Ee, ne yapıyorsunuz, hepiniz bu kadar mısınız?


Böyle giderse bundan sonra gece nöbetine falan kalmam, benden söylemesi… Ya artırın gayretinizi, daha fazla adam toplayın ve uğraşmaya değecek metafizik çatışmalar olsun ya da dağılın, yıkılın gidin, kendinizi kandırmayın. Boş yere süreci uzatmayın, sonu yine aynı, değişmeyecek.

Ne olacak şimdi, ben bu gece de çizim mi yapacağım?

“Acaba merak edilen dini, tarihi konularda yazılar yazarak mı vakti değerlendireyim yoksa projelere dair mi yazayım” diye düşünürken…

Birden bu güne kadar yazmam gerekirken yazmadığım bir husus aklıma geldi…

Bize devasa bir tersane lazım. Yanyana, birbirine paralel şekilde beş kuru havuzu olacak. Kuru havuzlarının çok az bir kısmı karada olacak, karadan denize/açığa doğru ilerleyecek ve her bir kuru havuzun uzunluğu 750 mt den kısa olmayacak. Genişliği 200 mt den dar olmayacak. Derinliği 40 mt den kısa olmayacak.

Bu kuru havuzlarda öncelikle İstanbul’a yapılacak bariyerli ve kemerli iki boğaz köprüsünün kemerli ayakları yapılacak. Sonra Karadenizden Hazar denizine kadar uzayacak olan kanala yerleştirilecek onlarca köprünün kemerli ayakları yapılacak. Sonra bir yandan dünyanın en büyük gemilerini, platformlarını, denizaltılarını, suni adalarını yaparken, bir yandan da Türkiye içinde dolaşacak kanallar için de köprüleri hızlıca yapacak.

Bu sayede toplamda yüzlerce büyük köprünün çoğu kısmı bu tersanede imal edilmiş olurken, yoplamda yüzlerce milyar dolar iktisat sağlayacak. Ayrıca imalat süreçlerini şaşırtacak kadar kısaltacak.

Anlatacaklarım daha isabetli şekilde anlaşılabilsin diye, temsili olarak Eyfel kulesinin resmini seçtim…

Temel mantığı/şekli Eyfel kulesine benzeyecek şekilde, söz konusu bariyerli boğaz köprülerinin kemerli ayak kısımlarını, söz konusu tersanede yapacağız.

Aradaki en belirgin fark şu ki bizim yapacağımız boğaz köprülerinde ayaklar çok daha büyük, geniş ve ağır olacaklar. Paslanmaz çelikten çelik örgü kısmı yapıldıktan sonra, kuru havuzdan çıkartmadan önce köprü ayaklarının dört bir yanı/yüzü, suyu içine almayacak şekilde yine paslanmaz çelik plakalarla kaplanacak.

Söz konusu paslanmaz çelik plakalar dahi yeterince kalın olacak ve bu köprülerin en az beş yüz sene, ciddi bir bakım/tadilat gerektirmeden kullanılmasını sağlayacaklar. Kullandıkça ucuza gelecek ama yaparken biraz pahalı olacak bu köprüler…

Her yanı çelik plakalarla kaplanan kemerli ayaklar, kuru havuz deniz suyu ile doldurulduktan sonra ince ayardan geçirilecek. Ayakların içine hesaplanmış miktarda deniz suyu da doldurulacak ki çok yüksek olan bu kemerli ayak kısımlar denizde yan yatmasınlar. Kontrollü şekilde, yarı seviyede denize batırılmış şekilde ve yan yatmadan götürülebilsinler. Bu şekilde yerlerine götürülecek olan kemerli ayaklar, tam yerine gelince deniz dibine oturtulacaklar ve sonrasında zaten içi dolu dolu çelik örgü olan bu ayakların boş kalmış kısımlarına çok özel bir beton ya da alternatif bir dolgu malzemesi doldurulacak.

Elimizde bahsettiğim özelliklerde kuru havuzlar olursa, yanı sıra gelişmiş vinç, asansör, robot kol teknolojileri ve işini düzgün yapan eğitimli bir kadro da olursa, biz bu köprüleri hiçbir ülkenin desteğini almadan, tamamen kendi imkanlarımızla ve alasıyla yaparız.

Kuru havuzların geniş, derin ve uzun olması sayesinde çok rahat bir çalışma alanı bulunur ve bu sırada köprülerin kemerlerini istendiğinde tamamen kapatacak olan bariyer sistemi/kısmı da kuru havuz içinde, kuru alanda tamamen montajlanabilir.

Neresinden bakılırsa bakılsın, bu işi en kolay, en kısa sürede, en düşük maliyetle, en sağlam şekilde yapmanın yolu, anlattığım bu yol…

Köprülerin kemerli ayaklarını dıştan çevreleyen çelik plakalar, sadece deniz seviyesine kadar olacak. Denizin üzerinde kalan kısımda metalik bir görüntü olmayacak.

Köprülerin kemerli ayakları denize tamamen batırılmadan önce… O ayakların tam olarak yerleştirilecekleri konumlara… Daha öncesinden kazıklar yapılmış olacak. Denizin dibinden, ayak basma seviyesinden toprağın içine doğru gereken derinlikte ve genişlikte ve çok sağlam beton kazıklar da yapılacak. Kemerli ayaklar dibe oturtulunca, önceden yapılmış olan bu güçlü kazıklarla birbirlerine bağlanmış/geçmiş olacaklar.

Bütün bunlara riayet ederek bu köprüler yapıldıktan sonra kimsenin deprem, tsunami ya da şiddetli düşman saldırısı gibi bir endişesi kalmayacak. Bu köprüleri yıkmak kolay kolay mümkün olmayacak. Düşmanlar dahi bunda aciz kalacaklar.

Söz konusu tersane de kuru zeminde yapılacak. Denizde yaklaşık bir km açığa doğru beş sağlam kuru havuz yapmaya çalışılmayacak. Önce devasa kum torbaları ve çok hızlı ve kurallara uygun çalışan bir ekip ile bölge deniz suyundan arındırılacak. Söz konusu kum torbası tekniği zaten günümüzde bazı köprülerin inşası sırasında sorunsuz şekilde kullanıldılar.

Tersanenin bütün kısımları tamamlandıktan sonra devasa torbalar içindeki kumlar zaten etrafa, deniz dibine saçılacaklar ve sorun oluşturmayacaklar.

Tersanenin kuru havuzlarından açığa doğru bir noktada, hesaplaması iyi yapılmış bir konumda çok sağlam bir dalga kıran da yapılacak.

Yine, yazdıklarımın daha isabetli şekilde anlaşılması için temsili bir resim atıyorum. Bu resimdeki görüntüyle sınırlı kalınmamalı.

Beş kuru havuzun hepsine, yukarıdaki resimde görülene genel olarak benzeyen kapaklar yapılacak. Kuru havuzların kapakları, denize doğru oval/şişik tarzda yapılacak. Kapaklarda, gerektiğinde deniz suyunun kuru havuza daha hızlı dolmasını sağlamak adına, motor gücüyle açılıp kapatılan mazgallar/pencereler de olabilir. Ayrıca mazgallar, gerektiğinde kapağın yukarı doğru kaldırılması/kapatılması kısmında, kapanmayı hızlandırıp kolaşlaştıracaklar. Çünkü havuzların kapakları tek parça halinde denize doğru tamamen yatarak açılacaklar. Yattıklarında adeta deniz dibine serilmiş gibi olacaklar. Dik hale getirildiklerinde ise hiç zorlanmadan deniz suyuna set olacaklar.

Böyle bir tersanenin yeri çok mühim… Pek çok kriter göz önünde bulundurularak yapılmalı. Silivri’de yapılabilir. Tekirdağ’da yapılabilir. Kocaeli’nin Karadeniz kıyısında uygun bir yerde yapılabilir. Marmara denizinin güney kıyılarında uygun bir yerde yapılabilir. Lakin İstanbul’un iç/yoğun kıyılarında asla yapılmamalıdır.

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

Bir Yorum Yazın