Hainler…

Ülkede sözü tesirli biri çıkıp da “Güney Azerbaycan” demesin diye kırk tedbiri üst üste alıyorlar. Bunca zaman Yunanistan ile danışıklı dövüşerek bu milleti oyaladılar, gündemi meşgul edip batağı, rezaleti, hukuksuzlukları, türlü suçları gizlemek istediler…

Yunanistan işini ciddiye getirdim, şartları değiştirip lehe çevirdim ama oralı bile olmadılar. Hatta karşı mücadele verdiler, veriyorlar. Hatta Yunanistan’da kendilerine çalışan basın ve medya görevlilerine bu milletin paralarından bol bol gönderip, Yunanistan kamuoyunu bile yönlendirmeye çabalıyorlar. “Aman Yunanistan’ın başına bir şey gelmesin” derdindeler.

Oysa gerçekte Yunanistan diye bir ülke/otorite bile yok. Biraz bunlar, biraz Avrupa ülkeleri, biraz ABD ve İngiltere sürükleyip yönlendirip götürüyorlar Yunanistan’ı… Türkiye’nin, Yunanistan denilen ve işgal altındaki topraklarını geri alması için savaşması bile gerekmeyebilir, gerçek vaziyet bu ama sözde genel kurmay başkanlarının burnumuzun dibindeki adalara gelip şov yapmalarına bile bu başımızdaki hainler izin veriyorlar.

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

..

Bohçalı-Tayyip ikilisi, büyük maddi batak içinde…

Hangi kartı oynayacaklarını bile bilemez haldeler. Üzerine yaşanan ifşalar, gerilen ülke gündemi, hukuki zemindeki riskler, köşeye sıkışan müttetik hükumetler ve şirketler gelince… Bu halde olmaları son seviyede tabii…

İkisi de maçın sonucunun değişmesine imkan kalmadığı halde, kerhen uzatmaları oynayan futbolcular gibiler. Doğu Perinçek de yardıma koştu ama komik hallere düştü, tesirsiz kaldı. Kemal Kılıçdaryan dikkatleri üzerine çekmek, danışıklı dövüşmek ve halkın tepkilerini yönlendirmek istedi ama o da tutmadı, ifşa oldu. Sistem çok kötü halde…

Nerede o eski günler…

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

Coşku


İçimde, Birleşik Arap Emirliklerini (BAE) sanki haritadan silecekmişim, sanki yerle bir edecekmişim, sanki işlemez hale getirecekmişim gibi bir his var. Bir coşku var. Dünden beri içimde tuttum yazmadım ama öyle bir coşku ki artık yazmam lazımdı.

Neler olacak acaba, çok merak ediyorum. Kara ve kanlı paralarla yapılan o gökdelenler mi yıkılacak ya da yanacak… Aynı paralarla alınan lüks araçlar peş peşe mi yanacak… Doldurma deniz kıyıları mı çöküp dağılacak… BAE’de ikamet eden insanların neredeyse tamamında teşhis konulamayan sağlık sorunları ve sık ölümler mi olacak… Elektrik güç kaynakları mı bozulacak… Bilgisayar sistemleri mi yanacak… Banknot halinde tutulan paralar bir anda ve topluca alev mi alacak… Uçakları mı uçamaz olacak… Bakalım neler olacak.

Ya böyle şeyler olacaktır ya da tahmin edemediğim başka büyük ve hayırlı bir şeyler olacaktır. Yoksa benim içim böyle olmaz.

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

Akıllıca işler değil

İstanbul’dan esen rüzgarlara karşı durmaya hatta karşı rüzgarlar estirmeye çalışanlar, cereyana kapılırlar, çarpılırlar.

Bu gün kalpleri tekler, yarın beyin şokları geçirirler. Atomlarına ayrılsalar bile yeridir. Tek kendilerini değil, çevrelerini de felaketlere sürüklerler. Aklı başa almak lazım.

Şu piyon Meral Akşener’in üzerine oynamak ve peşinde koşturmak, akıllıca işler değil.

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

“Deccal çıkmadan önce Mehdi gelecek” demek nasıl bir hezeyandır?


Deccal devri ve küfrü olmadan ve bütün dünyayı sarmadan, Mehdi neden gelsin? Gelirse neyi düzeltsin?

Ne yiyorlar, ne içiyorlar, bu kafaya nasıl ulaşıyorlar, anlamak mümkün değil.

O cübbesi ağzına tıkanasıca münafık herifi yine küffarın bir TV kanalına çıkartmışlar, yine Akademi Dergisinde anlatılan bunca doğru bilgileri boşa çıkartmaya dönük bir program yapmışlar.

Lakin hem münafık hem de kafaları yanık kişiler olduklarını açıkça gözler önüne sermişler.

Şunun anlaşılamayacak, kabullenilemeyecek anlatılamayacak nesi var:

– Deccal cin taifesinden olmayacak, insan türünden olacak. Ömrü çok uzun olacak. Elinde yüksek teknoloji ve metafizik imkanlar olacak.

Asırlara yayılan müdahalelerle dünyanın nizamını şeytani bir niyetle bozacak. İnsanları İslam dininden ve ahlakından uzaklaştıracak. Öyle ki zararı bütün dünyaya yayılacak.

Dünyada hiç İslam devleti/otoritesi kalmayacak. Fen ilimleri çok gelişecek ama din ilimleri yok olmaya yüz tutacak. Müslüman olduğunu iddia eden yığınlar, İslam dininin en temel hususlarını bile bilmeyecekler ve yaşamayacaklar. Dinini, sonsuz saadetini kurtarabilen tek tük olacak.

Deccal bu şartları sağlamak için, dünyanın siyasi ve askeri dengelerine de yön vere vere, harpler ve fitneler çıkarta çıkarta, ayrıca büyücülük ve ileri teknolojiler kullana kullana hep gerçek İslam alimlerini öldürecek, yok edecek. Hep alimler, salihler, veliler çıkan soylara hususi olarak kanca takacak ve musallat olacak. Cinlerle, büyülerle, metafizik tekniklerle de bunu yapacak ve yaptıracak. Zaten emrinde çok yüksek sayıda adamı olacak ve İblis’le ortak çalışacak.

Geriye, ataları/babaları müslüman yığınlar kalsa da gerçek İslamı bilen kalmayacak. Tam da dünya üzerinde gerçek İslam’ı yok ettiğini düşündüğü… Tam da dünyanın her yerinde satanizmin, kötülüğün, zulmün, haksızlığın, cinayetlerin, katliamların, hastalıkların, intiharların, hırsızlıkların, çıplaklığın, cahilliğin hakim olduğunu düşündüğü… Tam da “Müslümanlar artık bir daha asla ayağa kalkamazlar” dediği anda… İşte o Mehdi gelecek.

Ne yaparsa yapsın Deccal Mehdi’yi öldüremeyecek, durduramayacak. Mehdi akıl almaz kabiliyetler sergileyecek. Çok mücadele edecek. Çok çileler çekecek ama pes etmeyecek. Deccal’ın sistemini çözecek, anlayacak ve bir yandan ifşa edecek, bir yandan da ağır/yıkıcı darbeler vuracak. Müslümanlara sarsıcı gerçekleri anlatacak. Deccal’ın gizlendiği mekanını bile onun başına yıkacak. Yeryüzündeki sistemini işlemez hale getirecek.

Mehdi Müslümanlara gerçek İslam’ı anlattıkça da çok zorlanacak. Deccal’ın istediği, izin verdiği şekilde İslam’ı öğrenmiş yığınlar çok şaşıracaklar. Yine de Mehdi pes etmeyecek. Öyle bir hitabeti, anlatma kabiliyeti olacak ki Mehdinin, hiç ilmi meseleleri konuşmaya müsait vasıflarda olmayanlar bile hemen anlayacaklar. Hemen de başka müslümanlara anlatmaya başlayacaklar. Mehdi’nin kuru dalları toprağa saplayıp hemen yeşermesi de bu zaten…

Sonra Mehdi İstanbul’u fethedecek. Sonra da Romaya doğru ilerlerken Deccal artık çıldıracak. Tahammül edemeyecek ve gizlendiği/saklandığı yerden açıkça çıkacak. Son çare olarak bunu yapacak. Zaten o vakte kadar Mehdi herkese Deccal’ı ve sistemini anlatmış, öğretmiş, kabullendirmiş olacak.

Sonra Mehdi Deccal’ı gerçek manada öldürecek. O sırada hz. İsa da inmiş olacak, Mehdi’ye yardımcı olacak.

İşte deccalın çıkışı denirken bazı hadislerde bu kastediliyor. Açıkça göz önüne çıkışı kastediliyor.

Cübbeli denilen o Ahmet Mahmut Ünlü’ye göre şunlar olacak:

Mehdi kendisinin Mehdi olduğunu kırk yaşında öğrenecek. 40 sene daha hayatta kalıp ölecek. Hayatının ikinci kırk yılı içinde, evet sadece kırk yıl içinde… Her bir karışı küfürle, zulümle, fesatla, cahillikle, vahşetle dolu olan dünyayı, dünyanın tamamını İslam diniyle yani Müslümanlarla ve adaletle dolduracak. Öyle ki hiç gayr-i müslim kalmayacak. Hiç gayr-i müslim devlet kalmayacak demiyor, hiç gayr-i müslim insan kalmayacak. Bütün bunlar sadece 40 senede olacak.

Üstelik bunları kısaca özetleyerek anlattıktan sadece birkaç dakika sonra… “Tahrip etmek, bozmak, yoldan çıkartmak çok kolaydır ama düzeltmek çok zor iştir” mealinde cümleler kuruyor.

Tamam, o programdaki üç kişi de müslüman değil, anladık. Ahmet Mahmut Ünlü Ermeni, Çingene, Kürt karması bir soydan geliyor. İtikadı da baştan beri bozuk ve münafık birisi…

Ahmet Hakan da gizli Ermeni, baştan beri Erbakancı gizli Hristiyanların arasından geldi. Şimdiye kadar, karışmadığı şeytanlık, hainlik, teröristlik kalmadı.

O Bayrakçı da Ermeni ve şu programda kaç kere kendini tutamayıp da kahkahalar atacak gibi olmuş. Yüzü, gülüşü, mimikleri, göz hareketleri, anlatılanlarla dalgasını geçer şekillere açıkça girmiş.

Lakin insanın aklı biraz başında olur, kalbi münafık olsa bile…

Sorarlar adama…

Mehdi parmaklarını her şıklatışında dünyadaki devletlerden biri eline mi geçecek?

Elini her şıklatışında, Deccal’a çalışan dünya liderlerinden biri kalpten mi ölecek? Orduları denizin ya da toprağın dibine mi geçecek?

İki el hareketi ile bu gibi ülkelerde İslami tedrisat yapılan müesseseler mi tesis edebilecek? Yine iki el hareketi ile oradaki insanları, siyasi/idari yetkilileri hipnotize mi edecek?

İnsan bunlar, makine değiller, bilgisayar programı değiller.

Bu kişilere İslam’ı anlatacak, öğretecek, örnek de olacak kadrolar lazım. Mehdi, kendine lazım olan islam alimlerini, hocalarını da iki el hareketi ile mi hazır edecek?

Yoksa sadece onların yetişmesi bile onlarca sene mi sürecek?

Bir insan ne kadar mücadeleci olursa olsun, ne kadar yüksek vasıflı olursa olsun, ara ara harikulade haller sergileyecek de olsun, sebeplere uymak zorunda…

Bu dünyada büyük peygamberler bile her an, her konuda mucizeler mi sergilediler?

Mucizeler sergilediklerinde, çevrelerindeki insan toplulukları hemen peygamberlere hep iman mı ettiler?

Yok öyle bir dünya, hiçbir zaman olmadı ve olmayacak.

Hayatın bir olağan akışı var. Peygamberlerde bile bozulmamış olan bir olağan akış… İlmi tabiri ile sünnetullah var. Mehdi her gün, her saat, sünnetullaha aykırı işler mi yapacak? Yapsa bile insanların çoğunun umurunda değil ve tesirlenmiyorlar. Mehdi, gerçek manasında kırk yılda, üç beş ülkeyi bile gerçek İslam ülkesi yapsa bile büyük bir iş yapmış olacak.

Dahası var… Mehdinin kaç yıl yaşayacağı, hizmet edeceği kısmında “yedi yıl” ve “dokuz yıl” rivayetleri de var.

Bir kişi çıkıp kocaman dünya kapkaranlık iken yedi yılda ya da dokuz yılda cennet gibi bir yere mi çevirecek? Üstelik hz. Mehdinin ne kadar kısıtlı imkanlarla ve ne kadar büyük bir küfür teşkilatının karşısında mücadele edeceği de rivayetlerden kesinlik seviyesinde anlaşılıyor.

O halde otursun bir kişi koltuğuna, bir Huuu desin, bütün dünya hem ayara girsin, hem imana gelsin, hem de bütün kötülükler ve şeytani işler bir anda kalksın… Var mı öyle bir dünya?

Bunca peygamberler neler çekmişler. On binlerce şehit edilmişler ve sünnetullah gereği o peygamberlerin şehit olmalarına da izin verilmiş.

Gerçek müslümanlarla bu kadar dalga geçilmez. Tamam, gerçekleri anlatmamak ve saptırmak için oraya çıktıklarını anladık. Akademi Dergisinde yayınlananlara tepkisiz kalamadıklarını ve “Eyvah, herkesin gözü açılıyor. Her şeyin doğrusu izah ediliyor” diyerek kıvrandıklarını anladık…

Lakin bu kadar aleni şekilde ahmak yerine konulmak insanlara ağır koyuyor. Şaklabanlık, kepazelik, haysiyetsizlik şu yaptıkları.

Anlamıyor değiller. Çoktan anladılar, farkındalar ki ahir zamana ve hz. Mehdiye dair sahih hadisler, sırran bildirilmiş hadisler. Herkes okur okumaz anlamasın ve hayatın olağan akışı bozulmasın diye böyle o hadisler…

Geçen sefer yazdım. Bir hadiste “Deccal medineye giremez” deniliyor. Diğer hadiste Mehdinin Deccal’ı medineden nasıl çıkartacağı anlatılıyor. Kesin şekilde anlaşılabiliyor ki medine denirken bir tek şehir kastedilmiyor.

Dünya kapkara olmuş, her yeri küfür ve zulüm sarmış, üzerine en az bir buçuk asır geçmiş… Şunlara bakarsak hala deccal küfrü gelecek, yaşanacakmış. Daha asırlar varmış Mehdinin gelmesine…

CNN İnternational yapsaydı şu programı, bundan daha seviyeli yapardı. İzleyiciden çekinirdi. Gerçek niyetini, İslam düşmanlığını açık etmekten geri dururdu. “Yok artık, bize gülerler hatta bizi keserler” derlerdi de geri dururlardı şunların yaptığı pek çok şeyden…

Aklı başında konuşabilen, koltuğunda rahat oturabilen, “Manyak manyak yaaa” gibi cümleleri sık sık ve hadislerden, ayetlerden hemen sonra kurmayan birini bulurlardı.

Çatlasalar da patlasalar da kırk takla atsalar da gizleyemezler. Deccal de çoktan geldi bu dünyaya, hz. Mehdi de geldi. İki sistem kıran kırana da çatışıyor. Dünyanın şu haline bakıp da bunu anlamayanın aklında bir sorun vardır. Anlamış da kabullenemiyor ve anlatamıyorsa, kalbinde bir sorun, bir nifak vardır.

Söylensin onca hadisler ve kayda geçsin… Zaman geçtikçe anlatılanlar yaşanmaya başlasın. Sonra kafirler, İslam ve insanlık düşmanları baksınlar hadis rivayetlerine ve “Tamam, şu noktadayız. Bundan sonra da şu hadise yaşanacakmış. Biz de şöyle bozalım bu işi” desinler… Bu mu bekleniyor, bu mu isteniyor? Güya Mehdiye dair yüz cilt kitap incelemiş palavracı, bu kadarını anlayamamış mı? Belki sekiz sene önce bile Cübbeli denilen o münafığa karşı bu gibi yayınlar yaptım, hala nesini anlamamış?

İşte rüya diye paylaştı, nelere yordu ama tabir edilince sessizliğe gömüldü. Rüyaları bile zahiri manalarına, akla ilk gelen manalarına göre tabir etmeye çalışarak rezil oldu.

İki kere iki dört, bunların kabullendirmek istediği gibi olsaydı o hadisler, kafirler bunu yapacaklar. Bakacaklar, anlayacaklar, bozacaklar ya da bozamadıkları zamanlarda bile çok büyük ve uzun süreli sıkıntılara sebep olacaklar. Kim bilir her seferinde kaç müslümanın canını ve/veya dinini/imtihanını kaybetmesine sebep olacaklar. Bu olmasın diye, olağan akış bozulmasın diye, sadece asıl muhataplar anlayacak şekilde söylendi o sözler/hadisler…

Gerçek, samimi, maneviyatlı alimler de her devirde anlamaları gerektiği gibi anladılar, gerekenleri yaptılar, yapıyorlar. Günümüzün İslam düşmanları da hala o hadisleri çözmeye, doğru şekilde anlamaya çabalıyorlar ki müslümanlara karşı daha güçlü, daha taktik, daha tedbirli olabilsinler.

Üç beş tane gizli Ermeni vatan hainine ve münafığa kalmadı dinimizin meselelerini anlatmak… CNN gibi ne olduğu, kuruluş maksadı belli ve kurulduğundan beri kimlere hizmet ettiği gözler önünde olan bir kanala da kalmadı…

Numaraların da bini bir arada…

“Benim çok değerli bir takipçim var. Çok iyi bir insan. Asla yanlışı olmaz” diyor Ahmet Hakan… O dediği kişinin ne olduğu zaten sorduğu sorudan anlaşılıyor. Körler memleketinde görmek hastalık sayılırmış. Bunların iyi ve değerli dediği kişiler de kendileri gibi insan şeytanları çıkacak, olacağı bu, şaşırmamak lazım.

İsrailoğullarından bahsediliyor. Ahmet Hakan hemen yine vazifesini yapıyor. “Şimdi Yahudi bir takipçimiz yazdı” diyor, rolünü oynuyor. Şirin de gösteriyor o Yahudiyi… Ne numaralar, ne numaralar var bunlarda…

Günümüzdeki Yahudilerle İsrailoğullarının ne kadar alakası/bağı var?

Neresinden bakıp hangi birini anlatacaksın…

Adem babamızdan bu güne kadar gelen din tek ve o din İslam dini… Her devirde İslam dininin peygamberleri oldu, vazifelendirildi.

Bunlar arasından Hz Yakup’un oğullarına/soyuna İsrailoğulları dendi.

Ya hz. Yakup’tan yukarıda/öncesinde, İsrailoğullarının soyu neydi?

Yoklar mıydı, orada mı başladı nesilleri/soyları?

Türkler de hz. Yakup’un soyundan geldi. Araplar da öyle? Ne olacak şimdi?

Zaten İbranice ile Arapça’nın tek bir ortak dilden çatal yapmış olduğunu kim inkar edebilir?

Evet, Kur’an-ı Kerim’de ve sahih hadislerde geçen İsrailoğulları tabiri, bunların anlamak ve anlatmak istediği manaya gelmiyor.

Peygamberlerin hepsi temiz ve muhafaza edilmiş bir soydan gelmiyor mu, geliyor…

Peygamberimiz soyunda yukarı/geriye doğru gidilince diğer peygamberlere çıkmıyor mu? Çıkıyor…

O halde peygamberlerin hepsinin soyu bir? O halde hepsi aynı soydan geliyor?

O halde bu fani dünyada, aynı soydan gelmiş insanlara, farklı zamanlarda farklı isimler konuluyor.

Bir zaman “Adem oğulları” deniyor.

Başka zaman “Nuh oğulları” deniyor.

Başka zaman “Yakup oğulları” deniyor.

Başka zaman “Süleyman oğulları” deniyor.

Başka zaman “Musa oğulları” deniliyor.

Şimdi ise hz. Peygamberimizin neslinden gelenlere seyyid ve şerif deniliyor. “Muhammed oğulları” dense de doğru denilmiş olacak.

Şu günümüzde seyyid olan bir kişiyi ele alalım…

Soyu biraz gerilerde hz. peygamberimize çıkıyor/bağlanıyor. Sonra oradan geriye doğru gidelim, saymakla bitmez peygamberlere çıkıyor. O peygamberlerden sadece biri Yakup peygamber, yani “İsrail” de denilen peygamber.

Bu kadar peygamber var, bu kadar peygamber oğulları/soyu var da neden sadece Yakup oğulları içinden cımbızla çekilip alınıyor? Başka bir yere ve rütbeye konulmak isteniyor?

En doğrusunu Allah bilir ama “Dünyada en çok peygamberin İsrail/Yakup oğullarına gönderildiği” rivayetleri var. Bununla bile övünenler var. En çok peygamberin onlara gönderilmiş olması, onların çoğunun neredeyse her devirde İblis’e uymaları, satanist olmaları, hak peygamberlere karşı mücadele etmeleri ve peygamberleri öldürmeleri sebebiyle… Burada da bir üstünlük yok. Burada bile ayrıca mahcup olmalılar.

Bu, “Türkiye Avrupanın en büyük adliyesini yaptı” demeye benziyor. Neden Avrupada bu kadar büyüğü yok, çünkü on milyonlarca dava yok. Üst mahkemelerinde kilitlenmiş ve yığılmış beş milyon dava yok.

Asıl ben-i israil biziz…

Biri çıkıp “Günümüzdeki seyyidler, günümüzün İsrailoğullarıdır” dese, samimi ve ilim sahibi hiç kimse itiraz etmez, edemez.

“İsrail’deki ya da dünyaya yayılmış haldeki Yahudiler, ben-i İsraildir” denilse, hemen itiraz ederler.

Çünkü ırk/genetik cihetinden bakarsak da Yakup peygamberle bağlantıları yok ya da yok denecek kadar zayıf… İtikat olarak bakarsak da müslüman değiller ve Yakup peygamberin izinde değiller.

Nereden, hangi açıdan bakıldığına göre değişiyor bu işler ve ancak öyle isabet edilebiliyor.

Tarihin dar kısmından bakarsak peygamberimiz Arap… Daha geniş kısmından bakarsak Yakup oğullarından… Yani ben-i İsrail denilenlerden. Daha da geniş açıdan bakarsak Nuh oğullarından… Daha da geniş açıdan bakarsak Adem oğullarından…

Lakin neresinden bakarsak bakalım, günümüzde kendine, işine gelince Yahudi, işine gelince Ben-i İsrail diyenler, ben-i İsrail’den değiller. Çoğunun genetik kodlarında geçmişte Türklük baskındı. Son asırlarda ise Çingenelik baskın olmaya başladı. Şu anda İsrail’de bile genlerinde ben-i İsrail genleri baskın olan hiçkimse yok.

Bu mesele, ehl-i kitap meselesine de benziyor. Öyle bir kabulleniş oluşturulmuş ki “Yahudiyim” ve “Hristiyanım” diyen herkes “ehl-i kitap” zan ediliyor.

Oysa bu kişilerin neredeyse tamamı müşrik olmuş. Tevhid inancını yıkmış geçmiş. Bunların hangisi ehl-i kitap? Bunların kızları ile bir müslüman erkek nasıl evlensin? Bunların boğazladığı bir hayvanı bir müslüman nasıl yesin?

Bunca zaman içinde şu kadarcık isabetli ilim müslümanlara neden, nasıl öğretilemesin?

Baştan anlattığım gibi… Dünyada hakim sistem, Deccal sistemi bu konuları hep tahrif etti. Müslümanları alimsiz ve ilimsiz bırakarak kaos çıkarttı. Cübbeli gibiler de bile isteye bu kaosa, dolayısı ile Deccal’a hizmet ediyorlar. Başka bir izahı yok.

Bu kaos yıkılmasın, bu Deccal küfrü/nizamı çökmesin diye sinsi sinsi mücadele veriyorlar.

İslam dinini alet ederek, Allah’ın kitabını ve ayetlerini alet ederek, hz. Peygamberin hadislerini alet ederek şu iktidarı savunabilen kişi… Bunları alet ederek halkının bir kısmı müslüman olup da İslam ülkesi zan edilen o ülkelerden kadınlar, kızlar getirip kirleten kişi… Zaten deyyus-u ekberdir. Başı ezilesi bir muzır varlıktır. Cennetin kokusunu dahi alamaz. Bunlardan din öğrenmeye kalkan kişi de dünyasını, ahiretini kurtaramaz.

Bunlar böyle tuzaklar kuruyor ve sinsilik yapıyorken, bunların karşısında susan müslümanların da iki yakası bir araya gelmez. Acıları, sorunları, çileleri hiç bitmez.

Mehdi hakkında sözde yüz cilt eser karıştırıp da kitap yazmış olan o Cübbeli’nin, kendini göstermek istediği kadar ilmi seviyesi/derinliği de yok…

Hz Mehdiye, kahtaniye, cehcaha dair rivayet ettiği pek çok sözün sıhhati yok. Evet, “Sıhhatli, ehl-i sünnet kaynaklarında geçiyor” dediklerinin bazılarının sıhhati yok. Bunların birbirine tezat sözler olduğunu en azından anlayabilir ama zaten kalbinde iman, haya yok. Dilinde bile ahlak yok. Umurunda bile değil…

Öğretmeye değil, tahrif etmeye çıkıyor o ekranlara…

Satranç oynayanların lanetlendiğine dair sözde hadisi, hararetli şekilde ve her zamanki nifak dolu, samimiyetsiz, küstah, kibirli beden diliyle ekranlardan aktardığı günleri unutmadık…

Anında “Uydurma bir hadis bu” demiştim de yine de malum çevreler günlerce İslam dinine ve müslümanlara saldırıp sonra susabilmişler, durabilmişlerdi. Ona da şükür etmiştim. Yoksa bu konudan da yıllarca saldırırlardı.

Şu gizli Ermeni ve Çingene kırması Ahmet Mahmut Ünlü’nün İslam dinine ve ümmetine verdiği zararların aslında yüz cilt kitapla anlatılması lazım.

Daha neler neler yazacağım, giriş kısmındayız ama vaktim yok. Mevzular çok. Gereği de yok. Bu kadarını gören bile o kanaldan, o programdan, o sunucu ve yardakçısından ve şu Cübbeli’den uzak durur.

Lakin o sözde Tv kanalı da o herifler de şu Cübbeli de rahat durmaz. Kafalarına gerçek bir müslümanın, gerçek bir vatanseverin kurşunu girene kadar…

Kendisinin ve peşinden gidenlerin kafasına taşlar yağacak. Belalar yağacak. Öyle kolay ölemeyecekler. Bunlara öyle kolay ölüm verilmez. Ölüm anında çekecekleri azabı ve ölüm sonrasında sonsuz olarak çekecekleri azabı ise hiç düşünmeyin, aklınız zorlanır. O kadar elim azap var. Zaten cehennemin en dibine, münafıkların konulduğu kısma konulacaklar.

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi