Duhan suresinde anlatılan sarsıcı hakikatler

Duhân Suresi, 10-16. ayet-i kerimeleri (mealen)

﴾10-11﴿ Göğün bütün insanlığı kuşatan belirgin bir dumana bürüneceği günü bekle. Bu, acı veren bir azaptır.

﴾12﴿ “Rabbimiz, üzerimizden azabı kaldır, bizler artık inanmaktayız” (diyecekler).

﴾13-14﴿ Kendilerine apaçık bir resul/haberci geldiği, sonra ondan yüz çevirerek, “Bu, kendisine bazı şeyler öğretilmiş bir deli!” dedikleri halde, onlar mı bundan ibret alıp akıllarını başlarına toplayacaklar.

﴾15﴿ Biz azabı biraz hafifleteceğiz, kuşkusuz siz de hemen eski halinize döneceksiniz.

﴾16﴿ Amansız bir şekilde yakaladığımız gün yaptıklarının cezasını hakkıyla vereceğiz.

Duhan ne demek

Duhan suresinde geçen “duhan” kelimesi aslında”duman” manasına gelmiyor.

Duhan kelimesi, aslında tütmek manasına geliyor. Tütmek kelimesi de sadece “dumanın tütmesi” manasına gelmiyor.

Bu dünyada ateşsiz, dumansız tüten şeyler de var.

Bu manasından bakılırsa, radyo dalgaları ile yayın yapmak da metafizik sinyaller göndermek de tütme işi yapmak oluyor.

Tütmek kelimesi, bünyesinden duman, buhar, sinyal ya da benzeri şeyleri meydana çıkartmak manasına, bunları havaya yaymak manasına geliyor. Bu nedenle, duhan kelimesine “duman” deyip geçmek hatalı oluyor.

Kıyametin en büyük alametlerinden biri olan, dünya genelini ve bütün insanlığı “duhan” kaplaması hadisesi, dünyanın gözle görülür dumanla kaplanacağı manasına gelmiyor.

Bu isabetli bilgilerden sonra Duhan suresindeki o çok tartışılan ayet-i kerimelere bakınca, her şey kesin şekilde anlaşılabiliyor.

Bir tartışma konusu da Duhan suresinde geçmişten mi, gelecekten mi bahsedildiği…

Duhan süresinde hem geçmişten hem de gelecekten bahsediliyor.

Kaynaklardan alıntı yapacağım önce…

[Abdullah b. Mes‘ûd’a nisbet edilen ve çoğunluğun benimsediği kabullenişe göre, Mekke müşriklerinin ve özellikle Kureyş’in İslâm’a karşı direnişinde ısrarlı olduğunu ve müslümanlara yönelik eziyetlerini arttırdığını gören Resûlullah, onların Hz. Yûsuf dönemindekine benzer bir kıtlıkla cezalandırılması için Allah’a dua etmiş, duasının kabul edilmesi sonucunda Mekke halkı büyük bir kıtlığa uğramıştır.

Bu kıtlık sırasında leş ve kemik yemek zorunda kalan ve açlıktan gözlerinde fer kalmayan Mekkeli müşrikler etraflarını duman kaplamış gibi görüyorlardı. Bunun üzerine Hz. Peygamber’e başvurarak bu felâketin kaldırılması için rabbine dua etmesini istemişler, kıtlık sona erdiği takdirde iman edeceklerine dair kendisine söz vermişlerdi.

Fakat Resûlullah’ın duası üzerine sıkıntıları biraz hafifleyince direniş ve eziyetlerini daha da arttırmışlardı. Abdullah b. Mes‘ûd’a göre söz konusu âyetteki duhân, Mekke döneminde gerçekleşen bu kıtlığa ve bunun sonucunda etrafı duman kaplamış gibi görme olayına, onu takip eden âyetlerde yer alan batşe-i kübrâ ise müşriklerin Bedir Gazvesi’nde uğrayacakları yenilgiye işaret etmektedir]

Şu ümmetin tarihi boyunca hep tartışılan meselelerden biri oldu bu… Kaynakta bahsedilen hadisede gerçek bir kıtlık hali yaşanmadı. Mekke’nin her yeri açıkken, düşman kuşatması yokken ya da ticaret kervanlarını durduran herhangi bir başka mani yokken, çevre diyarlarda kıtlık yokken, Mekke’nin çok kısa sürede ve o seviyede kıtlığa düşmesi zaten usulen mümkün de değil. Allah’ın her şeye gücü yeter. İstediğinde sebepsiz de yaratır ve olağan üstü hadiselerin yaşanmasını takdir eder. Lakin bu hadisede öyle olmadı…

Sorun, erzak bulunamaması değil, insanların vücutlarının tuhaflaşmasıydı. Her zamanki gibi yiyorlar, içiyorlar ama sanki yediklerinden hiç protein, vitamin alamıyormuş gibi oluyorlardı. Yeseler de hiç yemek yiyememiş insanlar gibi hızla zayıflıyor, güçsüzleşiyor ve hızlıca türlü hastalıklara yakalanıyorlardı. Bir yandan da peş peşe ölüyorlardı.

Çünkü hz. Peygamberimiz onları topluca manevi/metafizik kabiliyetleri ile çarpıyordu. Tarih boyunca çok sayıda peygamberin, haddi iyice aşan, inkar üzere kalmakta direnen insan topluluklarını hep çarptığı gibi… Mekke’deki inkarcıların arasında da metafizikçiler vardı. Onlar gerçeği baştan beri biliyorlardı ve bir süre sonra Mekkelilere gerçekleri söylediler. Güvendikleri büyücülerinden, kahinlerinden bu bilgiyi duyunca hemen inanan Mekkeli inkarcılar, peygamberimize gelip müslüman olacaklarını, bu yaptığı şeyi kesmelerini istediler. Hatta açıkça yalvardılar.

İşte Duhan suresinde bu hadiseden bahsediliyor. O inkarcılardan, haddi çok aşan muzır varlıklardan, gerçekten iman etmeyecekleri bilindiği halde, bir süre için bu azabın kaldırıldığından bahsediliyor. Ahir zamana kadar onların aynı yolda nesil nesil devam edeceklerinden, ahir zamanda, hz. Mehdi devrinde, yine aynı metafizik çarpılmanın bu defa dünya genelinde topluca yaşanacağından bahsediliyor. Beklemedikleri, inanmadıkları, şüpheye kapıldıkları anda bu tür azabın onları yakalayacağından bahsediliyor. Ahir zamanda söz konusu “duhan” hadisesi yaşandığında, o hadise dünya tarihinin en mühim hadiselerinden biri olacak. Çok yüksek sayıda dünyalı ve uzaylı insan beraberce çarpılacaklar ve ölecekler. Ölmeyenleri de çok fena acılar, hastalıklar, açlık ve kıtlık halinde kalacaklar ve sonra ölecekler. Bu “duhan” hadisesi “dabbetül arz” kişisiyle ve yapacakları ile de bağlantılı.

Anlatılması gereken çok sarsıcı yanları ve başka detayları da var. Şimdilik bu kadarı kafi… Vakti gelince, bazı şeyler yaşandıktan sonra o detayları da yazar anlatırım.

Şu kadarını şimdiden ve üstü biraz kapalı olarak anlatmakta mahzur yok:

– Zamanın Mekkeli inkarcılarının arkasında da İblis, İblis’in emrindeki çok kalabalık cinler, yine İblis’e tapınan satanist uzaylı taraflar, Ankebut Ağının o zamanki konseyi, çok ileri seviyede metafizikçiler ve teknoloji desteği vardı. Buna rağmen o hale düştüler. Hem de çok kısa sürede…

Zahiri güce tapınan pisliklerdi, güç görmekse mesele, onlara güç gösterilmiş oldu. Şaşkına döndüler, yaşananlara inanamadılar.

Kolayca yapabileceği halde, peygamberimiz Muhammed Mustafa (s.a.v.) onları toptan helak etmedi, öldürmedi. Çünkü burası imtihan dünyası. Bu dünyaya kötüler, inkarcılar da lazım ki iyilerin, inananların imtihan şartları oluşsun. Bu dünyada kötüler olmazsa iyiler olmaz. Gece olmasa gündüz olmaz, nedir bilinmez. Sıcak olmasa soğuk nedir bilinmez. Yüksek olmasa, alçak olmaz, nedir bilinemez. Hastalık olmasa, sağlık nedir bilinemez. Bu böyle saymakla da bitmez. Bu alemde her şey zıddıyla kaimdir.

Ayrıca Allah adildir. Hak ettikleri, çok mücadele ettikleri, sebeplere uydukları zamanlarda zaferi kafirlere, müşriklere, İblis’e de verir, yaşatır. O kadroların soylarının devam etmesi, dünyayı sinsice fesada vermeleri de türlü hikmetlerden/sebeplerden dolayı Allah’ın takdiriydi. Öyle de oldu…

Lakin onlara “Ahir zamana kadar hükmünüz geçecek. Sisteminiz/ağınız ayakta kalacak. Sonra bir anda duhan/tütme/çarpılma sizi yine yakalayacak. Üstelik o defa dünya genelinde yakalayacak” mesajı da verilmiş oldu.

– Duhan suresinin devamında Musa peygamberden bahsedilmesi, kıssasının anlatılması da hikmetsiz, sebepsiz değil. Musa a.s. devri, belki de dünya üzerinde metafiziğin en yaygın ve en tehlikeli şekilde kullanıldığı bir devirdi. Musa peygambere bu nedenle, her peygambere verilmeyen seviyede metafizik kabiliyetler verildi. Musa peygamber bu kabiliyetlerini hayatı boyunca hep kullandı. Ayet-i kerime ile sabit olan “beyaz el” mucizesi de bununla alakalı. Mucizevi seviyede bir metafizik kabiliyeti vardı. İstese tek başına dünyayı, dünyaları yıkabilirdi. Tek başına ve kısa sürede onlarca devletin ordusundaki bütün askerleri uzaktan çarparak öldürebilir, bütün araçları ve cihazları bozabilirdi.

– Yine Duhan suresinin devamında Zakkum ağacından bahsedilmesi de hikmetsiz, sebepsiz değil. Bu, başka zamanın konusu ve zamanı geldiğinde anlatırım. Şu kadarını şimdilik söylerim ki dünyada ne varsa, ahiret aleminde onun bir misali, çok benzeri vardır. Ahiret aleminde ne varsa, onun dünyada misali vardır. Cennetteki Tuba ağacının bu alemdeki misali güneştir. Cehennemdeki Zakkum ağacının da bu dünyada bir misali var ve Duhan süresinde, anlayabilecek olanlara bu hususlar da anlatılıyor. Zakkum ağacının dünyadaki misalinin, duhan hadisesi ile de bağlantısı var.

– Yine Duhan suresinin devamında, peygamberleri ve onların yolunda hizmet eden resulleri/habercileri inkar edenlerin… Onlara “Tamam bir şeyler öğrenmiş ama bu kişi deli” diyenlerin… Hakikati türlü türlü yanlarından ve kesinlik seviyesinde gördüğü, anladığı halde İblis’e uymaya devam edenlerin… Ahirette çekecekleri azap anlatılıyor.

Bu kısımlarda “Erimiş maden gibi karınlarda kaynar.” denilmesi ve “Kaynar suyun kaynaması gibi.” denilmesi… “Başının üstüne kaynar su azabı dökün” denilmesi… Bunların hep türlü hikmetleri var. Ahiretteki bu azap çeşitlerinin bu dünyada da benzerleri var. Duhan ve dabbetül arz hadiseleri sırasında bunların benzeri azap çeşitlerinin, dünya insanlığı arasından İblis’e uyan ve iblis’e çalışan kişileri çarpacağı, yakalayacağı anlaşılıyor. Ahiretteki azap sırasındaki o içten ve dıştan tütme halinin, daha bu dünyada da çok benzer haliyle herkes tarafından görüleceği anlaşılıyor. Ahir zamanda, bu yolla çok çok yüksek sayıda dünyalı ve uzaylı insanın öleceği anlaşılıyor.

Yine surenin devamında “Tat bakalım (bu acıyı, bu azabı, bu çarpılmayı, azaba yakalanmayı), hani sen güçlüydün, şerefliydin (İblis’in teşkilatının üyesiydin. İslam dininin hak din olduğunu çok iyi anladığın halde, İblis’in teşkilatından ayrılmadın. Her şeytanlığı yapıp yanına kâr kalmasını bekledin. Bile bile inkar ettiğin azap işte bu…)” mesajları veriliyor. Bunlar da hem ahir zamana hem ahiret alemine dair mesajlar. Bu da Ankebut Ağına çekilen büyük bir ilahi rest…

Devamında da zaten hz peygamberimize
“Artık sen bekle, onlar da beklemektedirler”deniliyor. “Ahir zaman gelince, onlar beklediklerini bulacaklar.” da denilmiş oluyor. Ayrıca “Ahiret alemine geçince onlar beklediklerini bulacaklar” da denilmiş oluyor.

Bir de şu kısmı var ki o İblis zaten dünyada da ahirette de kendi başına neler geleceğini biliyor. Kıyamete kadar ona mühlet ve ölümsüzlük verildi. Kıyamet vakti o da ölecek ve sonra o da hak ettiği azabı bulacak.

– Yine Duhan suresinde metafiziğe dikkat çekiliyor ve…

“And olsun ki biz, (o zamanki) İsrailoğullarını bir ilim (manevi/ruhi/metafizik ilimler) üzerine alemlere üstün kıldık. (Hiçbir yerde metafizik/manevi ilimler sahasında onlardan daha ileride olan yoktu). Onlara, içinde açık bir imtihan bulunan (hayra kullanılırsa çok büyük sevaplar kazandıran, şerre de kullanılabilen ve öyle yaparsa kişiyi çok büyük azaba götüren) mucizeler verdik.” deniliyor.

(Harut ve Marut’un öğrettiği çok çok derin, esrarlı ilimler)

– Yine Duhan suresinde

“O gün dostun dosta faydası yoktur.” deniliyor. Yani (Şeytan’ı dost edinerek Satanistleşenler ve İblis’in teşkilatına dahil olarak, organize şekilde faaaliyet icra edenler, organize şekilde dünyayı fesada verenler, o gün İblis’ten fayda göremeyecekler.) deniliyor.

Bu mesaj ve rest de hem dünya alemine hem de ahiret alemine taalluk ediyor.

“Ahir zamandaki Duhan hadisesi sırasında İblis, teşkilatının mensubu olan kalabalık insan gruplarını ve yoldan çıkarttığı çok kalabalık milletleri koruyamayacak. Onlara fayda veremeyecek. Hep olduğu gibi aciz kalacak” denilmiş oluyor.

Bir yandan da “Ahirette hesap ve azap sırasında o İblis, teşkilatının mensuplarını kurtaramayacak, onları koruyamayacak” denilmiş oluyor.

Şimdilik bu kadarı bile çok oldu. Biz inanıyoruz ve kısa süre sonra bunlar yaşanırken ve yaşandıktan sonraki zamanda, daha başka şeyler de elbet söyleyeceğim, anlatacağım.

Ahir zamana dair hadisler ve ayet-i kerimelerin herkesin hemen anlayabileceği şekilde olmamaları da hikmetsiz değil. Hayatın akışı bozulmasın, Allah’ın, peygamberlerin ve salih zatların düşmanı olan teşkilatlar bunları kesinlik seviyesinde anlayıp sinsilik yapmasın diye…

Dabbetül arz ve duhan hadiseleri yaşanırken, herkesten çok, Ankebut Ağının kontrolündeki orduların mensupları ölecekler. Hem de çok çok feci hallerde ölecekler.

İnsan kalmış olan, satanistleşmemiş olan herkes… ABD, İngiltere, Kanada, Çin, Rusya, İsrail, AB ülkeleri, Japonya, Güney Kore, Suudi Arabistan, Mısır ve benzeri ülkelerin ordularından derhal ayrılmalılar. Hiç vakit kaybetmeden istifa etmeliler. Bu mümkün olmuyorsa, firar bile etmeliler ama yine de oralarda durmamalılar.



Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

Bir Yorum Yazın