Mehmet Fahri Sertkaya tarafından yazılmış tüm yazılar

Niye herkes için Türkler savaşmalı ve ölmeli?

Rusya için Ruslar ölmüyor, Türkler ölüyor. Yetmedi, bir de Ukrayna için Türkler mi ölmeli? Savaş ihtimalini gören Rusların dünyanın dört bir yanına ve bu arada Türkiye’ye de kaçışmakta olduğu şu sıralarda, Rusya’nın cepheye öncelikle Türkleri göndermesine tepkisiz değiliz ve her fırsatta bu işi bozacağız. Bu vaziyeti kısa süre sonra Rusya’nın aleyhine çevireceğiz. O diyarlardaki Türkler illa asker yapılacaklar, silahlandırılacaklar ve savaşacaklarsa, kendi hürriyetleri için, Rusya Federasyonu’nun işgalinden, asimilasyonundan, sömürmesinden kurtulmaları için savaşır olacaklar. Bunu sağlayacağız. 

Lakin Ukrayna da bizim hiçbir şeyimiz değildir ve yanında olmayacağız. Tamamen ihanet halindeki Ankara hükumetinin ve bunların başına sözde danışman, hakikatte işgal valisi gibi konulmuş kalın kafalı kişilerin açıklamaları da Türkiye’yi bağlamıyor. O türlü açıklamalar, Amerikan hükumetini ve istihbaratını temsilen yapılıyor. Türkiye bu savaşta Rusya’dan yana olmadığı gibi Ukrayna’dan yana da değildir. Ukrayna, Türkiye’nin ve Türk milletinin hiçbir şeyi değildir. Sapıklıkta Sodom ve Gomore halklarını bile çoktan geçmiş vaziyette olan Ukrayna için savaşılacaksa, onları o hale getiren İngiltere Kraliyet ailesi ve kraliyetin kontrolündeki ABD başta olmak üzere, bütün batı alemi gitsin, kendileri savaşsınlar. Biz kılımızı bile kıpırdatmayacağız. Türkiye’de yeniden Ukrayna’nın lehine suni bir kamu oyu oluşturulmasına da asla izin vermeyeceğiz. 

1950’lerde basit bir NATO piyonu haline getirildik ve gereksiz yere büyük acılar, sıkıntılar çektik. Bizim ne işimiz vardı Kore’de… Aslında İngiliz/Amerikan casusları olan Türkiye’deki sözde devlet adamlarıyla sözde din adamlarının ve bunlara yardım/yataklık suçu işleyen basın mensuplarının ihanetleri sayesinde gittik, öldük, ağır bedeller ödedik ve hiç şey elde etmedik. Bir süre sonra “Bizim ne işimiz vardı Ukrayna’da” denilmesine şimdiden set olacağız. 

Kalın kafalı İngiliz/Amerikan casuslarının bu savaşta Ukrayna’dan yana oldukları açıktır ama Türkiye bu savaşta kimseden yana değildir. Türkiye, kimsenin sömürgesi, beleş ordusu/askeri de olmayacaktır. Bir İngiliz/ABD projesi olan AKPKK’nin “Yeni Türkiye” söylemleri de bir aldatmacadan ibaret olabilir ama buna rağmen İstanbul merkezli yeni bir Türkiye hatta yeni bir bölge hatta yeni bir dünya tesis edildiği gözler önündedir. Türkiye sadece dini ve milli değerleri ve menfaatleri için mücadele edecek ve gerektiğinde harplere de girecektir. Çoktan oluşmuş hatta oturmuş İstanbul merkezli yeni Türkiye’ye hala ihanet etmek isteyen kalın kafalı Amerikan casusularına da elbet bir vatan evladı kefen biçecektir. 

İşte, hemen yanı başımızda, Güney Azerbaycan’da 45 milyon Türk, an itibariyle zulme, sömürmeye, işgale baş kaldırmış vaziyettedir. Londra merkezli insanlık düşmanı sistemin çizdiği suni sınırlara ve dayatmalara ve insan hakları ihlallerine rest çekmektedir. Hala buna kör, buna sağır, buna tepkisiz halde tutulan Türkiye’nin, bu şarlarda bile Ukrayna türküsü çığırması, Ankara hükumetinin ihanetlerinin artık hiç tahammül edilemez seviyeye geldiğinin ve alaşağı edilmeleri gerektiğinin göstergesidir. 

Ukraynalı gelsin, Rus gelsin, Türkiye’de en ileri sapkınlık seviyelerinde eğlensin, bir de devlet otoritesi tarafından baş tacı edilsin… Türk gitsin, onların olması gereken cephelerde, onlar için ölsün… Öyle mi? 

Hayır… Artık Türkiye’deki ve Türk dünyasındaki Amerikan, Rus, İngiliz, Alman ve bütünüyle Avrupa casusları ölsünler. En önden de bunların arasında danışman, büyükelçi, konsolos, basın ve medya mensubu gibi görünenleri ölsünler. 

Haydi, haydi, kalkılsın ayağa! Londra merkezli satanist sistemi yine savaşlar ve ölümler mi istiyor. Göndersinler vatandaşlarını ve hep ölsünler. Biz, Türk dünyası olarak yaşananlara müdahale etmeden izleyeceğiz ki şu dünya biraz temizlensin. 

Bir kez daha görüldü ki Türkler harp etmeyi bıraktıkları zaman, şu koca dünya İblis’in ve ona çalışan insan/cin şeytanlarının elinde oyuncak oluyor, cehenneme döndürülüyor. Bir kez daha gözler önündeki dünya, gerçek Türklerin Türk gibi harp etmesine, “nizam-ı alem” diyerek harp etmesine muhtaç, bekliyor. O günler de uzak görünmüyor. 

| Mfs – Ezber bozan – Akademi Dergisi

Açık oynayacağız, hızlı yol alacağız

Güney Azerbaycan, İngiltere’nin ve İsrail’in emrindeki Azerbaycan’a bırakılmayacak. 

Güney Azerbaycan özerk bir bölge de olmayacak, doğrudan Türkiye’ye bağlanacak. Bir “geçiş süreci” bir “uyuşma süreci”, Türkiye’ye bağlandıktan sonra yaşanacak. 

Oldu olası başka bir hukuk sisteminin, başka bir idari sistemin, başka bir eğitme/öğretme sisteminin ve kültürün içinde yaşatılan oradaki on milyonlarca Türkün, bir anda Türkiye içlerine serbest geçişlerine ve dağılıp ikamet etmelerine izin verilmeyecek. Topluca bir nüfus hareketine izin verilmeyecek ama gerekli her şartta kısmi geçişlere izin verilecek, kolaylık sağlanacak. 

Türkiye derhal bölgeye valilerini, kaymakamlarını, mahkemelerini, polislerini, askeri unsurlarını, kurumlarını götürecek. Daha çok bölge halkından Türk olanlar o bölgede devlet dairelerinde vazifelendirilecekler. Bu sayede de “uyuşma” süreci çok daha kısa sürecek. Bir yandan da bölge halkının acil sorunlarına el atılacak, devlet gücü ile çareler bulunacak. 

Türkiye’deki internet alış veriş sitelerinin teslimat sınırları içine hemen güney Azerbaycan da eklenecek. Kargo ve nakliye firmalarının bölgeye geçişleri kolaylaştırılacak. Kara para işlerine izin verilmeden, bu firmaların araçları serbestçe hareket edebilecekler. Ticari uyuşma da hemen başlatılmış,  para biriminde uyuşma da hemen başlatılmış olacak.

Güney Azerbaycan hususunda açık oynayacağız ve hızlı yol alacağız. Londra’nın, Güney Azerbaycan’ı İran’dan kopartarak emrindeki Azerbaycan’a bağlamasına dönük planlarını uygulamasına asla izin vermeyeceğiz. Bunların Türk Birliği diye diye yapmak istedikleri de hep Türkleri mahvetme ve bir yandan da her yeri daha fazla sömürme projesi… Türk dünyasına karşı sinsice Çin’i güçlendirme projesi… Buldukları ilk fırsatta yine Türk katliamları da yaptıracaklar. 

Planlarını gerçekleştirebilselerdi bölgeyi büyük karıştıracaklar, emirlerindeki ülkeleri (AKPKK sayesinde Türkiye de dahil) danışıklı savaştıracaklar ve ortalığı kan gölüne çevireceklerdi. O sırada da en büyük seviyede organ işleri yaparak kendilerine acil nakit kaynağı oluşturacaklar ve bir yandan da istedikleri Türk katliamlarını yapacaklardı. Eş zamanlı olarak, kurup kullandıkları pek çok terör örgütünü de iyice sahaya süreceklerdi. Bu sırada farklı noktalardaki pek çok Türk topluluğu ise “vatanı ve milleti savunmak” için savaştıklarını zan edeceklerdi. Yine kaostan beslenecekler, yine danışıklı dövüşecekler, yine kardeşi kardeşe de kırdıracaklar, kanlı ve kara paralar da elde edeceklerdi. Bir taşla çok fazla kuş vuracaklardı. 

Hareketimiz meşru… Hiç kimseden çekincemiz yok. 

– Hem Türkiye halkını türlü tehlikelerden muhafaza ediyoruz ve bunu sağlayabilmek için sorunu, sorunun merkezinde yani güney Azerbaycan’da çözüyoruz.

– Aynı zamanda hem güney Azerbaycan halkını hem de bölgedeki diğer halkları da batılıların örtülü işgallerinden, kaos projelerinden, kara para işlerinden, emirlerindeki terör örgütlerinden, katliamlardan muhafaza ediyoruz.

– Bir yandan da İran’ın idaresini elinde tutan İngiliz casusu hainlerin zulümlerine, katliamlarına, sömürmelerine karşı durarak insan hakları mücadelesi veriyoruz. 

– Yerimizde ABD olsaydı, şimdiye kadar yüzlerce kere bölgeye açıkça müdahale etmişti. 

– Bölgenin kendini İranlı görmediği/saymadığı ve işgal altında tutulduklarını bilip karşı mücadele verdikleri de çok açık şekilde gözler önünde. Tarihi gerçekler de bölge halkını doğruluyor.

Bu şartlar dahilinde bu halkları zulümlerden korumak, insan haklarının korunmasını sağlamak vazifesi Türkiye’nindir. Başta bordo bereli özel birliklerimiz yolu açacaklar, sahayı yönlendirecekler, gerektiği her anda her düşman unsuruna karşı silah kullanacaklar ve sonra hemen Güney Azerbaycan Türkiye’ye resmen bağlanacak. 

Şu anda dünya siyasetinde hiçbir ülke ya da ülkeler grubu, bu haklı/meşru müdahalemize karşı durabilecek şartlara ve güce sahip değil ve karşı durabilecek olsalardı dahi biz şu şartlarda aynı müdahaleyi yapardık, gerekiyorsa savaşa da girerdik. 

| Mfs – Ezber bozan – Akademi Dergisi

Nohut hakkında acil kamu spotu

Nohutun insanlar tarafından neden yenilmemesi gerektiğini halk dilinde anlatan kamu spotları Türkiye’de hiç vakit kaybedilmeden yayınlanmalı. 

Nohut Anadolu’da binlerce yıldır yetişen, yetiştirilen ve Anadolu’dan dünyanın muhtelif bölgelerine yayıldığı değerlendirilen bir bitki. Lakin geçmiş bin yıllarda hatta geçmiş asırlarda insanların çoğu nohutu yemediler, hayvanlarına yedirdiler. Tıpkı yulaf gibi…

Nohut aslında hayvanların yemesi için uygun olan vahşi bir bitki türü. İçinde çok değişik zehirli bir yapısı mevcut. Nohut aslında yumuşaması için değil, söz konusu zehirlerini salması/bırakması için suda bekletilir ve suyu ile yemek de yapılmaz, dökülür. Bu işlem zehrini bir miktar azaltır. Bir miktarı da pişerken azalır. Yine de içindeki zehri tamamen yok olmaz.

İnsanların epeyi bir kısmının nohut yedikten sonra şişkinlik yaşaması, derin düşünceli bir hale girmesi, fazlasıyla sakinleşmesi hatta uyuşması sebepsiz değil. En çok da nohut yiyen çocukların halleri hiç normal değil. Uydurma bilim psikiyatri, muhtemelen bu bilimsel gerçeği de bilmeyerek ya da görmezden gelerek, çok çok yüksek sayıda çocuğa onlarca farklı hastalık teşhisinde bulunmuştur, bulunuyordur ve daha çocuk yaşlarda bile onların hayatlarını mahvediyordur. Daha çok çocuklarda olmak üzere, insanlarda görülen bazı davranış bozukluklarının arka planı, nohutun muhteviyatındaki zehirli kısımla da bağlantılı/ilgili. Nohut yiyen insanlarda hormon dengesi hızla değişmeye başlar. İnsandan insana değişmekle beraber, nohut yiyen hemen her insanda, hormon dengesinin değişmesi neticesinde az ya da çok düşünce ve davranış değişiklikleri olur. Evet, nohut yenildiğinde insanların beyin faaliyetleri de az ya da çok normalin dışına çıkar. 

Protein oranının yüksek olması, doyurucu olması, ucuza temin edilebilmesi gibi nedenlerle insanlara sürekli tavsiye edilen nohutun besin değerleri aslında insanlar için değil, çok odacıklı mide yapısına sahip ve geviş getiren hayvanlar için uygun. Bu hayvanlara bile seyrek ve az miktarda yedirilmeli. Hiç yedirilmemesi ise en doğru tercih olur. Çünkü meselenin bir başka yönü daha var. Günümüzdeki nohutlar ile geçmiştekiler aynı değiller. Günümüzdeki çoğu nohut cinsleri üzerinde genetik müdahaleler olduğu da çok açık. 

Gıda güvenliği, Milli Güvenlik Kurulunda sürekli gündem olması gereken bir güvenlik meselesi. Son on yıllarda Türkiye’de insanlar yulafa ve insan fıtratına uygun olmayan başka bitkilere de yönlendirildi. Bu konuda, Londra merkezli insanlık düşmanı sistem tarafından yönlendirildikleri bilinen gıda firmalarının da akademisyenlerin de yayıncı kuruluşların ve şahısların da çok yoğun yönlendirmeleri oldu, oluyor. Buna rağmen insanlar yulaf yemekte pek istekli olmuyorlar. Çünkü tabii yapımız, hususiyetlerimiz bile bu türlü bitkilerin iyi gelmeyeceğini bize bir şekilde hissettiriyor, uzak durmaya sevk ediyor. Yulaf da hep hayvan yemi olarak yetiştirildi ve böyle yapılması isabetli idi. 

Türkiye’de, Ankebut Ağının mensubu olmayan, insanlığa karşı düşmanca duygular beslemeyen, satanistleşmemiş, masonlukla bağı olmayan hakiki bilim adamları derhal bu konularda bilimsel çalışmalar yapmalılar. Neticelerini hiç gecikmeden insanlarımıza duyurmalılar. Sonuçlar kamu spotu olarak ve halk dilinde kısaca anlatılmalı. İnsanlarımızın nohut, yulaf ve “insanların yemesi için uygun olmayan” benzeri diğer bitkilerden uzak durması sağlanmalı. Ankebut Ağı, bilimsel olarak “sorunlu” olduğu çoktan meydana çıkartılmış olan türlü bitkilerin, dünyanın muhtelif yerlerinde yenilmesi için sinsi oyunlar çeviriyor. Bu gibi sorunlar sadece bir Türklerin sorunu değil ve dünya üzerine organize bir faaliyetle, organize yönlendirmelerle bu işler çevriliyor. Başka ülkelerde başka “sorunlu” bitkileri yiyen insan toplulukları da farkında olmadan zihni, ruhi bir yönlendirmeye maruz kalıyorlar. Araplar, Hindistanlılar, İranlılar ve Afganlar da nohuttan öncelikle uzak durması gereken topluluklar. “Nohutun yaygın ve sık olarak yenildiği coğrafyalarda insan toplululuklarının ortak davranış tarzları, genetik ve psikolojik sorunlar başta olmak üzere bütün tıbbi sorunlarına dair bilimsel tetkikler, analizler. Ayrıca bu sorunların mali, siyasi ve askeri dengelere tesiri” başlığı ile çalışmalar yapılması, insanlığın en öncelikli meselelerinden biri olmalı.

Ben bu konuların uzmanı değilim. Bilgim, idrak seviyem ve kabiliyetlerim dahilinde, sınırlı seviyede bu konuya dikkatleri çektim. Bu hususta söylenmesi gereken daha fazla sarsıcı gerçeği de hiç kimseden çekinmeden hakiki bilim adamları söylemeli. Hem de hiç vakit kaybetmeden…

| Mfs – Ezber bozan – Akademi Dergisi

Obama ABD’nin nesi oluyor?

Hani ABD’de demokratik cumhuriyet rejimi vardı? Son seçimde Biden değil, Barack Obama aday olup kazandı da ABD halkının ve insanlığın haberi mi olmadı? 

O Obama’ya hala ABD başkanıymış gibi davranma ve ABD’nin resmi kurumlarına talimatlar yağdırma hakkını kim veriyor? Biri açıklasın, ABD’nin gerçek başkanı kim? Bay Bidon ve bay Kamala aslında necidir, kimdir, neyin nesidir. ABD halkının hizmetinde olmadıklarını herkes anladı da bu ikili ve çetesi aslnda kimlerin hizmetindedir. Ortada nasıl bir sistem, bir teşkilat var?

ABD’deki son seçimlerde, dünyanın gözleri önünde binbir türlü hile ve hukuksuzluk yapılarak, Biden/Kamala çetesinin güya seçimleri kazanmış gibi gösterildiğini, bu ikilinin o makamlarda hukuksuz şekilde oturduklarını zaten bütün insanlık biliyor. ABD halkı, ABD’ye ihanet eden ve bütün insanlığa da zararlar vermek için çırpınan Biden/Kamala çetesinden kurtulacak ama Obama her seferinde araya girerek neden müdaheleler yapıyor? Hangi hukuka, hangi resmi yetkiye göre yapıyor? ABD’nin bilinmeyen, ilan edilmemiş yasaları ve kurumları mı var? Obama aslında kim, kimlere hizmet ediyor? Haydi Obama tamamen hukuksuz bir şekilde ABD başkanı gibi davranıyor ve resmi kurumlara, resmi yetkililere talimatlar yağdırıyor, pekiyi onca kurum ve yetkili neden, hangi hukuka dayanarak/sığınarak Obama’ya itaat ediyor? Arka planda devlet içinde bir devlet sistemi mi, resmi makamları da ele geçirmiş bir gizli çete mi var, tıpkı Türkiye’de olduğu gibi? Başından beri o sözde sosyal ağların, dünyanın gözleri önünde, hukuk tanımaz şekilde Trump’a dünyayı dar etmesinin, kendilerinin bütün devlet kurumlarının üzerinde gören tavırlar sergilemelerinin arkasında da aynı gizli ve hain çete/örgüt mü var? ABD’nin de bir “vatan kurtarma operasyonuna” mı ihtiyacı var?

ABD halkının demokratik tercihleri hem seçim sırasında çalındı, elinden alındı hem de yetmeyip şimdi Obama’nın yaptıkları üzerinden tekrar tekrar gasp mı ediliyor? Obama’nın dahil olduğu çetede başka kimler kimler var? Sahi, ABD’de bir adalet sistemi kaldı mı, bu konulara bakacaklar mı yoksa Türkiye’nin adalet sistemi gibi çetelerin emrine tamamen girdiler mi?

“ABD’ye demokrasi ihraç etmenin” vakti mi geldi? 

| Mfs – Ezber bozan – Akademi Dergisi

Doğru zamanda doğru hamle

“Türkiye Rusya ile yakınlaştı” kabullenişi, pek çok kişi, kesim ve teşkilat için temel bir hata. 

Türkiye Rusya ile yakınlaşmadı. Tayyip bile aslında Rusya ile yakınlaşmadı. Rusya’nın idaresini resmen elinde tutanlar ile Türkiye’nin idaresini resmen elinde tutanlar, Londra merkezli sistemin farklı görünen kısımlarıdırlar. 

Benim son süreçte Türkiye’nin menfaatleri için aldığım kararlar, en başta da “İki taraftan da değiliz. Bu danışıklı savaşın tarafı olmak istemiyoruz. Hangi taraf Türkiye’ye yanlış yaparsa, onun karşısına geçer, düşmanını destekleriz.” şeklindeki kararım, sistem içinde danışıklı dövüşenlerin ayrıca işine geldi. İtiraz ve mücadele etmeyip de buna göre yeni planlar yapmayı kararlaştırdılar. Bu yoldan ilerleyerek de kendilerince oyunlar kurdular, kuruyorlar. Böyle olmasaydı, ne kadar perişan halde olsalar da Avrupa ve ABD’den yine de Türkiye’ye doğru “yıpratıcı” rüzgarlar estirilirdi. ABD, öyle bir kaç cılız açıklama yapmakla yetinmezdi. 

Evet, görünürde farklı taraflar gibi duruyorlar ve hakikaten birbirleriyle mücadele ediyormuş gibi de davranıyorlar. Lakin Rusya’nın ve hatta Çin’in dışlanması bir illüzyondan başka bir şey değil. Çin ile sorunları gerçek olsaydı, şimdiye kadar batılı idarecilerin yüzlerce kararı çok başka olmalıydı. Mesela Çin, Tayvan krizini çözmeden, hiç değilse güç göstermeden Kazakistan ve Azerbaycan meselelerinde güç gösterisi yapmaya çalışmazdı. Bağlı bulundukları sistem, Tayvan’ın bu halde kalmasını istiyor ve her ne kadar kriz halleri oluşturuluyorsa da olağan akış bozuluyor, Tayvan meselesinde beklenen “hakiki çatışma” yaşanmıyor. Bağlı bulundukları sistem “Azerbaycan, Güney Azerbaycan, Irak, Kazakistan ve bütün Türk dünyasında İstanbul’un yolunu kesin” diyor ve buna göre danışıklı dövüşüyorlar. Güya batıya karşı ortak hamleler yapıyorlar. Oysa batıya “ikinci bir yol” açıyorlar. Batı aleminde ve doğu aleminde olup hakikaten çatışan, neler döndüğünü bilmeyen taraflar ise oyunlara geliyorlar. 

Ankebut Ağı, yüzlerce senedir aynı şekilde danışıklı dövüşlerle dünya siyasetini yönlendiriyor. Yüzlerce senedir hayatta olup ölmemiş “idarecileri” de var. Bu hususta çok yüksek seviyede tecrübeliler ve bu ağın içindeki çatışmalı kısımlar, ortak menfaatlerinin hala çok gerisinde kalıyor. Bu nedenle de alt tabaka çatıştığını zan ediyorken, üst tabaka yani idari kadro bu kuru gürültünün arasında yolunu tutuyor, hedeflerine ulaşmayı deniyor. Dünyanın dini, siyasi, askeri, mali, ahlaki dengelerini istedikleri gibi yönlendirmeyi deniyor. Bazı “istisna” zamanlarda ise ağın içindeki ihtilaflı meselelerde hakikaten çatışmalar yaşanıyor ve zaten bu hal, hemen dünya siyasetine yansıyor, tarihe geçen büyük hadiselerin yaşanmasına sebep oluyor. Biz şu anlarda hala sahada hakiki bir çatışma görmüyoruz. Aralarındaki bütün sorunlara rağmen ana akışta hep danışıklılar. 

İstanbul, bu hususlarda bütün tarafları bir kez daha uyarıyor. Uyarıyor, çünkü dünya insanlığı için sadece siyaset sahasında değil, ticari/mali ve askeri sahalarda da çok sıkıntılı günler geliyor. Bu sıkıntılı süreçte “Türkiye Rusya ile yakınlaşıyor” diyerek kararlar alan şahıslardan tutalım da holdinglere, cemaatlere ve hükumetlere kadar bütün taraflar, vahim hatalar yapacaklar. Yapacakları bu hatalar, dünya insanlığının zararına olan işleri desteklemiş olacak. 

En açık şekilde bir kez daha tekrar ediyorum. Büyük limanlar/devletler, hiç güvenli değiller. Gemisi/sermayesi büyük olanlar da küçük olanlar da büyük limanlardan uzaklaşmalılar. Büyük limanların fırtınaları/krizleri daha büyük olacak. Sadece batılı devletler değil, Rusya ve Çin de hiç güvenli değil. Türkiye ise hiç ama hiç güvenli değil. Hiçbir yatırımcı için güvenli değil. Kısa süre önceki yayınlarımda “Kısa süre sonra, dünyanın genelinde enerji sahasında kimin kiminle alış veriş yapacağına ya da yapamayacağına da ben karar vereceğim” mealinde yazmıştım. Bunlar yanlış anlaşılmamalı. Birilerinin bu cümlelerimi temel yaparak başka birilerini tuzaklara çekmesine izin verilmemeli. “Dünya insanı olan” taraflar çok çok dikkatli olmalı. Evet kısa süre sonra o söylediğim olacak ama o kısa süre bittiğinde, pek çok ülke gibi Türkiye de büyük krizleri yaşamış, atlatmış olacağı gibi sahada ne Putin ve çetesi, ne Tayyip ve çetesi, ne Biden ve çetesi ne de Kraliçe suretindeki biyonik robotun içindeki o “çok etkili uzaylı kişi” kalacak. Doğru kararlar, doğru zamanlarda alınmalı ve uygulanmalı. “Hazır olunmalı” demişsem, birbirleri ile danışıklı dövüşen tarafların tuzaklarına düşülmesi için demedim. Türkiye’nin önünde çok zor günler var, bunlara Ankebut Ağı mani olmaya çabalıyor ama uzatmanın da uzatmasını oynuyor. Boşa da uğraşıyor. Mani olamaz, olamayacak ve o kadar devasa sıkıntılar Türkiye’nin de hayrına olacak. Şu anda projeler çalışılabilir, konuşulabilir, bağlantılar kurulabilir ama hamle/yatırım yapmanın hiç vakti değil.

Az daha unutuyordum. Tekrara da girerek birkaç hususta birkaç kısa cümle kurmam gerekiyor. Tekrar tekrar yazsam bile yazdıklarımı farklı farklı yönlere çekenler oluyor. Şu aşağıdaki cümlelerimin hiçbiri siyaseten, oyun kurmak için, birilerini sıkıştırmak için yazılmadı. Hepsi “gerçek manalarında” yazıldı: 

– Türkiye’de seçim olmayacak. Birbiri ile danışıklı dövüşen siyasi partilerin, liderlerin ve çevrelerindeki çetelerin hepsi aynı anda oyundan düşecekler. Türkiye’de cumhuriyet sistemi şimdiden çöktü ve “gerçek/asıl deccal” bile artık bu sistemi ayakta tutamaz. 

– Türkiye’de estirilen ŞİÖ rüzgarları bad-ı saba olarak görülebilir. Eser geçer ama pek hissedilmez, fark edilmez bile… Hemen peşi sıra unutulur gider. Türkiye’nin de Türk dünyasının da ŞİÖ ile işi yok. ŞİÖ de çoktan çöktü, yıkıldı. Zaten hiçbir zaman işe yarar bir varlık da gösterememişti. KGAÖ gibi acayip sözde anlaşmalar da çöp oldu. Bundan sonra Türk dünyasında gerçek Türklerin, en başta da İstanbul’un sözü geçecek. Birilerinin ittifaka ihtiyacı varsa, İstanbul merkezli bir Muktedirler İttifakı (Mİ) açıkça tesis edilecek. 

– Akkuyu Nükleer Güç Santrali şimdiden yalan oldu. Oraya bir kuruş daha harcamak bile zarar. Zarar etmemek isteyenler bu projeden hemen çekilmeliler. Sadece bu değil, Rusyanın Türkiye’deki pek çok projesi, işi, bağlantısı peş peşe patlayacak. Danışıklı dövüşleri “tamamen” ve kısa sürede bozacağım. Rusya kartı oynayanlar da en az batı kartı oynayanlar kadar büyük kaybedecekler. Rusya tarafı, İstanbul’un iradesine karşı durmanın ve hala İstanbul’a oyunlar kurmaya kalkmanın bedelini topluca ve çok ağır olarak ödeyecek.

– El birliği ile İran’da tansiyonu düşürmek isteyebilirler. Fark etmez. Dün gece ne yazdıysam, onlar yaşanacak, olacak. Taraflar buna mani olmaya çalıştıkça daha da çökecekler, parçalanacaklar, her sahada kaybedecekler. Kısacık bir zaman sapması olabilir ama netice değişmez. 

– Herkes anladı ki dünyanın pek çok devletini danışıklı dövüştüren Ankebut Ağı, İstanbul karşısında çaresiz kaldıkça, sahada birbirleriyle danışıklı dövüştürdüğü taraflar üzerinden başka başka hamleler de yapmayı deniyor. İstanbul’un, yapacağını önceden haber verdiği şeyleri, İstanbul’dan ve İstanbul’un hakiki müttefiklerinden önce (sözde) yapan taraf olmak istiyorlar. Bu görüntünün arka planında da aynı insanlık dışı işlerine, sistemlerine devam etmek istiyorlar. Bu hususlarda o kadar tecrübeliler ki İstanbul’un 1453 yılındaki sözde fethi bile bu türlü bir oyundan başka bir şey değil… Bunların bu şekilde oynuyor olması, İstanbul’un bazı meselelerde sık sık karar değiştirmesine ya da hamle tarihini değiştirmesine sebep olabilir ama neticeyi değiştirmez. Uzun süredir söylediğim gibi, zaman hep düşmanlarımızın aleyhine işliyor. 

– İstanbul samimi dostluklara, işbirliklerine her zaman açık ama danışıklı dövüşenlere, kendilerini çok zeki zan ederek ahmakça planlar/pusular kuranlara hiç acımayacak. 

– En açık şekilde yazıyorum ki şu anlarda yaptığım siyaset Türkiye’yi, Türk dünyasını ve diğer müttefikleri ipten almaya dönük… Sinsice oyunlar kuran Tayyip, Putin, Aliyev, Biden, Papa, Charles, Stoltenberg, Ursula başta olmak üzere danışıklı dövüşçüleri ipe çekmeye dönük. Yani bütün dünya insanlığının da faydasına olan bir siyaseti icra etmekteyim. Hatta Rusya, Çin, ABD ve Avrupa ülkelerinden olup da insanlık düşmanlarının zararlarından korunmak isteyen insan topluluklarını da muhafaza etmiş, onlara da saymakla bitmez faydalar sağlamış oluyorum. Ben bu şekilde açıkça izah da edeyim, sonra isteyen herkes ona göre safını bir daha gözden geçirsin, yaşanmakta olanları ve kısa süre sonra dünya genelinde yaşanacak çok büyük yıkımları ve acıları istediği gibi değerlendirsin. 

– Rusyanın idarecileri ile, aynı merkeze çalışan Ukrayna’nın idarecilerinin danışıklı dövüşleri neticesinde, başta Ukrayna’daki masum çocuklar olmak üzere, dünyanın farklı bölgelerinden çok yüksek sayıda dünya insanı büyük eziyetler çekiyor. Ukrayna’nın yetişkinlerinin büyük çoğunluğuna acımıyorum, acımam ama orada zulüm arşa vardı. Bu konudaki danışıklı dövüşler de haddi aştı. Başında Putin’in ve çetesinin olduğu bir Rusya’nın da başı beladan kurtulamaz. Hem Rusya hem de Ukrayna halklarını, başlarındaki hain, diktatör, kara paracı, insan kaçakçısı, İngiliz uşağı siyasetçilerden kurtarmak için milletler/devletler arası bir “gerçek” yaptırım rüzgarları estirilebilir. Bunu yapmak hiç zor değil ve kesinlikle netice verir. Dünya üzerinde binlerce senedir aslında neler yaşandığını kavramış olan insan toplulukları, başlarındaki idarecilerle birlikte bu yönde hareket edeceklerdir. Ankebut Ağına çalışan danışıklı dövüşçüleri “hükümsüz” hale getiren millet darbeleri bence artık başlamalı. Zaten insanlığının yakın geleceği kış, kıyamet… Öyle ise bu felaketlerin altında dünya insanlığından ziyade Ankebut Ağına mensup bütün tarafların kalması sağlanabilir. Sonra yeniden dünyaya bahar gelir, çiçekler açar… Bu maksatla, ilk iş olarak, Rusya Federasyonu çatısı altında “zorla” tutulan milletlerin, başta da Türk/Müslüman unsurların hürriyetlerine kavuşmaları için dünya genelinde bir kamuoyu hemen oluşturulabilir. Çin’in de muhtelif toprakları ve milletleri zorla, tahakkümle kontrolü altında ve sınırları dahilinde tuttuğu açıkça gözler önünde. Oralardaki masum insanların da kurtulma vakti gelmiş olabilir. Bunun, kesinlikle ve kısa sürede netice verecek bir yol olduğu açıkça gözler önündedir. Dünya insanlığı arasında “iyi” olan bütün tarafların, İstanbul’la birlikte hareket ederek hem kendileri hem de bütün insanlık için yapabilecekleri çok iyi şeyler var.

| Mfs – Ezber bozan – Akademi Dergisi