geriye kalan çok büyük kısmında çalışanların ikamet edeceği binalar olacak. O binalar da YNP usulünün yoğun kullanıldığı, ısı ve ses yalıtması çok yüksek, çok uzun ömürlü, pek tadilat ve bakım gerektirmeyen, gayet kaliteli ve lüks, en fazla üç katlı ve bahçeli binalar olacak.

Daha sonraki süreçlerde çiftlik projesi genişletilirken, bu kadar büyük ve her zaman temiz olan havuzun dış çemberine/kıyılarına da benzeri binalar yapılacak. O binalardaki daireler günlük, haftalık, aylık olarak kiraya verilecek ve iyi gelir elde edilecek. Hata belki de orada bazı geniş kısımlar piknik alanı olarak ayarlanacak ve halka açık olacak. Hem o evleri kiralayanlara hem de pikniğe gelenlere orada türlü ürünler pişmiş ya da pişmemiş halde satılacak. Bir yandan da türlü türlü peynirlerden, en kaliteli tereyağlarından, en sağlıklı şartlarda konservesi yapılmış hayvani ya da nebati/bitkisel ürünlerden de bol miktarda satın alıp gidecekler. Bu tesis, sistemi oturduğu andan itibaren her gün en azından on binlerce kargo gönderecek. Kargo ile satılması mümkün olan hayvani ve nebati/bitkisel bütün ürünlerini kargo ile de dünyanın mümkün olan her yerine satacak.

Belki de dünyanın en sağlıklı, en lezzetli günlük balıkları burada olacak. Bunlar sudan çıkartıldığı gibi temizlenip pişirilerek bu insanlara ücreti mukabilinde servis edilecek. Yine günlük dana eti, koyun eti, tavuk eti, bıldırcın eti, keklik eti, tavşan eti, kaz eti, ördek eti gibi etlerden yapılan çok lezzetli ve sağlıklı yemekler servis edilecek. İsteyenler oradan ayrılırken bunlardan istedikleri kadar çiğ de satın alarak gidecekler.

Havuzda çok bol miktarda balık yetiştirilebilecek. Havuzun kendi ekosistemi olacak. Zemini, yan duvarları, deniz canlıları için ideal olan şekilde yapılacak. Sadece balıklar değil, deniz kabukluları da yetiştirilecek.

Bu havuz ekosisteminde bazı balık türleri, yetiştiriciliği yapılan diğer balık türlerine yem olsunlar, av olsunlar diye yetiştirilecekler.

Bu, balıkların yetiştirilme maliyetini düşürecek ve daha sağlıklı olmalarını sağlayacak. Yine de bu havuzlara her gün bol miktarda kaliteli tabii yem atılacak.

Tesis, balıklar için lazım olan yemleri de kendi bünyesinde yapacak. Zaten yetiştiriciliği yapılan hayvanlar için, yonca, kızıl yonca, fiğ, bezelye başta olmak üzere protein ve lif yönünden zengin bitkiler yetiştirecek. Her türlü bitkiyi/mahsülü kısa sürede, besin değerini kaybetmeden, sağlıklı şartlarda kurutan makineleri de olacak. Kurutulmuş nebatat/bitkiler ile daha önce satılan balıkların karınlarından çıkan sakatatı karma ederek çok kaliteli, besleyici, hormonsuz şekilde hızla büyüten balık, kedi, köpek yemleri yapacak. Bunların bir kısmını havuzlardaki balıkları beslemekte kullanırken, yine çoğu kısmını satacak.

Çizimden çok anlaşılmıyor ama bu tesiste uzun sarı binaların arasında kalan bahçeler çok çok büyük olacaklar. Onların çoğunun altında, pizza dilimine benzer şekilde, yeraltı su depoları olacak. Her şeye rağmen bu tesis kendi içilebilir suyunu da depolayacak. En kötü senaryolara bile hazır olacak. Bu tesiste hedef, bu kadar çok sayıda hayvan besleniyor olmasına rağmen hayvan ölümlerini sıfıra indirmek olacak. Her şeye rağmen yine de bir bulaşıcı hastalık görülmüşse binalar hatta bina içi kısımlar, birim birim karantina altına alınabilecek. Zaten bu tesiste, bütün binalar sadece bir yandaki bahçeye çıkışı olacak şekilde yapılacak. Bir binanın içindeki hayvanlar bahçeye çıktıklarında, diğerleri ise diğer binanın ters yönündeki bahçeye çıkacaklar. Hayvanlar, bahçelerde bile birbirlerine yaklaşmamış olacaklar.

Temsili video

Bu çiftlikte yürüyen bant sistemi çok yoğun olarak kullanılacak. Uzun binaların, kapalı ve topraklı ziraat yapılan katlarında bu yürüyen bant sistemleri hep olacak. Katlar içinde saksıların ya da toprak dolu torbaların dağıtılması (ki her katta bunlardan milyonlarca adet olacak ve her hasat zamanından bunlar elden geçecekler) insan gücü ve eletrikli araçlar yerine yürüyen, bantlarla yapılacak. Yine söz konusu katlar içinde havada da yürüyen askılı sistemler olacak.

Bununla sınırlı değil. Hayvanların her gün çıkartılacağı dev gibi bahçelerin epeyi bir kısmında toprak zemin otomatik olarak değiştirilecek.

Hayvanlar sabah erken saatlerde bahçeye çıkartılacaklar. Çıktıkları gibi otlamaya başlayacaklar. Yonca, fiğ ve benzeri bitkileri taze teze yiyecekler. Bir yandan da o bölgede bunları bitirmiş de olacaklar.

Akşama doğru hayvanlar bina içindeki kapalı alanlara ve kendilerine ayrılmış hayvan duraklarına alındıklarında, otomatik bir sistem çalışmaya başlayacak.

Hayvanların dolaştığı ve taze taze otladığı topraklar aslında büyük büyük saksılar olacaklar ve bu saksılar hayvanların olmadığı o saatlerde otomatik olarak değiştirilecekler. Bu saksıları da uygun maliyetle, sağlam ve uzun ömürlü yapmak için çelik çubuk ve çelik tel örgü destekli ve YNP kaplamalı teknik kullanılacak. Her gün değişmeli şekilde hayvanların altına serilen saksılar da bu tenikle yapılacak. Lakin saksılar, insan, araç, makine gücüyle değil, yürüyen bant sistemi ile otomatik olarak değiştirilecek. Bu sistem yapılırken yürüyen bantın iç/alt kısmına, bantı ve üzerindeki ağırlığı taşıyan platformun üzerine sık aralıklarla çelik bilyeler konulacak. Sürtünme çok azaltılacak, yük hafifletilecek. Hatta kısa yan duvarlar olacak ve onların da iç yüzeylerine çelik bilyeler sık olarak konulacak. Yanlara sürtünme de çok büyük nispette azaltılacak.

Şayet uzun binaların zemin katlarında tavşan ya da kanatlılar beslenecekse, orada da zemin otomatik olarak değişecek. Bitkileri hayvanlar tarafından yenilmiş ve tükenmiş halde olan saksıklar, yani üzerinde sadece toprak kalmış olan saksılar, arada hayvanların düşeceği bir boşluk bile bırakmadan, bant üzerinde akıp binanın ilgili kısmına gidecekler. Onlar giderken hemen peşlerinden bitkili saksılar da gelmiş ve yere serilmiş olacak. Bu sayede de hayvanların düşebileceği boşluk oluşmamış olacak.

Başa bela olmuş bir şeyden de bu usulle kurtulmuş olunacak. Kanatlıların da her daim tertemiz mekanlarda kalabilecekleri, vücutlarının da tertemiz kalabileceği, türlü hastalıklara yakalanmadan ve türlü ilaçlarla ayakta tutmak zorunda kalmadan sağlıklı şekilde beslenebilecekleri görülmüş olacak. Dünyanın her neresinden her kim olursa olsun, bu şekilde yetiştirilmiş kanatlı hayvanın etinden ilk lokmayı ağzına attığı gibi lezzet farkını anlayabilecek. Çünkü bu hayvanlar genetiği ile oynanmamış hayvanlar. Ayrıca çok temiz ve bol havalı şartlarda yetiştiler. Ayrıca her gün bolca hareket ettiler. Ayrıca hep tertemiz yerlerde kaldılar. Ayrıca hep taze yemler/bitkiler yiyerek yetiştiler. Ayrıca hasta olmadılar ve onlarca farklı aşı ve ilaç vücutlarına girmedi. Antibiyotik deposu gibi de olmadılar. Tavuk işi yapanlar, kesilmiş paketlenmiş haldeki piliçlerin daha rengini gördüklerinde bile farkı da görmüş olacaklar. Bu şekilde yetişmiş kanatlıları ve tavşanları yiyerek büyüyen nesil, dünyanın her yerini sarmış olan ve Ankebut Ağına adeta para basan hastanelerle pek işi olmayacak. Zaten bitkiler de çok kaliteli olarak yetişecek ve o da insan ve hayvan sağlığını düzeltecek. Her şey zincirleme bir şekilde düzelmeye başlayacak.

Saksılar içindeki topraklara büyük ve küçük baş hayvanların ve ayrıca kanatlıların ya da tavşanların atıkları/dışkıları da düşecek ama bu, istenilen, faydalı görülen bir şey olacak. Bu topraklar saksılar içinde otomatik bantlardan ilerledikten sonra bir noktada bir araya dökülecekler (bu kısma da insan eli değmeyecek ve makineler bu işi çok hızlı, çok az masraflı şekilde yapacaklar), bu topraklar birbirlerine karıştırılacaklar ve söz konusu hayvan atıkları da toprağı gübrelemiş olacak. Sonra bunlar yine saksı toprağı olarak kullanılacak. Bir süre sonra tesisin kullanmakta olduğu topraklar fazla fazla gübrelenmeye başlayacaklar, o vakit de tesis bunlaır “bol ve tabii gübreli toprak” diyerek paketleyecek ve paket paket satacak ya da toptan olarak başka ziraatçılara satacak. Buradan da ek gelir kapısı olacak. Bu kalemdeki gelirin çok az bir kısmı tesise yeni toprak temin etmeye harcanacak. Ya da tesis, o bölgede bazı şartlarla hafriyat atıklarını gönüllü olarak kabul edecek. Ya da zaten limanı var, gemiler dolusu toprağı uygun fiyata bir şekilde getirecek.

Hayvanların saksı kenalarından zarar görmemeleri için de saksı kenarları kasten kalın yapılacak. Hatta iki saksı yan yana geldiğinde birleşme noktasındaki kalınlık 10-15 cm ye kadar olacak. Toprakla saksıların kenarlarının yüksekliği de eşit olunca, hiçbir sorun kalmayacak. Zaten bu kısımda kullanılacak saksıların yüksekliği nispeten düşük, genişliği ve derinliği ise fazla olacak. Bu kısımda en küçük saksı bir metrekare olmalı.

Bu kadar çok hayvanı ve bitkiyi, binaların içinde iken emniyete aldın. Çünkü binalar her açından emniyetli yerler. Lakin bunca hayvanı bahçeye çıkarttığın gibi, saldırıya açık olacaklar.

O havuzun oraya konulması hikmetsiz değil. Bir faydası da elektromanyetik saldırılara, radyo dalgaları ile yapılan saldırılara hatta metafizik tekniklerle yapılan saldırılara set olmak. Su bunları geçirmez. Bu sebeple denizaltılar su içinde radar değil, sonar kullanırlar. Yani ses dalgaları göndererek haberleşir ya da cisimlerin yerlerini belirlerler.

Bu sebeple, YNP sistemiyle duvar yaparken, duvarın iki tabakasının içinde kalan boşluğa hava değil de su hapsedebilirsin. Zaten tamamen kapalı halde hapsolmuş olan o su, kokmaz, sorun çıkartmaz. Lakin sadece on cm genişliğinde bir yerde de olsa o su epeyi sinyal keser. Zaten YNP kaplaması da yapısı itibariyle sinyalleri çok keser. Zaten en dış kısma güneş ışınlarını kesen/kıran parlak kaplama yaparken de malzemeyi doğru seçeceksin ve o da radyo dalgalarını, manyetik alanları ve metafizik sinyalleri kesecek. Hatta gerekli yerlerde ışığı çok yansıtsın diye iç mekanları metalik ya da benzeri parlak malzemelerle kaplarken de bu malzemeye biraz daha önem vereceksin ve gerekirse biraz daha masraf edeceksin ki o da ayrıca kırsın, korusun.

Ama hayvanlar bahçede iken ne olacak?

Anlaşılsın diye çizimi Telegram uygulamasında bu hale getirdim

Uzun sarı binaların arasında kalan bahçelerin üzerini tamamen tel örgü ile öreceksin. İnce ve sık örülmüş olacak. Bu paslanmaz tel örgü faraday kafesi vazifesi görecek ve tesiste doğru gönderilen zararlı enerjileri kıracak.

Hayvanlar, bahçede iken de bu türlü saldırılarla bir anda ya da yavaş yavaş öldürülemeyecek.

Bu tel örgü aynı zamanda güneşin doğrudan ışınlarını da epeyi kırıp gölge yapacak. Bu da hayvanlar için iyi olacak.

Yine bu tel örgü haşeratı da geçirmeyecek. Binaların içinde zaten muazzam bir temizlik sistemi olacak. İçeride sivri sinek bile olmayacak.

Dünyanın her yerinde, özellikle de büyük baş hayvanlar, sinekler nedeniyle mahvoluyorlar. Durmadan ayaklarını ve en çok da kuyruklarını sallıyorlar. Yine de sinekler sebebiyle çeşit çeşit hastalıklara yakalanıyorlar. Zaten o sinekler sürekleri olarak yerdeki ya da ineklerin vücutlarındaki dışkıya ve idrara da konuyorlar. Sadece insanlar için değil hayvanlar için de tam bir vahşet devri yaşanıyor dünyamızda…

Bu hallerdeki hayvanların gözleri iltihaplanıyor. Ağız ve çevresinde hastalıklar oluyor. Memeleri iltihap oluyor. Ciltlerinin türlü yerlerinde bazıları birkaç yumruğumuz kadar büyük olan iltihaplara sebep olabiliyorlar. Bunlar bina içinde olmayacağı gibi, bahçede de olmamalı. Yani bir saldırı yokken bile bu hayvanlar haşerattan ötürü risk altındalar ama kesinlikle türlü kasıtlar/saldırılar da hep olacaktır. Bu saldırılardan bazıları günümüzde Bill Gates suretindeki biyonik robotun yaptığı gibi sinek yetiştirmek yoluyla yapılıyor. İstenilen her virüs her yere dağıtılabiliyor. Hatta suni böcekler de artık çok kullanılıyor. Gözle baktığında gerçek böcek zan edersin ama o küçücük şey bir robot. Bunlar üzerinden de planlanmış şekilde virüs yayma saldırıları yapıyorlar. Bu nedenle de bu sık örülmüş tel örgüye ihtiyaç var. Ayrıca da bu tesis kendini bu gibi saldırılardan korumak maksadıyla, çok farklı konumlardan/köşelerden türlü enerjiler yayacak. Bu kısımları da şimdi anlatmayayım ben, sonra mevzu ederim.

Gayet derin olan havuz, binaların altında kalan toprağı da hep serin tutacak ve emniyette tutacak. Çünkü öyle bir dünya hali var ki, Yahudi/Satanist/Mason birileri hemen ordularına emir verecek, “Bu çiftliğin dibini oyun” da diyecek. Bu kadar anlatayım bu kısmı, bu da sonra daha çok mevzu olur, daha açık şekilde konuşulur.

Abartmadan söylüyorum, bunca yazdım da bu projenin sadece en geniş resmini bile tam çizemedik.

Daha anlatılacak çok çok fazla husus var. Üstelik alternatifli kısımlarda neredeyse hiç alternatifleri konu etmedik. Benim meşguliyetlerim çok. Ara ara fırsat bularak bu günlük bu kadarı mümkün oldu. Yarın nasip olursa, büyük baş hayvanların duracağı binaların içlerinin nasıl tertemiz kalabileceğini ve daha başka kısımları anlatırım.

Hep dediğim gibi… Birileri bu dünyanın genlinde suni kuraklık, kıtlık yapacakmış. Ben sadece gülüyorum. Onlar hadlerini bilmedikçe, derhal geri adımları üst üste atmadıkça, ben onların üstüne doğru devasa adımlar atmaya hep devam edeceğim.

Dahası da var, eğer kısa sürede ayar almadıklarını görürsem, yeraltındaki şehirlerinin gıda, enerji, temizlik sistemlerini bozan hamleler yapacağım, yaptıracağım.

İlginç…

Sürekli takipçim olan ve ara ara rüyalarını bana atan bir kişi, dün sabah erken saatte bana bir rüyasını attı. Pek çok mesaj gibi onu da okudum ama cevap yazmaya vaktim olmadı. Aklımda biraz yer etti ama bütün gün yoğun geçti. Ona da dönüp bakamadım ve projeler hususunda sana daha fazla yazacaktım, onu da yapamadım.

Mesajı birebir şu şekilde:

“Rüyamda siz bakara süresi ile ilgili paylaşım yapmışsınız rüyanızda görmüşsünüz. Sonra ben görmüşüm beni adımla akademide paylaştınız. Sonra başka bir arkadaşada sordunuz nasıl yorumluyorsunuz diye. O kişide demiş ki bakaranın sırrı bir yılda çözüldü artık deprem olabilir demiş. Ama benim deprem beklentim yokmuş rüyada

Rüyamda bakara süresi ile sizin bir bağantınız olduğunu anlıyordum ve bu ayette birşeylerin bilgisi sonradan anlaşılacak”

Sonra ben dün gece (30 Eylül / 1 Ekim 2022 gecesi) bir rüya gördüm. Bizim mahallede çocukluktan bildiğim ama hiç arkadaşlığımızın olmadığı bir kişi vardı. Babası terziydi. Rüyamda o da 20’li yaşlardaydı, ben de 20’li yaşlardaydım. Hava epeyi karanlıktı, sanki akşam olmadığı halde akşam çökmüştü. Bir anda bir kişi sağ kulağımdan bana bir şeyler söylüyordu. Yüzünü, kim olduğunu göremeden sağ kulağıma eğilip iki eli ile de duyulmasın diye kulağımı çevreleyen kişinin, o olup olmadığına da tam emin değildim ve bir an önce dönüp yüzüne bakmak da istiyordum. İyi hatırladığım bir kısmında “Kur’an-ı Kerim’de bahsedilen çok büyük bir makam/rütbe var. Sen o makama dahil oldun.” diyordu. Üstelik benim gibi terzi çocuğu olan bu kişi, bunu bana, çocukluğumuzun geçtiği terzi dükkanının önündeki kaldırımda otururken söylüyordu.

Sonra ben bir hamle ile sağıma döndüm, o da ani bir hamle ile az geri çekildi. Yüzüne baktım ama o kişi değildi, başkasıydı.

Vakit bulup bu hususu da çalışamadık ama rüyada terzi, terzihane, terzi çocuğu görmek hep aynı şekilde tabir edilir. Çok teknik işlerle uğraşmak, bunlarda çok büyük bir başarı elde etmek, çok büyük kazanmak, çok disiplinli çalışmak, insanlara akıl vermek, onlara yol göstermek ve çok seviyede büyük yardımcı olmak, insanlar arasında arayı bulan kişi olmak şeklinde tabir edilir.

Muteber bir kaynakta şöyle de geçer:

“Rüyayı gören kişinin anlayışlı ve iyi niyetli olması sayesinde insanlarla hep uyumlu olacağı gibi onları da birbirine yakınlaştıracak, aralarında yaşanan musibeti, düşmanlığı ve küslükleri unutturacak, birbirlerine dost olmalarını sağlayacak girişimlerde bulunacağına rivayet edilir.”

Bakara ise inek/sığır demek. Geçenlerde gördüğüm o sarsıcı yedi yıldız rüyasının bir yanı da bunlarla alakalı. Hepsi de henüz çok temel kısımlarını anlatabilmiş olduğum bu projelerin, dünya insanlığının kurtuluşu olacağına çıkıyor. Nefsi davranmayıp bunları kendime saklamayıp herkese açık şekilde anlatmamdan ötürü, nadiren ulaşılabilen bir manevi dereceye ulaşacağıma çıkıyor. Koskoca insanlık bunlardan ötürü, nesiller boyunca bu projeler sayesinde sağlıklı yaşayacak, huzur ve emniyet içinde yaşayacak. Kara para işleri, terör, zulüm, vahşet yok olacak. Maddi ve manevi tehlikeler kalkacak. Karanlık kaplı şu dünya aydınlanacak. İblisle deccalin başı çektiği şu şeytani dünya düzeni yıkılacak. Bundan istifade eden insanlar, hayvanlar, bitkiler sayısınca bana sevaplar yazılacak. Hatta ben de bu alemden göçüp gideceğim, kıyamete kadar amel defterim açık kalacak. İnsanlar bu faydalı şeylerden istifade ettikçe benim amel defterime durmaksızın sevaplar yazılacak.

Bu gün bu nedenle de bu ziraat ve besicilik çiftliğini hiç tereddüt etmeden anlattım. Aslında ben zaten bunu yapmaya çoktan kesin şekilde karar vermiştim de bu rüyalar bu nedenle de görüldü.

Bu arada, çok yüksek sayıda disk kullanan, çok yüksek sayıda insanın verilerini saklayan sosyal medya firmaları olsun… Muhtelif devletlerin muhtelif bakanlıkları olsun… Sürekli ve iyi seviyede ve ucuza soğutma ve koruma sağlamak isteyen diğer firmalar ya da kurumlar olsun… Hepsinin de derin ve geniş havuzla çevrilmiş bu sistemi kopyalamaları lazım. Detayları değişecek ama temel mantık bu şekilde olacak. Oluşan yüksek ısı çok geniş yüzeyler boyunca hemen deniz suyuna verilecek, deniz suyu ise durmadan değiştirilecek. Üstelik çok hassas bir şekilde saklanması gereken elektronik cihazlar ve üzerlerindeki veriler, su kalkanı sayesinde de manyetik alanlardan ve istenmeyen radyo sinyallerinden korunacak. Hatta çok değerli devlet arşivlerinin, matbu evrakların, çok değerli kitapların hatta çok değerli hazinelerin (başta kağıt paraların) de bu sistemle korunmaları en mantıklısı.

Hayvancılığı sıcak değil de soğuk iklime sahip yerlerde yapmak verimli olmaz. Daha fazla yem, emek, malzeme, işçilik ve zaman sarf edersin ama yine de sıcak bir yerdeki verime ulaşamazsın.

Hava hep soğuksa hayvanlar hep daha fazla yerler. Çünkü soğukta sorunsuz şekilde hayatta kalabilirler ama bunu yapabilmek için vücutları daha fazla enerji harcar. Bu da daha hızlı acıkmalarına ve daha çok yemelerine sebep olur. Yine de çoğunlukla sıcak iklimde ve doğru şekilde yetiştirilen hayvanların kilosuna/etine ulaşamazlar. Etlerinin lezzeti de farklı olur.

Binaların içinde iken bitkilere ve hayvanlara hiçbir şey olmaz. Çünkü binalar sıcağı da soğu da geçirmez. Buraya kadar fark yok ama hayvanları her gün bahçeye çıkartmak istediğinde büyük bir fark olacak. Bahçeye de karlar düşmüş olacak, hep ıslak olacak, çamur olacak. O çamur hayvanlara sonra bina içine sürekli bulaşacak. Hayvanlar karlı, sulu, çamurlu arazide rahatça uzanamayacaklar ve geviş getirmeyecekler. Bahçelerde zemine konan saksıları otomatik değiştiren sistemin sıcak yerlerdeki kadar rahat çalışmayacak. Üstelik bahçelerdeki bitkiler de kar, buz, çamur içinde kalacaklar. Bu işi soğukta da yapabilirsin ama soğukta işin çok zorlaşacak ve masrafların artacak, buna rağmen bile verim düşük olacak. Üstelik ne kadar sıcak ve buna rağmen iyi rüzgarlar esen bir yerde bulunursan, o nispette kolay ve bol elektrik ve su üretirsin. Bu sistemin can damarı zaten elektrik ve temiz su…

Binalar arasında kalan bahçelerin tamamı tel örgü ile kaplanmayacak. Binaların dibine kalan bir kısım da kapalı bir çatı olacak. Çünkü bu hayvanlar kendi sağlıklarını çok güzel şekilde koruyacak şekilde yaratılmışlar. Güneş ışığının fazlasından, yağmurun fazlasından, rüzgarın cereyanından kaçınırlar. Fazla durmazlar öyle yerlerde. Hemen uygun yerler bakınırlar ama bulamazlarsa, işte o zaman olumsuz şekilde etkilenmeye başlarlar, hastalıklar görülmeye başlanır. Bunlar göz önünde bulundurularak bahçenin/meranın üstü tamamen açık bırakılmayacak. Bahçeler yarı kapalı yerler olacaklar ve hayvanlar gölgeye, tenhaya uzanarak rahat rahat geviş getirecekler.

Burada, binaların çatılarına, güneş ışığını içeri aktaran mercekler takılması gibi şeyleri tekrar etmedim. Zaten bina içinde de bir miktar güneş ışığı görebilecekler.

Meselenin daha hiç temas edemediğimiz kısımları var. Bir yandan dışarının sıcağı, soğuğu, zararları ışınları ve enerjileri perdelenirken, bir yandan da içeriye faydalı enerjiler, manyetik alanlar, sinyaller, sesler verilmeli. Bu teknikle hem bitkiler hem de hayvanlar daha kısa sürede daha sağlıklı şekilde yetiştirilebilirler.

Bir de şu var, sıcak iklimde bu işi yaparsan, çok bol miktarda bal da üretirsin. Çünkü hem kapalı ve topraklı ziraat sisteminde kullandığın onca binanın onca katına arılar ve kovanlar bırakacaksın, hem de hayvanları saldığın o koskoca bahçelere arılar ve kovanlar bırakacaksın. Çünkü sen mükemmel bir sistemle, yaz kış sorunu da olmadan sürekli olarak besleyici bitkiler yetiştireceksin. Bunlardan, protein değerleri yüksek olan yonca, kızıl yonca, fiğ gibi bitkiler, arıların da en çok tercih ettiği bitkiler. Zan edilenin aksine arılar öncelikle çiçeklere konmazlar. Onlar da hangi bitkide proteinin daha fazla olduğunu bilirler ve onlara konarlar. Arılar da hep protein peşindeler… Bal işi de hafife alınmamalı. Gerçekten çok kaliteli ve çok çok yüksek miktarda bal elde edilir bu sistemde. Neticesi olarak hem insanlara şifa olur bu bal, hem de sana çok kazandırır. Zaten arıları da suni saldırılarla azalttılar ve piyasanın sahte ballarla dolmasını ve ayrıca tabiattaki bitki dengesinin büyük darbe almasını sağladılar. Arılar, bitki dünyasında büyük bir denge unsuru olan hayvanlar. Onların nüfusunun çok azalması da peşi sıra kuraklığı getiriyor. Suni kuraklık ve kıtlık hedeflerine Ankebut Ağı bu yolla da ilerliyor. Bu nedenle, koskoca bahçeleri tel örgü ile tamamen kapatırken bileceksin ki bunu yaparak sistem içindeki bütün arıları da suni enerji/frekans/dalga saldırılarından korumuş olacaksın. Yine bilmelisin ki sadece bir iki sezonda sadece bu arıların yaptığı ballar sayesinde o tel örgünün (faraday kafesinin) masrafını amorti edebileceksin.

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

“Bu ne hal?”


Dün Londra/Kraliyet tarafı ile metafizik usulle görüşmem oldu. Bana “Güney Azerbaycan’ı bırak, Yunanistan’ın üzerine git, sana Ege adalarını verelim” dediler.

“Adalar mı? Biz onları harp etmeden bile alırız. Hatta Yunanistan ana karasını bile çok kolay alırız. Kimsenin müsaadesine ihtiyacımız da olmaz. Lakin şimdi doğuya doğru gideceğiz. Güney Azerbaycan’ı alacağız. Önümden çekilin.” dedim. Israr ettiler, kabul etmedim. Hem yalvaracak gibi hallerdeydiler, yoğun bir ısrar vardı, hem de fazlasıyla kasılıp üst perdeden konuşmaya çalışıyorlardı. Bu hususta da birkaç cümle kurdum “Sizin şartlarınıza bakıyorum, bir de tarzınıza bakıyorum, bu ne hal?” mealinde cümleler kurdum ve görüşmeyi kısa kestik.

| Mfs – Ezber bozan – Akademi Dergisi

Dünyayı değiştirecek ziraat, inşaat ve enerji projeleri

(Bu paylaşım, Mehmet Fahri Sertkaya’nın sosyal medyada takipçileri ile olan yazışmalarının tek taraflı olarak yayınlanmış halidir.)

Sen sormadın ama şimdi sana başka fikirler vereceğim.

Şu anda dünyanın farklı farklı yerlerinde satanist ayinleriyle büyüler yapıyorlar. Öncelikle beni ve ekibimi, sonra da benimle birlikte hareket eden bütün tarafları metafizikle engellemek istiyorlar. Zira ellerinden başka da bir şey gelmiyor. Öyle bir siyaset icra edildi ki en üst yönetici adamları bile hala tam olarak başlarına ne geldiğini anlayamadılar. Hatta ben, olmayacak şekilde pek çok kısmı son derece açık yazdığım halde, şimdi onlar ayinler yapadursunlar, ekibim zaten onlara karşılıklar veriyor.

Ben böyle ayinlerin üzerime kötü enerjiler yığdığı anlarda farklı işlerle meşgul ediyorum kendimi. Hoşuma giden, güzel vakit geçiren işler bunlar.

Sana dünyada yine epeyi tartışılacak ve epeyi sektörü değiştirebilecek şeyler anlatmak istiyorum ama çok ileri de götürmeyeceğim. Yine her seviyeden herkesin anlayabileceği tarzda anlatacağım.

Son seferinde ziraat kabinlerini anlatmıştım. Elektrik, su, bitki, bal, et, süt, yumurta, balık, her şey bir arada yapılabilecek bir proje idi o ama onun biraz farklı yönlerini konuşalım şimdi.

Öncelikle temelden başlayalım…

Bu kabinleri yerleştirirken aslında hepsininin toprakla temasını keseceksin. Bunun türlü faydaları var ama en başta gelen faydası, çalıştığın kurak ya da yarı kurak arazinin tamamının geri kazanılması yani kabinlerin altında kalan kısım da az bir kısım değil, toprağın o kısmı da neden kısa sürede geri kazanılmasın.

Zaten ara yollarda hep hayvanlar dolaşacak, onlar sulanacak, onlar gübreleyecekler.

Toprak, ihtiyaç duyduğu canlılığı en çok gübreler sayesinde kazanmaya başlayacak.

Zaten kabinlerin üzerinde GEP’ler var ve onlara günde birkaç kez kabin kendisi otomatik olarak su tutarak tozlarını temizleyecek. O su da yola ve biraz da kabinlerin altına gidecek.

Kabinlerin altında kalan kısım hiç güneş ışığı da görmeyecek ve nispeten serin de olacak, hayvanların gübreleri de kabin altı kısımlara yayılacak.

Bu nedenle de kurak ya da yarı kurak yerlerde çalışırken mutlaka kabinleri yerden yukarıda yapacaksın.

Ayrıca tavşan, tavuk gibi hayvanlar besleyeceksen kabinlerin altındaki kısım onlara çok faydalı olacak.

Onlar istedikleri kadar yayılırlar, kendileri için en doğru yerleri bulurlar.

Daima kabinler arası yollarda durmaları da doğru değil.

Şimdi, kabinler yerden yukarıda olacaksa, onları yukarıda tutacak ayaklara ihtiyacın var.

Üstelik bu ayakların şiddetli rüzgar ve su baskınlarına da dayanlık olması, kabinleri sağlamca tutması gerekecek.

Üstelik bu ayaklardan sana çok ama çok fazla miktarda lazım olacak.

Üstelik senin, hem çok işe yararken de ucuza mal edilebilen, az zaman alan tekniklere ihtiyacın var.

Hiç toprağı kazmayacaksın, kum, kireç, çimento, su, nakliye, işçilik, kalıp v.s. kullanmayacaksın, çok çok hızlı bir şekilde ayakları takıp üzerine ziraat kabinlerini yerleştireceksin. Bunun bir yolu şu:

Tek boyutlu çizen bir uygulamada çizdim.

Sağlam boru kullanacaksın. Borunun haricinde siyah renkte çizdiğim gibi parçalar kullanacaksın.

Siyah parçalar birbirinin peşi sıra borunun en üst kısmına takılacak, geçmeli sistem olacak ve boru ile birlikte toprağa çakılacak.

Üstelik, çizimde olmasa da aslında borunun uç kısmında da o siyah parçaların daha dar olanı kullanılacak.

Boru ucu kısmı zaten öncesinden kesilmiş, kaynatılmış, vidalama dişleri açılmış olacak.

O parça, boru, üstteki iki parça, hepsi ayrı ayrı taşınabilir olacak, uygulama sahasında uç kısım boruya vidalanacak.

Borunun son kısmına da büyük parçalar geçirilip çakıldıktan sonra…

Üstüne şunun benzeri bir parça konacak. Bu resim tepe bakışı çizilmiş bir resim. Ortadaki siyah çizgiler, üst resimde gördüğün borunun üst kısmına takılan siyah parçalar. Bu plaka, toprağın üzerine tamamen oturacak ama o iki geniş siyah parça ile tamamen sabitlenerek/bağlanarak oturacak. Çizimde gördüğün gibi ortası boş olmayacak. Bu plakanın tamamı kapalı olacak ki toprağa batmasın. Bu plaka, hem boru sisteminin istenmeyen şekilde daha derine batmasına mani olacak hem de bu plakanın üzerine taşıyıcı ayak konulacak.
Bu resimde gördüğün kare şekilli ama bunu daire/çember şeklinde yapmak da mantıklı. Hep dediğim gibi, görsellere bağlı kalma. Sadece sistemin anlaşılması için onlar.

Kabinlerin üzerine konacağı ayakları toprağa sabirlerken bu tekniği kullanırsan, uygulama sahasında küçük boyda ve güçte iş makineleri kullansan bile bunları çakıp çakıp yoluna devam edersin. Öyle ki sonradan vinç eklenen, hem nakliye işinde kullanılırken hem de kendi yükünü kendisi indirip yükleyen kamyonları düşün. Onlardan birine forklift görüntüsüne yakın görünen bir iş makinesi yükleyeceksin, kamyon kasasının kalan kısmına da zaten parçalar halinde olan bu direk sisteminden yeteri kadar yükleyeceksin. Uygulama sahasına gideceksin ve onlarca kabinin ayaklarını hem uygulama sahasına nakletmiş hem de orada bir iki saat içinde sağlamca çakmış olacaksın. Toprağı derince kazmak, kalıp yapmak ve onları türlü uğraşlarla birleştirmek, harç yapmak, inşaat demirlerini kesmek ve şekillendirmek, betonun kurumasını beklemek, sonra kalıpları sökmek, arından toprağı/zemini yine şekillendirmek gibi işlerin hepsi ortadan kalkıyor.

Direk çakmakta kullandığın malzemeleri paslanmaz ve sağlam malzemelerden yapacaksın ve bir gün kabinleri alıp başka yere götüreceksen bunları da yine küçükçe iş makineleri ile saniyeler içinde çaktığın gibi saniyeler içinde de söküp götürebileceksin.

Paranı/sermayeni inşaat malzemelerine (kum, çimento, demir, kireç, su) ayrıca işçilik ve nakliyeye gömüp heba etmemiş olacaksın.

Üstelik, ziraata kazandırmak istediğin arazileri de betonlarla doldurmamış olacaksın.

İstediğin zaman gönül rahatlığı ile bölgeyi terk edebileceksin, gözün arkada kalmayacak, temel/direk için kullanın her parçayı da yanında kolayca götürebileceksin.

Zaten ilk defa sistemi kurarken, bu direklerin parçalar halinde (demonte) halde nakil edilebilmesi bile sana toplamda çok çok büyük bir iktisat sağlayacak.

Yukarıda çok çok genel hatlarıyla izah ettiğim direk sistemine, senin mühendislerin anında teknik gözden hemen bakacaklar. Hızlı geçtiğim kısımlarda neler değişirse neler olabiliceğini hemen görebilecekler. Bu basit görünen sistemin nelere sebep olabileceğini anlayacaklar.

Anlatmadığım kısımları da anlayacaklar.

O tarz direklerin batması, yere çökmesi, kolayca yerinden çıkması, sağa sola yatması imkansıza yakın bir ihtimal.

Arazi aşırı yumuşak değilse, bu temel senin ihtiyacın olandan çok çok daha fazlasını verecek bir temel/direk sistemi sadece bunu yaparak bile koca projede devasa bir iktisat daha sağlanmış oldu.

Asla batmayacak olan o direkler, o halleriyle yere bitişikler, onları daha da yükseltmek için de türlü türlü aparatlar geliştirilebilir.

Ama sana dakikalar içinde kabinin her yanının yüksekliğini ayrı ayrı ayarlayabileceğin, yani her direğe ayrı ayrı yükseklik ayara yapabileceğin mantıklı bir usul/teknik lazım.

Onun için de onlarca farklı usul kullanılabilir ama temel mantık olarak mekanik krikoları esas alacaksın. Mühendislerin bu kısmı da hemen anlayacaklar.


Çeşitli mekanik krikolardan sana uyan bir çeşidi kullanacak ya da ihtiyan olan bir türünü yaptıracaksın ve bunları kendi firmanın bünyesinde, çok adetle, seri imalatla ve ucuza mal edeceksin.

Mekanik krikoları ya da benzeri sistemleri imal edecek teknoloji artık ayağa düşmüş vaziyette.

Bunları da insan eli değmeden otomatik ve çok süratli şekilde makinelere yaptırabilirsin.

Bu da maliyetini çok çok büyük nispette düşürür.

Şu ana kadar, hem kabinlerin altında kalan toprakları da rahatça hava alır, su alır, gübre alır, hayvanlar tarafından da kullanılır hale getirdik.

Üstelik, tesviyesi olmayan arazilerde hiç hafriyat yapmadan, iş makineleri kullanmadan, toprak nakliyesi ile uğraşmadan, insan işçiliği de olmadan, zaman da kaybedilmeden kabinlerin nasıl düz konulacağının yolunu da gördük.

Bu yaptığımız şey aynı zamanda kabinlerin daha iyi ısı yalıtması yapmasını da sağlayacak. Yere temas etmeyen ve yerin soğuğunuı bünyesine çekmeyen bir kabin sistemi oluştu şu anda.

Bu kısmı da çok mühim ve bütün bunlar, bu direklere masraf yapmayı, kaliteli parçalardan direklerin yapılmasını mantıklı kılıyor.

Dediğim gibi, zaten hiçbir şeyi toprağa gömmüyorsun ve istediğinde alıp götürebiliyorsun.

Bu kriko kısmına mühendislerin biraz kafa yorarlarsa, hem seri imalatla ucuza mal ederler, hem yine de çok sağlam olurlar, hem kolayca taşınabilir olurlar ve nakliye kısmı uygun şarlarda olur. Hem de depremlerde belli oranda sallanan, deprem sarsıntısını soğuran, absorbe eden bir sisteme çevirirler.

Ziraat kabinleri için buna ihtiyaç duymayabilirsin ama şu anlattıklarım zaten evler, belli büyüklükteki atelyeler, çiftlikler, seralar, depolar, ambalar v.b. inşaa ederken de kullanılabilecek teknikler.

Temele çakılacak borunun genişliği ve uzunluğu, ayrıca malzemesinin kalınlığı artırılırsa…

Borunun ucuna ve üstüne takılan parçaların büyüklükleri, kalınlıkları da doğru ayarlanırsa bu usul kullanılarak normal evler de yapılabilir ve sadece bir iki saatte, iki üç kat halinde yapılacak koca bir evin temeli hazır olur. Sadece bu kısımda da onlarca farklı ihtimal daha var. İsteyenler, bu direkleri hem sık çakarlar hem de zemine paralel şekilde de direkler arası birleştirici parçalar kullanırlar.

Şimdi gelelim ilk bakışta yine çok basit görünen ama mühendislerinin beyinlerinde şimşekler çaktıracak diğer kısma…

Yine temsili bir görüntü olarak şu videoyu atıyorum


Çelik tellerden örülmüş bir çay süzgeci görüyoruz.

Şimdi bakmam gereken işler var, ilk fırsatta sana tekrar dönüp devamını yazacağım inşallah…

Şimdi bak, devam ediyorum.

Bana çok kızacaklar biliyorum ama zaten ben de onlara çok kızdığım için bunu yapıyorum.

Ne kadar basit bir aletten, mevzu nerelere gidecek.

Gördüğün gibi günümüzde paslanmaz çelik, türlü türlü şekillendirilerek kullanılıyor.

Videoda gördüğün peynirin yerine, orada bol miktarda seramik ya da porselen çamuru olduğunu düşün.

O çamuru, çelik kısım içeride kalacak ve görünmeyecek şekilde şekillendireceksin. Sonra o çamuru fırınlayarak kurutacaksın.

Youtube’da bile kolayca bulabileceğin, görebileceğin bir kimyevi madde var.

Onu, inşaat malzemelerine, en çok da tuğla, kremit gibi malzemelere döküyorlar ya da spreyleme yapıyorlar.

Kuruduktan sonra balta ile tuğlaya vuruyorlar ve hiç değilse ilk denemelerde kırılmıyor.

Dikkat et, tuğlanın içinde çelik desteği yok, çelik örgü desteği de yok ve buna rağmen o basit malzemeden yapılmış tuğla balyozun ilk birkaç seferlik darbelerine dayanıyor. Çatlama bile olmuyor, vurulmaya devam edilince kırılıyor.

İşte o harika kimyevi maddenin daha iyileri de var ya da sen de çok zorlanmadan yaptırabilirsin. Ben arada dağlar kadar detaylı kısım olduğu halde atlıyorum. Ben az anlatıyorum, sen çok anla…

Bu sistemle ve bilinen, var olan malzmeleri bile kullanarak dünya genelinde bir devrim yapabilirsin.

Neler olur, kısaca anlatayım.

Muazzam bir enerji tasarrufu sağlanır.

Çünkü porselen iyi seviyede ısı yalıtır.

Sen bir süzgeç değil, iç içe geçen iki süzgeç kullanırsan ve ikisinin de porselenle kaplanmasını sağlarsan iç içe geçtikleri vaziyette aralarında hava boşluğunun hapsolmasını da sağlarsan orada bir devrim olur.

İnsanlar elektrik enerjisi kullanarak yemek pişirirken, su ısıtırken harcadığı elektriğin onda birini hatta daha azını kullanmaya/sarf etmeye başlarlar.

Çünkü porselen içindeki bir şeyi ısıtmak ya da pişirmek çok daha hızlı olur. Porselen, içindeki ısıyı dışarıya çok çok daha az verir, ısı yalıtması üst seviyede olur.

Bu kısmı atlıyorum, saatlerce anlatılacak yerleri var ama bu kadarı bile teknik kişilerin anlamasını sağlar, son olarak şu görseli atıyorum:

Air fryer, hava ile pişirici denilen cihazlar bunlar, bunların malzemeleri hep plastik, dışarıya çok fazla ısı atıyorlar.

Bu halleriyle bile dünya genelinde kabul gördüler ve kullanıcıların neredeyse tamamı memnun, üstelik yağsız yemek pişirerek hem sağlığı hem parayı koruyorlar.

Sadece bunların sistemi geliştirilse, çelik çubuk destekli ve çelik örgü destekli porselen kullanılsa, kırılma kısmına anlattığım gibi ayrıca spreyleme ile destek verilse çok daha zor kırılacak hale getirilse bile dünyada harcanan elektrik enerjisi bir anda düşmeye başlıyor.

Şimdi bak, aynı tekniği evlerde kullanılan fırınlarda uygularsan, pastahane, pizzacı gibi yerlerde uygularsan, üstelik bir de buzdolaplarında uygularsan neler neler değişir.

Hemen dünya genelinde her yerde elektrik ihtiyacı azalır, daha az elektrikle daha çok iş yapılır, üstelik bu dolaplar, fırınlar daha sağlıklı gıda saklarlar ya da pişirirler ya da ısıtırlar.

Bizde olduğu gibi dünyanın muhtelif yerlerinde yaygın olan tandır dediğimiz sistem var.

Tandırları bilirsin ya da internetten bakarsın, tandırda pişen her şey daha lezzetli olur.

Tandır ısıyı dışarıya çok az kaçırır.

Isının hapsolduğu bir hazne içinde pişen etler ya da sebzeler besin değerlerini kaybetmeden, her yeri eşit seviyede pişerek, lezzetini koruyarak pişerler.

Öyle ise sadece bu teknikle, birbirine benzer çok sayıda mutfak eşyası üretirken insanlar evlerinde çok daha sağlıklı, lezzetli şekilde yemekler pişirebilirler.

Bu sırada enerjiyi onda biri ya da daha da az miktarsa kullanabilirler.

Üstelik pişirme süresi de büyük oranda kısalır. Unlu mamüllerde de etlerde de böyle olur. Ancak bahçeye tandır yapılarak ve kömür/odun ateşi kullanılarak elde edilebilen sağlık ve lezzet her eve girmiş olur.

Üstelik elektrikli cihazlar bu neticeyi verir olur, bir de tersinden bakınca buzdolaplarındaki o basit mantık ve malzemeler terk edilirse yerine çelik örgü destekli, hava boşluklu çift kat porselen sistemi kullanılırsa buzdolapları ve derin dondurucularda da devrim olur.

Hem çok çok daha az enerji ile soğuturlar, hem de çok daha sağlıklı olurlar ve dış görünürleri de harika olur. Sınırsız renk, desen, doku seçenecekleri olur.

Birkaç resim bulayım bak:

porselen yaprak yeşil

Yine fikir vermesi için temsili video atıyorum:


Bir anda şu dünyamız değişmeye başlar. Hem az enerji sarfiyatı, hem sağlılık malzemeler, hem uzun ömürlü malzmeler, hem de her biri ayrı bir sanat eseri gibi duran fırınlar, dolaplar, türlü eşya…

Dikkat et, bu teknikle sadece mutfak eşyaları yapılmaz. Mutfak dolapları da başka odalar için dolaplar da yapılır. Yani erzak ve elbise dolapları bile bu teknikle yapılır, içine konan her şeyi korur.

Mutfak tezgahlarının altına bu teknikle dolaplar yapılsa içine konan sebze, meyveyi uzun süre korur.

Haftalık alış veriş yapan kişilerin meyve ve sebzeleri buzdolabına koymalarına gerek kalmaz.

Çünkü bu sistemle hem ısı hem ışık hem de haşere geçmez olur.

Dikkatle, özenle kullanılınca, içindeki meyve sebzelerin bozulma süresi çok uzar.

Bu da enerji tasarrufudur, ayrıca sağlıktır ayrıca gıda ürünlerinin israfının önlenmesidir.

Şimdi asıl kısma gelelim:

Ziraat kabinlerinden buralara neden gelip dolaştığımız da anlaşılsın. Geçen sefer silisli çöl kumu demiştim. Porselene, seramiğe, koruyucu spreye gerek yok.

Mevzu anlaşılsın diye oradan başladım özetle anlattım.

Çelik çubuklar ve teller lazım ama porselen, seramik gibi malzemeler sana lazım değil.

O mutfak cihazlarını, dolaplarını ya da soğutmasız ısıtmasız erzak dolaplarını yapacaklara da lazım değil, herkesin anlayacağı şekilde şöyle anlatabilirim:

Tencere ve tavalarda kullanılan, yanmayan, gayet sert de olan, yüksek ısıda şekli de bozulmayan, erimeyen, büzüşmeyen malzemeler zaten var.

Silisli toprak ya da kum kulllanılarak bu malzeme bir kademe daha iyi hale getirilebilir ve zaten aslında bahsettiğim malzeme de birilerin ellerinde var.

Bu malzemeler yapılırken içinde taşıyıcı çelik çubukların ve çelik örgülerin kalması sağlanacak. İşte mesele bu…

Bahsettiğim malzeme silisli kumdan yapılacağı, yapılırken içine petrol ürünleri katılmayacağı için çok sağlıklı da olacak, porselen ya da seramik gibi kırılgan da olmayacak.

Ama en az onlar kadar hatta onlardan ileri seviyede ısı yalıtır halde olacak.

Şuradan sonrasını aslında anlatmaya bile gerek yok, anlaşılmıştır.

Ziraat kabinlerini yaparken çelik direkler kullanacaksın:

Söz konusu direkler önden bakınca böyle görünecekler, yine tek boyutlu bir çizim bu. Hesaplamalar yapılacak, belirlenen aralıklarla bu direklerden kullanılacak.

Direkler yatay duran çelik çubuklarla da birbirine bağlanacak ama bunların sayısı da az ve kalınlığı da düşük olacak, çünkü senin kullanacağın ve silisten yapacağın o malzeme zaten sert olacak, taşıyıcı olacak yani onun da bir taşıyıcı yönü olacak.

Üstelik her iki direk arasında çelik çubuklardan hariç olarak çelik tel örgü olacak.

Direkler de çift çubuklu direkler olduğu için, aralarında boşluk da bulunduğu için direklerin hem iç yüzü hem de dış yüzü baştan ayağa çelik tel örgü ile kaplanmış gibi olacak.

Anlaşılsın diye şunu atıyorum.

Bu ön kısımdaki tel örgü olacak, bu tel örgünün arkasında on cm kadar boşluk olacak, sonra tam orada iç yüzeyin tel örgüsü olacak.

Aynı baştan beri anlattığım iç içe çelik tel örgü sistemi bu…

Taşıyıcı direkler de çizdiğim gibi sonrasında bunun içinde strafor mu koyarsın, daha gelişmişlerini mi koyarsın, taş ya da cam yünü mü koyarsın, tamamen hava boşluklu halde mi bırakırsın, orası sana kalmış, herkes bu kısımlarda farklı kararlar alabilir.

Ama sen bu tel örgülerin içte kalacağı şekilde iki duvar dolgusu yapacaksın.

Tencere kulpu yapar gibi duvar yapacaksın.

Aynı anda hem iç telin hem dış telin üzerine bu malzemeyi kaplayacaksın ve içindeki on cm lik boşluğu da koruyacaksın.

Bu silisli malzeme zaten ısıyı çok yalıtıyor ve zaten iki kat oluyor.

Arada da hava ayrıca yalıtır ya da yalıtıcı ek malzeme ayrıca yalıtır. Sen bundan yan duvarlar, zemin ve tavan yaparsın.

Kapıyı bile bu teknikle yaparsın, bunun içine ısı nasıl girsin, içindeki ısı dışarı nasıl kaçsın, hem silisli malzeme çok ucuza elde edilecek. Hem bunu robot kollu makineler, kayan imalat bantlarında el değmeden ve süratle peş peşe üretecek.

Çeliklerin kesilmesi birleştirilmesi, çelik örgünün sabitlenmesi kısımlarına bile insan elinin değmesine gerek yok, öyle bir imalathanen olacak ki duvar üretecek, zemin üretecek, tavan üretecek, kapı üretecek, taşıyıcı kolon üretecek.

Bütün bunları yaparken, insan, hayvan ve bitki sağlığına çok zararlı olan betonu da hiç kullanmayacak.

Bu sistemi kur, istesen seri seri kabinler üret, istersen bina üret bina çizimleri yaptır, parçaları belirler, her parçayı ayrı ayrı dök, yap ve uygulama sahasında şipşak montajla, nealevde yanar ne şeklini kaybeder ve çöker, ne depremde çatlar patlar yıkılır, ne korozyon, aşınma olur, ne boya ister, ne ek masraflar ister, ne dış cephe kaplaması ister, yüzlerce sene sorunsuz iş görür.

Sonra da geri dönüştürülebilir, yine de çöp olmaz.

İşte bu da olunca dünyada hayat pahalılığı denen şey olmaz, bir kere alınan eşya, kısa sürede bir daha alınsın diye programlanmış bu dünyanın ticareti ve imalatı dünyanın en büyük sorunlarından biri, londra merkezli sistemin, insanlık düşmanı olması ne kadar mahvedebilirim, ne kadar daha sömürebilirim demesi.

Bak, ister fırın, ister buzdolabı, ister derin dondurucu, ister mutfak tandırı, ister elbise ya da erzak dolabı yapacak ol, bu sistemle ve malzeme ile yapabilirsin.

Bir kere yaparsın, satın alınır ve asırlarca sorunsuz kullanılır, adeta eskimek nedir bilmez.

Ormanların katledilmesine gerek kalmaz.

Ahşap/odun artık masa, sandalye yapılırken bile kullanılmaz.

Çünkü bu teknikle en ala masa ve sandalye de yapılır, ahşap su alır, nem çeker.

Ahşap haşerattan dolayı da çürür gider, ama bu malzeme hem çürümez, hem rutubete de dayanır, hem de içindeki çelik destekler sayesinde kırılmaz, hem de hep hafif olur, hafif kalır.

Senin yapacağın duvarlar iki üç kişi tarafından çok zorlanılmadan taşınabilir.

Bu sistemle, konteyner şeklinde hazır kabinler yaparak nakliye etmene de gerek yok.

Onun her kısmını ayrıca imal et, paketle ve demonte haliyle sahaya gönder.

Bir tır’da bir kabin taşıyacağına, demonte haliyle beş kabin taşı, bu da nakliyeden büyük tasarruf demek, ayrıca depolama kısmındaki maliyetleri de hep düşürür.

Şayet duvarların dış yönüne ek kaplama yaparsan, sanki alüminyum folyo ile kaplanmış gibi, güneşin her türlü ışınını durduran, geri yönlendiren bir kaplama yaparsan, bu kabinlerin ya da evlerin ömrü de çok daha uzar.

İçlerinde yazın klima, kışın soba yakılmaz, kendi tabii ısıları olur.

Dünyanın dört bir yanından pas, kir, koku, rutubet kalkmaya başlar.

Dünyanın her yanında her yer güzelleşmeye başlar.

Evler bile fantastik çizgi fimlerde ya da filmlerde göründüğü gibi olabilir.

Her yer rengarenk ve tertemiz olur.

Meselenin metafizik yönü var, cinler ve bazı karanlık enerjiler, betondan geçerler, metalden geçerler, ama porselenden ya da onun daha iyisi olan anlattığım o malzemeden çok kaçarlar, geçemezler.

İnsanlar metafizik olarak bile rahatlarlar.

Bu da tek boyutlu bir çizim.
Ben çizmiştim bir gün metafizik çatışmalar sırasında… İnsan hem çatışıp hem de yanında başka işler yapabiliyor.

Yukarıda rengarenk, desen desen örnekler atmıştım, bahsettiğim malzeme seramik ya da porselen olmadığı gibi, onlar gibi kırılan çatlayan malzeme de olmayacak.

Ama onlar kadar güzel görünecek, ve o resimlerdeki gibi hatta daha yüzlerce farklı şekilde görünecek. Yine çift kat tel örgü, yine hava boşluğu ya da ek yalıtma malzemesi kullanılarak dolaplar yapılırken, bu çizimdeki gibi ürünler yapılabilir.

Çizimdeki her kısım ayrı ayrı parçalar ayrı ayrı taşınarak evlerde, iş yerlerinde bir araya getiriliyorlar.

Üst üste konulup geçen tırnakları, oyukları var. Sol süt kısım derin dondurucu hiç denecek kadar az enerji harcıyor ve kendi başına çalışıyor, diğerlerine hiç bağlı değil.

Soldan aşağı doğru üç göz de ayrı ayrı parçalar ve üçü de buzdolabı olarak kullanılıyor.

Üstelik üçü de birbirinden bağımsız olarak çalışıyor, yine de şu andaki buzdolaplarıın onda ya da yirmide biri kadar enerji harcıyorlar.

Bu üç göz bu ayrı olduklaır için, her biri ayrı soğutma derecelerine ayarlanabiliyor.

Kahvaltılıklar, süt yoğurt gibi şeyler ve meyveler aynı soğutma derecesinde durmamış oluyorlar, üstelik kokuları da birbirlerine karışmıyor. Sağ üstte ev tandırı var, çok az enerji ile yüksek ısı oluşuyor içinde ve mesela bir piliç yukarıdan aşağı doğru asılı duruyor, her yeri eşit pişiyor.

Lezzet farkı ilk lokmada bile fark edilebiliyor. Ayrıca o nispette sağlıklı pişirmiş oluyor. Sağ altta ise elektriğe bağlı olmayan erzak dolabı var.

Hiçbiri enerjiye ihtiyaç duymadan sebzeleri ya da meyveleri on günden daha uzun süre taze tutuyor.

Buzdolabı gibi nem içinde, kokular karışmış halde de tutmuyor.

Bunlara kuru gıda, kuru bakliyat koyarsan da senelerce nemden, bozulmaktan, haşerattan koruyabiliyor.

Hatta onlarca sene koruyabiliyor.

Bu sistemin küçük bir kaç noktası metal ve oraları da paslanmaz çelik, paslanma sıkıntısı da yok ve baştan dediğim gibi, dokularda, renklerde, desenlerde, kabartmalarda sınır yok, milyon türlü model çıkartılabilir.

Çiftçilere, erzak dolaplarının büyük büyük olanlarından da satılır, bu malzemeden büyük ambalar da yapılır.

Ne sıcaktan, ne soğuktan, ne fareden, ne domuzdan, ne kuşlardan, ne haşerattan, ne havadaki nem oranından endişe ederler. Bütün endişeleri bir anda ortadan kalkar, mahsülleri onlarca sene sorunsuz şekilde depolayabilirler.

Sadece bu bile insanlık tarihinde bir kırılma noktası oluşturur.

Ayrıca evler ya da apartmanlar ya da besiciler için lazım olan büyük su depoları da bu malzemeden bu teknikle yapılabilir ve depolanan sular da sağlıklı şekilde muhafaza edilebilir.

Isı, ışık, haşerat, virüs geçemediği için sular çok daha uzun süre bu depolarda tazeliğini korurlar.

Şu anda dünyada abartıldığı kadar ileri seviyede bir kuraklık ve kıtlık yok, tıpkı korona gibi, bu da abartılıyor.

Bunu da Londra merkezli satanist sistem yönetiyor ve böyle olmasını istiyor.

Fırsat bulsalar bütün dünya genelinde ve en ileri seviyede kuraklığın ve kıtlığın hakim olmasını sağlayacaklar.

Öyle ise hemen şimdiden insanlığa bu teknikler de lazım, bu malzemeler radyasyonu de büyük oranda kıracaklar, geçirmeyecekler.

Saldırgan tarafın planlarını alt üst edecekler.

Çok büyük miktarda ziraat mahsülü çok düşük masraflarla saklanabilecek.

Yıllarca değil, on yıllarca saklanabilecek.

Bu tekniğin sadece inşaat sektöründe kullanılması bile bir anda dünya genelinde maddi bir ferahlamaya daha sebep olacak.

Çünkü evler çok çok ucuza, çok kısa sürede mal olacaklar, bakım, tadilat masrafları da asgariye inecek.

Bir kişi ev yaptırınca, torununun torunu bile o evde ikamet ederek yaşayabilecek.

Anlatmadığım çok tarafları kaldı, zaten hazırlıksız da anlattım. Şimdi yine meşguliyetim var, ilk fırsatta başka şeyler de anlatacağım.

Silisli topraktan ya da silisli kumdan elde ettiğin, kırılmayan, ideal seviyede esneyen, petrol katkıları ihtiva etmeyen, sağlıklı, çok uzun ömürlü, ağır yüklere gelen, muazzam bir ısı yalıtması yapan o malzemeye bundan sonra “yeni nesil porselen” diyeceğim. Yeni nesil porselen maddesini kalıplamak, belli kalıplarda, belli şekillerde dökmek, kullanmak çok kolay iş. Bunu yaparken gerekli yerlerini çelik parçalarla, çelik çubuklarla ve çelik tel örgülerle desteklediğin için, artık bu tekniği çok çok farklı sahalarda kullanabileceksin. Biri de araba imalatı sahası…

Günümüzde en büyük araba firmalarının bile hala ısrarla tekerlekli tenekeler imal ettiğini biliyorsun.

Bu konuya akademi dergisinde sık sık temas ediyor ve tepkimi daimi surette sergiliyorum ve bunu yapmaya devam da edeceğim.

İnsanlığın o tekerlekli tenekelerden kurtulmasının bir yolu da bu teknik, çünkü yeni nesil porselen, aynı zamanda çok hafif.

Kapıları da bu teknikle yapmak mümün olduğu gibi, şu gördüğün resimdeki ana karkası da bu teknikle kısa sürede dökmek mümkün.

Önce gerekli çelik parçalar, çelik çubuklar ve çelik örgüler robot kollarla birleştirilecek ve sonra kalıphaneye gönderilecek.

Sonra içinde o çelik örgünün oldğu kalıba yeni nesil porselen dökülecek.

Sonra da bu karkasın üzerine 15 metreden içi dolu bir varil bırakacaksın.

Ya da bu karkası çok şddetli şekilde sert duvara çarptıracaksın ya da araba imalatı tamamen bittikten sorna bu kaza testini yapacaksın ve farkı göreceksin.

Aynı malzemeyi torpido kısımlarından tut da koltuklarda kullanılan metal kısımlara kadar her yerde kullanacaksın.

Arabaların kabin ve kabin içi kısımlarında paslanma, oksitlenme devri bitecek.

İmalat süreci kısalacak. Arabaların ömürleri çok çok uzayacak, tamir bakım masrafları dibe vuracak.

Kişi dedesinin aracını bile sorunsuz şekilde kullanmaya devam edebilecek.

Daha önce mevzu etmiştim ki camları olmayan, tamamen kapalı olan, içi ekran kaplanmış ama ekranları çok yüksek kalitede ve aynı zamanda çok ince ve esnek olan arabalar yapılacak.

Kişi içeri oturunca karşısında cam gibi duran ekran olduğu gibi, üstünde ekran, sağında ekran, solunda ekran, arkasında ekran olacak.

Bu da yapılacağı için, cam kullanılmayıp o kısımları da bu yeni teknikle duvar gibi sağlam yapılacağı için bütünüyle kapılar da aynı teknikle yapılacağı için, bu araçta kaza yapınca ölene çok çok şaşırılacaktır.

Çünkü kapılar dahi bu teknikle yapılınca, kapılar da bu sistemde çatıyı daha da destekleyecekler, ezilme ihtimali neredeyse yok olacak.

Takla atıp yerde yuvarlanma, uçuruma düşme gibi ihtimallerde bile bu araba kabini formunu/şeklini koruyacak.

Cam kırıkları gibi bir sorun da olmayacak.

Yandan çarmalardan tutalım kafadan şiddetli çarpmalara kadar bütün ihtimallerde bu kabin şeklini büyük oranda koruyacak ve hayatta kalmayı sağlayacak.

Şu gördüğün plastik paletlerde beş ya da yedi parça çelik kullanıyorlar ve o çelik parçalar, paletin bütününe kıyasla çok çok küçükler. Buna rağmen bu “plastik” paletler bile bir buçuk tondan beş tona kadar ağırlıkları sorunsuz taşıyabiliyorlar. Üzerlerinde o ağırlık varken forklift gelip bunu kaldırıyor ve hiç sorun yaşanmıyor.

Her ne kadar porselen desem de “yeni nesil porselen” dediğim malzeme, kafanda oturmuş porselen mantığında bir malzeme değil.

Bunu kimya mühendisleri daha iyi anlayacaklardır.

Ana ham maddesi ve prensibi açısından porselenle çok benzeşiyor ama porselenle hatta şu plastik paletlerle kıyas bile götürmeyecek kadar sağlam, mukavemeti, ezilmez, alev almaz, alevde şekli değişmez/büzüşmez, korozyon olmaz bir malzeme bu.

Yukarıda anlatıtğım gibi araba kabinin çelik çubuk ve parçalarını ve ayrıca çelik örgü kısımlarını doğru yapar da örgülü yerlerin etrafını yeni nesil porselenle kaplarsan o kabinin şeklini bozmak için pres içine atıp ezmen gerekir.

Aslında buna çok yakın malzemeler farklı sahalarda/sektörlerde kullanılıyor. sadece plastik paletlerde değil.

Mobilya sektöründe kullanılan, içi çelikle destelenmediği halde bile çekiçleye çekiçleye kıramayacağın ayaklar var.

Ateşe atıp yakamayacağın, şeklini bozamayacağın ayaklar bunlar.

Yeni nesil porselen tekniğini sandallarda, teknelerde hatta büyükçe teknelerde kullanabilirsin.

Ahşap gibi sürekli bakım, temizlik, tamir, kimyevi madde ile güçlendirme istemez.

Üstelik bu yeni nesil porselenden, yine az miktarda çelik desteğiyle çok kuvvetli bir tekne yapınca, teknenin suya temas eden dış yüzeyine, ek olarak özel bir silikon kaplama da yapabilirsin.

Sürtünmeyi çok daha fazla azaltan bu kaplama hem günümüzde mevcut.

Hem de söz konusu yeni nesil porselen malzemenin dış yüzeyine çok iyi tutunur.

Metale tutunması ile yeni nesil porselene tutunması kıyaslanamaz bile.

Bu da sürtünmeyi azaltan kaplamanın çok daha uzun ömürlü olması demek ki bu da ayrıca maliyetleri düşürür.

Yine bu teknikle tek kişilik ya da iki kişilik tasarruflu elektrikli arabalar yapabilir, bunları da kaza emniyeti çok yüksek bir hale, ayrıca kullanma ömrü çok uzun bir hale getirebilirsin.

Böyle şeyler yapıldıkça hayat pahalılığı kalkacak, çünkü masraflar bir şeyi alırken de kullanırken de düşecek.

Bizden sonraki nesillere evler, arabalar, tekneler kalacak ve onlar da çocuklarına bırakacaklar. Her nesil yeniden yeniden ev, araba, tekne v.s. almak zorunda kalmayacak.

Tekrar oluyor diye ifade etmemiştim ama galiba bunu bir kez daha burada tekrar etmek gerekiyor.

Yeni nesil porselen dediğim malzeme tek kat halinde kullanılsa bile muazzam bir ısı ve ses yalıtması sağlıyor.

Bu teknikle yapılan hava, kara deniz araçlarını kullanan kişilerde o kronik stres ve huzursuzluktan tut da saç dökülmesine kadar her şey azalacak. Bu malzeme zaten elektromanyetik kirliliği de geçirmeyecek.

Bundan yapılan aracı kullanan, bundan yapılan evde oturan kişi, kısa süre sonra türlü rahatsızlıklarından ve şikayetlerinden kurtulmaya başlayacak.

Bu teknikle yapılan araç bir gün öğle sıcağının altında çölde giderken içindeki kullanıcı çok serin bir ortamda olacak.

Aynı araç uçağa yüklenip öğleden sonra soğuk ve karlı bir ülkeye götürülse, içindeki kullanıcı yine serin güzel bir ortamda aracını kullanmaya devam edecek.

Ayrıca ben detayları anlatmadan geçiyorum, mühendisler anlıyorlar diye ama bu usulle yapılan araçların suya batması diye bir şey de olmaz. Bu kısma da dikkat edilerek araba projeleri yapılırsa, suya batmaz bu araçlar. Hem karada hem denizde giden, buna rağman hafif olup az yakan ve buna rağmen korozyon olmayan, sürekli masraf çıkartmayan araçlar bu teknikle yapılabilir. Bu da ulaşımı hızlandırır, trafik sorununu epeyi hafifletir.

Her şeyin başında şunu bil, unutma
Medyumların saldırılarından, cinlerin musallatından, büyülerin ağırlığından ve zihin kontrolünde kullanılan elektronik cihazların saldırılarından korunmanın yollarını bulamadıkça…
Bu projelerin hiçbirini yapamaz, sonuç alamazsınız. Çünkü Ankebut Ağı durmadan bunları kullanıyor. İnsanlığı bunlarla geri bırakıyor. Bunlarla yönlendiriyor. Çok basit bir şekilde yapıp geçeceğiniz bir günlük işi, haftalarca yapamaz ve sonra sinir krizlerine girer bırakırsınız işleri. Ne olduğunu, neden öyle yaptığınızı bile anlayamazsınız.

Bir koca gün boyunca proje çalışırsınız. Gece uyursunuz, sabah kalkarsınız, o çalıştıklarınızın yüzde doksanı yok. Silinmiş gitmiş hafızanızdan… Üstelik aranızdan çoğunuz, hafızasının cinler tarafından oynandığını, kısmen silindiğini fark edemez bile…

Metafizik tehlikeleri hafife almayın. Önce bunlardan korunmayı iyice öğrenin, meşru sebeplerine uyun.


Yine temsili bir resim atıyorum. Şayet ziraat kabinlerini ya da başka başka maksatla kullanacağın kabinleri bu resimdeki gibi yaparsan…

Geniş yan duvarlardan birinde ya da ikisinde birden büyük kapı yapabilirsin.

Söz konusu kapı ya da kapılar, hem geniş hem de yüksek olurlar. Kabinlerin yüklenmesi ya da boşaltılması kısmını çok kolaylaştırırlar. Çok da vakit kazandırırlar.

Söz konusu kapılar bir iki cm kadar dışarı doğru hareket ettikten sonra hemen yukarıya/çatıya doğru kalkacaklar. Kızakları üzerinde kayarak ortadan kaybolacaklar.

Şayet geniş ve yüksek bir kapıyı içeri doğru açmaya kalkarsan, kullanma alanını, çalışma alanını daraltırsın.

Dışarı doğru açmaya kalkarsan, yan taraftaki yolu/geçişi kapatırsın.

Her iki ihtimalde de ayrıca kapı sık arıza yapar, menteşelerde sorun olur.

Çünkü büyük bir kapıyı taşıyan menteşeler hep zorlanırlar.

Kapıyı bir yana doğru yere paralel şekilde kaydırarak açabilirsin ama çoğunlukla o da sorunlu çalışır.

Ya sıkışır kapı, ya raylar üzerinde kapı gevşek kalır ya da raylar üzerine yabancı maddeler dolar v.s…

Kullanışlı ve sorunsuz bir büyük kapı olması isteniyorsa, en mantıklısı üste doğru açılan kapıyı baştan sağlam tasarlayarak yapmak olur.

İş bitince aşağı iner, son hamlede ise yerine oturur ve iyi bir yalıtma da sağlar.

Bu bir lamba… Temsili bir resim olarak attım.

Aynı kapı tekniğini, yarım küre tekniği ile yapacağın lüks evlerde de kullanabilirsin.

Bu evlerde baştan beri anlattığım teknikler ve yeni nesil porselen de kullanılırsa, dağ başında, çöl ortasında, kutupların üzerinde, en ağır hava/iklim şartlarında çok ferah şekilde yaşanabilir.

Dış cephesinde bu evin yerden yukarı doğru yaklaşık 2 metrelik kısmına kadar her yeri cam olur. Lakin istendiğinde camların üzerini kapatacak, istendiğinde ise yukarıdaki kapı tekniği gibi çatıya doğru yükselecek kapaklar olur.

Havalar iyi iken kişi bu kapakların isterse tamamını, isterse evin bir yöne bakan tarafındakileri açar.

Sert havalarda ise tamamen indirir, üstelik bu evin dış yüzeyi tamamen GEP ile kaplanabilir. Hatta tam üst merkez noktasına epeyi yüksek ve sağlam bir direk konularak rüzgar türbini de eklenebilir.

Daha az verimle de olsa GEP’ler kışın da enerji üretirler ve bu evin toplam GEP’leri, evin toplam enerji ihtiyacını rahatlıkla sağlar.

Yine havadaki nemden su toplayan cihazlar da kullanılır.

Tuvalet atığı dahil olmak üzere bütün atık suları kurutup toza/gübreye çeviren teknoloji de zaten var.

Üstelik, bu evi parça parça (demonte) şekilde bir fabrikada yapmak da çok kolay olur.

Bir TIR 12-13 metreye kadar bir parçayı sorunsuz taşıyabilir.

Şöyle anlatabilirim belki, portakal dilimleri gibi dilim dilim fabrikada yapıp, uygulama sahasında parçaları birleştirerek kısa sürede bu evin dış hattını montajlayabilirsin.

Üstelik bu dilimlerin birleşme noktalarının iç kısımlarına iç duvarların bir yanını da birleştirerek, kolayca iç bölmeleri de takabilirsin.

Zaten iç duvarları da fabrikada üreteceksin. Bir de aklıma gelmişken, çoğu zaman TIR’larla nakliye mantıklı değil.

Mümkün oluyorsa gemilerle nakliye yapılmalı, mümkün olunca da nakliye helikopterleri kullanılmalı.

Şu tür nakliye helikopteleri ile, tedbiren şehirlerin üzerinden de uçmadan, alçak uçuşlarla bu demonte evler hep taşınabilir.

Çok sayıda ziraat kabini de demonte halde bir araya paketlendikten sonra tek seferde nakliye helikopterleri ile taşınabilir.

Yarım küre evler şehirlerin içinde de yapılabilir.

Daha önce attığım porselenlerdeki çok güzel renkler, desenler, dokular bu evlerin dış yüzeylerinde kullanılabilir.

Hatta bu tür evlerin bazılarında bodrum katlar olabilir.

İstenirse önce hafriyat yapılır, temel kazılır. Sonra oraya da hazır/demonte kısımlar getirilip birleştirilir.

Onun zemin katına da bu yarım küre ev montajlanır. Yeni nesil porselen asla rutubet geçirmez, hiç sorun çıkarmaz. Ayrıca bodrum katlar da yaz kış çok serin olur. Ne üşütür ne fazla sıcak olur.

İki ya da üç bodrum kat, üstüne bir yarım küre zemin kat olursa kalabalık aileler şehirlerde bu evlerde çok rahat yaşarlar, üstelik deprem korkusu da kalmaz.

Şiddetli depremler bile, şayet kurallara uygun yapılmışlarsa bu evleri yıkamazlar.
Şiddetli yangınlar bile bu evleri yakamazlar.

Şiddetli fırtınalar bile bu evlere zarar veremezler, şiddetli elektromanyetik saldırılar bile bu evlere işlemezler.

Bu sistemi biraz daha ileri götürürsen, bazı ek teknikler de kullanırsan, yazın deniz üzerinde duran, kışın karaya çıkartılan geniş, güzel, lüks ve çok sağlıklı evler yapabilirsin.

Yine kendi elektriğini suyunu üretir yiine kendi atıklarını buhara ve kalanını da ardından toza çevirir, çevreyi de kirletmez. Yine aynı tekniklerle ve malzemelerle hem denizde yüzebilen ve bu sırada elektriğini suyunu üreten, hem de karada yollarda gidebilen ve yüksek seviyede ses ve ısı yalıtması olan karavanlar da yapabilirsin.

Bir de şurası var; yaptığın ziraat panellerinin iç zeminlerinde, zaten kullanılmakta olan bir teknik kullanacaksın.

Saksıları kısa sürede yerleştirmek, hasadı kısa sürede ve kolayca yapmak için bu teknik de sana lazım

Yüz binlerce yılda bir yaşanan gök hadisesi | Rüya tabiri


Daha önce “Gece güneşi” başlığı ile paylaştığım rüyama benzer bir rüya gördüm.

Bu defa (27/28 Eylül 2022 gecesi) rüyamda yedi yıldız/güneş vardı. Yine gece vaktiydi. Yaz gecesiydi. Hava ne sıcak, ne soğuktu, çok iyi bir serinlik vardı. Güneşlerden ikisi büyüktü ve birbirleri ile eşit boydaydı. Bunlar üst sırada görünüyorlardı. Diğer beş güneş bunlardan daha küçüktü ama onların da boyları birbirleri ile aynıydı. Hepsinin rengi aynıydı. Turuncunun tonlarıyla alacalıydılar.

Ben dükkan gibi bir yerdeydim ama değişik bir hal vardı. Dışarıdan dükkan gibi görünen bu yerin içi genişmiş, karanlıkmış, ranzalar varmış ve çok sayıda mahkum uyuyormuş. Orasının aslında ceza evi olduğunu biliyorum. Zemin katta olan bu yerin kapısı da açıktı ve isteyen girip çıkabiliyordu. Baba demek istemediğim ve “Firavun” dediğim öz babamın, gerçek hayatta eskiden bir terzi dükkanı vardı. Rüyada gördüğüm dükkan, tam olarak orasıydı ama hali değişikti.

Ben kapının önünde iken birden gökte bu yıldızlar belirdi. Onlara bir bakınca içimden “Bu, on binlerce hatta yüz binlerce yılda bir görülebilecek bir gök hadisesi.” dedim. Bulunduğum caddenin epeyi ötesinde, gayr-i İslami hayat tarzları olduğu hemen fark edilebilen genç erkek ve kadın kişiler de bu yıldızları görmüşler, nasıl tepki vereceklerini şaşırmışlardı. Maçlarda şaşkınlık ve sevinçle karışık tezahürat yapanların hallerine benzer hallere girdiler. Sesleri bulunduğum yere kadar geliyordu.

Ben, sadece birkaç saniye sonra hemen hızla içeriye girdim. Uyumayan, ayakta olan insanları dışarı çağırdım. Hemen en önden de dışarı çıktım, içeride sadece birkaç saniye durdum. Dışarı çıktığım gibi yeniden bu yıldızlara bakıyordum ve birkaç saniye içinde hepsi birden solmaya, biraz gözden kaybolmaya başladılar. Arkamdan dışarı çıkanların hepsi bu yıldızların parlak ve net görülebilen halini göremediler. Ben o sırada “Bakın, bu yıldızlar belki de yüz binlerce senede bir görülebilecek şekilde bu sırayla/halle dizilmişler.” diyordum.

Ben bunu dediğim gibi, peşimden dışarıya gelen ve gökte ne yaşandığını anlayan, beni de duyan bir kişi dikkatimi çekti. Sol çapraz arkamda idi (saat sekiz yönü) bu kişi ama yine de fark ettim. Bu cümleyi kurduğum gibi o çok endişeli ve üzgün bir halde sola doğru iki adım attı. “Sen afet olacağına mı yordun bu hadiseyi?” dedim. Üzgün bir yüz ifadesiyle, kısık sesle ve başını da tasdik manasına yavaşça sallayarak “Evet” dedi. “Allah şahidimdir ki ben senin o anda bu düşünceye sahip olduğunu, bunu düşündüğünü biliyordum.” dedim.

İlk anından, gözden tamamen kayboldukları ana kadar, söz konusu yıldız grubu hep ufuk çizgisine yakın bir yerde görünüyordu. Çok yüksekte değillerdi.

Yıldızlar gözden kaybolunca tekrar dükkana girdim. Bu defa içerisi bir devlet dairesine benziyordu. Aydınlatması çok iyi idi. İçerisi gündüz gibi aydınlıktı. Herkes telaşlı, endişeliydi. Sanki bütün memleketin düzeni bir anda sarsılmış, bozulmuştu. Masa başı çalışan genç erkek bir memur, yine genç yaşlarda tesettürlü bir kadına yardımcı oluyordu. Kadının kocası bir cezaevinde mahkummuş ve memur orayı arayarak kadının kocasını telefona getirtmiş. Kadını hiç samimi bulmuyordum. Ağlayarak, göz yaşları durmadan akarak kocasıyla konuşuyordu. Ben bir fırsatını bulup kadına bir kaç kelam etmeyi ve “Ben ceza evlerinde kaldım. Çoğu evlerden dağa sağlam oralar. Mahkumlar kaçamasınlar, tünel kazamasınlar diye her yeri çok sağlam yapılan binalardır ceza evleri. Bu kadar endişe etme, kocana bir şey olmaz.” demeyi düşündüm içimden. Sonra kadını samimi bulmadığım için, sözüm faydasız olacağı için kadına nasihat etmedim. Etrafta telaş halinde başkaları da vardı, onlarla da ilgilenmedim. Rüyanın en başından sonuna kadar hiçbir kısmında endişe, panik, gerginlik, sıkıntı halleri yoktu üzerimde…

| Mfs – Ezber bozan – Akademi Dergisi