Ashab-ı Rakim

Kehf suresi

6.Rasûlüm! Onlar bu Kur’an’a inanmıyorlar diye arkalarından üzülerek neredeyse kendini helâk edeceksin! Hayır, böyle yapma!

7.Şüphesiz biz, insanların amel bakımından hangisinin daha güzel olduğunu deneyip ortaya çıkaralım diye, yeryüzünde bulunan her şeyi ona mahsus bir zînet ve imtihan için bir malzeme yaptık.

8.Doğrusu biz, yeryüzünde bulunan her şeyi vakti gelince kupkuru bir toprak hâline getirmekteyiz.

9.Rasûlüm! Yoksa sen sadece Ashâb-ı Kehf ve Ashâb-ı Rakîm’in mi ibrete şâyan âyetlerimizden olduğunu sandın? Öyle sanma; başka nice ibretâmiz âyetlerimiz var!

Ashab-ı kehf yani mağara arkadaşları, kendi devirlerinde bütün insanlar yoldan çıktığı halde, zalim ve kafir idareye itaat ettiği halde, kendileri yoldan çıkmayan, o idareye itaat etmeyen, gerçekleri korkusuzca dillendiren gençlerdi…

Daha önce de yazmıştım ki ashab-ı kehf’in sayısı yediden fazlaydı. Mağarada üç yüz küsur yıl geçtiği halde ölmemişler, hiçbir zarar görmemişler, o süreden sonra uykudan bir anda uyanmışlardı. Allah onları öyle hususi bir halde muhafaza etmişti. Çünkü onlar, etraflarında kaç kişi olduğuna, kimlerin destek vereceğine hiç bakmadan, büyük bir samimiyetle hakikati yüksek sesle savunmuşlardı. Zalim ve kafir devlet reisinin karşısında bile davalarından geri dönmemişlerdi. Bu samimiyet ve teslimiyetleri, bu gayretleri ve cihadları sebebiyle Allah katında çok faziletli kişiler olmuşlardı. Allah da onları öyle hususi şekilde korumuştu.

Onlardan bahsedinen Kehf suresinde, onlarla birlikte bir de Ashab-ı Rakim’den bahsedildi. Bu güne kadar, İslam alimlerinin isabetli şekilde tefsir edemediği hususlardan biri de Ashab-ı Rakim hususu…

Hemen Ashab-ı Kehf’ten sonra Ashab-ı Rakim’den bahsedildi, çünkü ortak çok noktaları var.

Hz. Peygamberimiz “Bu din garip olarak başladı. Garip olarak döner. Ne mutlu o gariplere” buyurdu.

Sonraki asırlarda yaşayan alimler “Ahir zamanda müslümanların garip olması, sayıca çok garip/az olmaları manasına değildir. Siyasi otorite olarak çok garip olmaları manasınadır” mealinde değerlendirmeler yaptılar. Lakin yanıldılar.

Ahir zamanda, gerçekten müslüman olanların sayısı, bir avuç denecek kadar azaldı. Zaten bu hususta, bu manayı tasdik eden çok sayıda başka hadisler de mevcut. O kısımlar da uzun konular. En anlaşılabilir özet haliyle, herkesin anlayabilmesi gayretiyle devam ederken, detaylara hiç girmiyorum. Bu konu bile bir kitap halinde yazılması gereken bir konu…

Ahir zamandaki o garip müslümanlar, bu dini tekrar ayağa kaldıracak olanlar… Yani, imkansız görüleni yapabilen hz. Mehdi ile ona tabi olmuş samimi talebeleri, dava arkadaşları…

Tıpkı Ashab-ı Kehf gibi ağır imtihan olacaklar. Tıpkı onlar gibi korkusuz olacaklar. Tıpkı onlar gibi, manen kapkara olmuş ve bütün kalplerin öldüğü devirde hakikati gür sesle konuşacaklar. Ne kınayanlardan ötürü ne de devlet gücünü elinde tutanlardan ötürü, ne iftira ve karalamalardan ötürü asla susmayacaklar, durmayacaklar, korkmayacaklar.

Bu nedenle, hz Mehdi ve mücadelesinin ilk dönemindeki sayıları “bir avuç” olan arkadaşları da Allah katında Ashab-ı Kehf kadar hatta belki de onlardan daha da fazla değerliler. Zaten Ashab-ı Kehf, uyandıktan sonra da hala ölmediler. Dünya hayatları hala devam ediyor ve onlar da hz Mehdi’nin dava arkadaşları olmak istediler. Ahir zamanda hz. Mehdi ile beraber mücadele edecekler. Tıpkı, aynı şeyi çok isteyen ve bu hususta çok dualar eden hz. İsa gibi…

Bu nedenle, çok ama çok yüksek manevi dereceleri olduğu için ve çok sayıda ortak noktaları olduğu için, Ashab-ı Kehf’den bahsedildikten hemen sonra hemen Ashab-ı Rakimden, yani hz. Mehdi ile çekirdek kadrosundan da bahsedildi.

Dikkat edilmeli ki pek çok surede olduğu gibi bu surede de hz. Peygamberimize hitap edildi ve mealen şöyle denilmiş oldu:

“Üzülme! Senin bedenen de hayatta bulunduğun bu devirde de Deccal küfrü hakim. İblis’in sistemi hakim. İnsanların kalpleri manen ölü. Karanlık çağ devam ediyor ve edecek. Lakin senin peygamberliğine gerçekten inananlar asırlar boyunca yer yer çok güzel cihadlar, hizmetler yine de yapabilecekler. Sonra iyice kapkara bir devir olan ahir zamana ulaşılacak. Artık kıyametin kopması gereken şartlar varken, bir avuç garip müslüman, senin peygamberliğini dünyaya, dünyalara ilan edecekler. Senin şeriatını, sünnetini ihya edecekler. Bu dini en doğru şekilde yaşayacaklar ve öğretecekler. Kapkara çağı, İblis ile Deccal’ın ortak sistemini yıkacaklar. Küfür ve zulüm ile dolu olan dünyayı, iman ve adaletle, iyilik ve güzellikle dolduracaklar. İşte geleceğini, yaşanacağını bildiğin ve bildirdiğin o günü, senin soyundan olan o kişiyi ve samimi arkadaşlarını düşün. Onların, müslümanların intikamını nasıl alacaklarını düşün. Zalimleri nasıl cezalandıracaklarını düşün. Cehennemi tercih edenlerin başlarına bekçi tayin edilmedin. Sen elinden gelenin fazlasını dahi yaptın. Onlar için kendini artık yıpratma ve onları acı akıbetlerine bırak.”

Ben az anlatıyorum ama az anlatılsa da çok anlayabilenler var bu dünyada… Onlar hemen anlayacaklar. Ashab-ı Rakim tabirinde, günümüz teknoloji çağında ancak anlaşılabilecek olan bir mana da var.

Dijital/sayısal teknoloji ile bilgisayar ve telefon gibi cihazlarda, bunlar üzerinden çalışabilen sosyal mecralarda bir araya gelmiş olan bir arkadaş grubu manası da var.

Daha doğrusu, Ashab-ı Rakim’in, sosyal mecralar sayesinde dünya insanlığına hitap etmesi, onları yönlendirmesi ve dünyanın dengelerine müdahale etmesi, bu yolla da İblis ile Deccal’ın sistemine ağır darbeler vurması manası var. Yani yine Dabbetül arz hadisesine çıkan bir mana var.

Hz. Mehdi ile arkadaşlarının tesiri, mücadelelerinin bir döneminde bütün dünyayı saracak. Dünya insanlığı, çok şaşırtıcı gerçekleri görecek, duyacak. Dünya devletlerinin birbiriyle danışıklı dövüştürüldüğünü… Dünya üzerindeki devletler eliyle organize şeklde insan ve organ kaçakçılıkları yapıldığını… İbneleştirme, dinsizleştirme, namussuzlaştırma faaliyetleri yapıldığını… Ve benzeri sarsıcı gerçekleri öğrenecekler. Sonra bütün insanlık ayağa kalkacak. Yer yerinden oynayacak. İblis de Deccal da buna mani olamayacaklar.

Zaten senelerdir anlatıyorum. “Gel, benim de arkamda Yahudi var. Onu da öldür” diyen ağaç hadisi de sosyal mecralara işaret ediyor. Gargat ağacı ise, o sırada paylaşımlara sansür uygulayan ve Yahudilere ait olan sosyal mecralara işaret ediyor.

O süreçte taşların konuştuğunu dile getiren hadis de elektronik cihazlara işaret ediyor. Çünkü elektronik devreler aslında türlü taşlardan/madenlerden özenle yapılarak bir araya getirilmiş olan devre elemanları sayesinde (direnç, transistör, triyak vb. gibi) çalışabiliyorlar.

Akademi Dergisi | Mehmet Fahri Sertkaya

Bir Yorum Yazın