Çölleri yeşillendirmenin “temel” tekniği

(Bu yayın, Mehmet Fahri Sertkaya’nın sosyal medya uygulamasında bir takipçisi ile yazışmasının tek taraflı olarak yayınlanmış halidir)

Vaktim dar ama yettiği kadar sorularına cevaplar vereceğim ve sana çölleri nasıl yeşillendireceğinin “temel” kısmını anlatacağım.

Sonra da yazışmayı tek taraflı olarak Telegram’daki resmi Akademi Dergisi hesabına yönlendireceğim.

Dün de öyle yaptım ama en çok da bu proje yazışmaları sansürleniyor. Üstelik dünyanın iyileşmesini, güzelleşmesini, geçimin kolaylaşmasını, insanlığın maddi ve manevi refaha ulaşmasını en çok da o İblis istemiyor. Bu nedenle de durmaksızın insanlardan ve cinlerden olan büyücülerine bu konularda büyüler yaptırıyor.

Yağmur misali büyüler yağıyor insanlığın üzerine, bu gibi konular açıkça, en anlaşılır şekilde anlatılsa bile anlamasınlar diye… Anlamışlarsa, düşünceleri yönlendirilsin, kararları bozulsun, yine de bu işlerden uzak dursunlar diye.

Ben dünkü kısma bir şekilde ulaşamamış olanlar da vardır diye, o kısmı özet geçeceğim şimdi. Bu hususları sana anlatırken temsili resimler bulup atacağım. O resimlere sadece en genel görüntüyü anlamak maksadıyla bak. Resimdeki tekniklerle, malzemelerle ilgilenme.

Bu herkesin bildiği gördüğü bir uydu teknolojisi

Bu uyduda çok gelişmiş bir yansıtma özelliği var. Ta yeryüzünden gönderilen dalgalar/sinyaller bunun özel malzemelerden yapılmış kanatlarına çarpıyorlar, sonra kanatlara çarpan sinyaller tekrar yeryüzünün başka noktalarına iletiliyor, yayılıyor.

Yerde o konumda bulunan cihazlar ve araçlar da bu sinyalleri işleyip kullanıyorlar. Dünyada bu uyduları yapan adamlara gidilecek ve “Biz, güneş ışınlarını deniz sularını ısıtmakta kullanacağız. Lakin en yüksek verimle çalışacak, en yüksek sıcaklık dereceleri elde etmemize yarayacak güneş ocaklarına ihtiyacımız var.” denilecek.

Güneş ocağı denilen şeyler de temel olarak şu görüntüde olan şeyler uydu/çanak antenlere benziyorlar, hatta çoğu kişi güneş ocaklarını, eski çanak antenlerini kullanarak yapıyor. Bazısı üzerine alüminyum bant çekiyor, bazısı alüminyum folyo kaplaması yapıyor, bazı kişiler ise tabelacıların kullandığı özel bir tabela malzemesi kullanıyor. imkanı olanlar ise bazı metalleri altıgen olarak kesiyor, bunları çanak anten üzerinde birleştiriyor ve en yüksek verimi alabiliyor. Bu kadar amatör imkanlarla yapılan güneş ocakları bile yer yer bin derecenin üzerinde ısı üretebiliyorlar. Söz konusu işin uzmanı kişilere gidilirse, güneş ocağının en alasını hemen yapabilirler. Zaten bu işlerin yani ışık ve ısı enerjileri ile çalışmanın uzmanı olan kişiler ve en doğru malzemeleri de zaten biliyorlar. Gerekiyorsa altın kaplama da kullanacaklar ama muazzam derecede ısı üreten güneş ocaklarını hemen yapabilecekler.

Bir prototipini iki günde yapar, denerler, olması gereken özelliklerde bir güneş ocağını ise en fazla bir aya hazır ederler. Onlar güneş ocağını yaparken, sen bir yandan da diğer kısımları hazırlatacaksın.

Bu güneş ocakları güneş ışınlarını denizde az açıkta ya da sahilde/karada bir yerde yapılan büyük su tanklarına yöneltecekler. Zaten yılın büyük kısmında yoğun güneş gören sahil şeridi yerlerde çalışacaksın ya da zaten çöl olan ve yanında deniz/sahil de bulunan yerde çalışacaksın ya da akarsuyun miktarının yeterli olduğu, kesintisiz aktığı yerlerde de çalışabilirsin. Mesela Mısır’da Nİl nehrinin kenarında çalışabilirsin. Ya da hem Mısır’da hem Suudi Arabistan’da Kızıldeniz’in kenarında çalışabilirsin. Suriye’de, Lübnan’da, Türkiye’de ise Akdeniz sahillerinde çalışabilirsin.

Güneş ocakları dev su tanklarını bin derecenin bile üzerinde ısıtacak, içindeki deniz suyu da aşırı sıcaklıklara yükselecek ve sürekli buharlaşacak, buharlaştıkça kazanlarda su azalacak, su azaldıkça denizden takviye edilecek.

Yüksek sıcaklığa ve basınca sahip olan buharları bir boru ile kazandan tahliye edeceksin. Boru içinde giden buhar, az ileride türbin odasına girecek, oda içindeki türbinleri çevirerek yoluna devam edip boru içinde ilerlemeye devam edecek.

Türbinler sürekli döndüğü için, türbinlere bağlı olan büyük jeneratörler de sürekli dönecekler ve sürekli elektrik üretilecek. Yoluna devam eden buhar ise soğuk bir yüzeye çarptırılacak ve sıvı suya dönüştürülecek.

Sıcak su buharı mikrop taşımaz, aniden soğuk yüzeye çarparsa da su damlacıklarına dönüşür. İhtiyaç duyacağın soğuk yüzey için de boruları kullanacaksın, kasıtlı olarak boruları uzatacaksın, gerekiyorsa onlarca kilometre boyunca bu borular denizin içinde ilerleyecekler. Borunun içindeki buhar da ilerledikçe soğuyacak, soğudukça suya dönüşecek. Sonunda bu boru sisteminin son kısmından bol bol su akarak çıkacak, çıkan su saf su ayarında olduğu için dünyanın en temiz su kaynağına sahip olacaksın. İnsan ve hayvan sağlığı için içilecek sularda bazı mineraller olmalı ve saf su içilmemeli. Bu nedenle bu sudan insanların ve hayvanların içeceği kısmına oranını tutturarak toz karbonat katacak ve karıştıracaksın. Aynı anda hem çok bol miktarda içilebilir ve ziraatta kullanılabilir su elde edeceksin hem de yüksek güçte elektrik enerjisi üreteceksin.

Zaten şehirlerde elektrik enerjisinin en yüksek oranda kullanıldığı zamanlar gündüzler ve geceleri çalışan sanayi tesisi de az, gece boyunca elektrik kullanan hane sayısı da az.

Asıl elektrik gündüzleri lazım ve bu elektriği yakınındaki şehrin ya da şehirlerin gündüzleri takviye edilmesi için satacaksın. Sistemi biraz geliştirirsen geceleri de kesintisiz şekilde su ve elektrik üretecek hale getirmek mümkün oluyor.

Şimdi…

Gece cevaplamaya vakit bulamadığım kısma gelelim. Böyle bir sistem kısa sürede, az emekle ve nispeten az parayla nasıl yapılabilir? Önce deniz kenarında olan ve çalışacağın bölgeyi seçeceksin. Sahil kısmı yeterli düzlüğe ve sağlamlığa sahip değilse hafiften bir düzelteceksin.

Şu gördüğün, daha çok orduların kullandığı tak-sök bir köprü… Kamyon kasaları gibi görünen, kullanma yerine getirilince açılan, sonra birbirlerine kolayca bağlanan ve bu şekilde köprü vazifesi gören bir sistem.

Senin buna benzer ama bundan basit, bundan ucuz bir sisteme ihtiyacın var. Birbirine bağlaya bağlaya sahilden açığa doğru göndereceksin. Bir ucu hep sahilde sağlamca bağlanmış şekilde duracak. Bunları istersen o sahil bölgesinde yap ve denize bırak, istersen başka yerde yap ve oraya da denizden getirip bırak, sana kalmış. Çalışacağın bölgenin şartlarına, sermayene ve bu işe ne seviyede girdiğine de bağlı bunlar…

Bu sök tak köprülerin her bir parçasının üzerine, ona uygun boylarda birer tane su kazanı/deposu koyacaksın.

Anlaşılması için şu temsili resmi atıyorum. Kullanacağın su deposu çok yüksek sıcaklıklara dayanacak. Yüksek basınca dayanacak. Ayrıca ısı yalıtmalı yaparsan ve ısıyı, havaya/rüzgara ve ayrıca üstünde durduğu köprü parçasına yani platforma geçirmezse, yüksek verim elde edeceksin. Aynı süre içinde daha fazla su ve elektrik üretebileceksin.

Bu depoların her birinin üzerinde bir tane buhar çıkış borusu olacak. Sonra sistem kurup buhar çıkışlarının hepsini ortak bir boru hattına bağlayacak ve buharın karaya doğru ilerlemesini sağlayacaksın.

Bu sisteme istersen 20, istersen 40, istersen 60 köprü parçası ve depo bağla, istersen zamanla peşine ekle ve uzat, sistem tek parça ile bile başlamaya müsait, yüzlerce parçayı peş peşe bağlamaya da müsait.

Tak-sök köprü parçalarının her birinin iki yanına iki güçlü güneş ocağı da takıyorsun. Bunlar, güneş enerjisini sürekli olarak depolara yönlendiriyorlar ve yüksek ısı elde edilmesini sağlıyorlar. Buhar da karaya doğru gidiyor ve karada bu sistemin bağlı olduğu yerde yine tak-sök bir türbin odası, devamında bir jenaratör odası olacak. Buhar türbini ve jeneratörü çevirecek. Aynı anlarda hem su hem elektrik hem de sağlığa çok faydalı deniz tuzu üretilecek.

Deniz suyunu soğutmak için, türbinden çıktıktan sonra yeniden denize doğru borularla yönlendireceksin. Bulunduğu sahil bölgesinde bir sağa, bir sola S’ler yapa yapa borular toplamda gerekirse on kilometre bile uzasın, sonunda boru hattı S’ler yaparak dolaşıp karaya yine çıksın, işte oradan bol miktarda temiz suyu da alabileceksin. Peş peşe bağlayıp denize doğru gönderdiğin bu köprü sistemi, sert rüzgarlarda ve dalgalanmalarda sorun yaşamasın diye.

Özel kalıplarla dökülen, çok büyükçe ve ağır olan, sahilleri düzenlemede ve dolgu yapmakta da kullanılan şu betonlardan kullanacaksın. Bunların bir ucuna çok sağlam çelik halat bağlayacaksın ve denizin dibine yavaşça bırakacaksın. Diğer ucunu da tak-sök köprünün iki yanına, hesaplanan noktalara bağlayacaksın. Yeterli sayıda taş bağladığında bu köprüye hiç bir şey olmaz. Üstelik, bir gün başka bir yerde çalışman ve çalıştığın bölgeyi terk etmen gerekebilir. Bu nedenle zaten türbin ve jeneratör odalarını da tak-sök tekniklerle kurdun. Hem karadaki bir iki kısmı hem deniz üzerindeki kısmı alıp istediğin yere hem karadan hem denizden götürebilirsin. Tesis etme maliyeti en düşük olan, kullanma maliyeti en düşük olan, en kısa sürede tesis edilebilen, istenilen büyüklükte tesis edilebilen ya da istenilenden daha küçük başlanarak sonra kısım kısım, imkanlar genişledikçe genişletilebilen sistem bu, en mantıklı sistem şu anda bu ve buna benzer sistemler…

İfade edeyim, soğutma kısmında kullanılacak borular da denizin zeminine oturtulacak, icap eden yerlerde beton ağırlıklar bağlanacak, sonra bunlar tak-sök sistem olacağı için kolayca ve kısa sürede toplanıp götürülebilecek milyar dolarlara ihtiyaç kaldı mı?

Afrika’nın zor şartlardaki devletleri hatta bazı firmaları bile bunu yapamazlar mı?

Hani tamamına yakını Ankebut ağı projesi olan sözde insani yardım teşkilatları başta İHH, Kızılay, Kızılhaç ve BM bünyasindeki diğerleri…

Oraya buraya su kuyusu açtıkları iddiasıyla paralar toplayıp da masonlara aktarmayı keserlerse ve o paralarla bu işleri yapmak isterlerse öyle çok ileri seviyede bilim adamlarına ve mühendislere de ihtiyaç duymadan çok kısa süreler içerisinde yapabilirler.

O bölge normale dönmüş ve ihtiyaç duyulan başka bölge varsa, söküp oraya götürebilirler. Ya da bazı büyük işletmeler bu teknikle kendi elektriklerini ve sularını devamlı olarak üretebilirler. Ya da sorunun cevabı olarak denilmeli ki bu sistem çalışıyorsa ki sorunsuz çalışıyor.

O halde artık dünyada hiçbir yer çöl kalmaz. Misal vererek anlatayım;

Suudi Amerikalılar, artık kendi özlerine dönerler ve satanist Ankebut Ağından çıkarlarsa Kızıldeniz’e, sadece birkaç ay içinde, bu sistemden yüzlerce indirirler, yüzlerce farklı noktadan su ve elektrik üretilir.

Bununla beraber hemen karadan içeri yani çöl bölgeye doğru ilerlenir. Önce sahil şeridi devamlı temiz su ile sulanır ve yeşillenir. Zaman geçikte kısım kısım proje genişletilir içeri doğru gidilir ya da şu var, Kızıldeniz’den içeri doğru suni kanallar açılır ya da büyük boru hatları çekilir, deniz suyu ülkenin iç noktalarına kadar taşınır. Borular zaten çölün üstünde, doğrudan güneş görür halde olur. Bu kısımdan geçerken bile epeyi ısınırlar ve içlerindeki deniz suyu da ısınır.

İç bölgedeki sisteme ulaşana kadar serin değil, ısınmış bir su elde edilir ve zamandan tasarruf edilmiş olur. İç bölgedeki sistem de yeterli güneş ocakları kullanır, kazanları hep ısıtır ve buhar elde eder. Buhar da hem hareket enerjisi, hem elektrik enerjisi hem de temiz su demektir, bu da oraları kısa sürede yeşillendirmek demektir. Lakin… daha daha ince/faydalı teknikler de mümkün ve bunlar da kullanılabilr. Öyle güneşin yakıcılığı altında kalmış toprağı sürekli sulayarak bitki yetiştirmeye kalkmak da mantıklı değil. Farklı tekniklerle bu kısım daha da hızlandırılabilir, kolaylaştırılabilir, ucuzlaştırılabilir.

Bu kadar sistemi yapmışken, uzaylı ya da dünyalı bazı taraflardan, yüksek teknoloji ile ekinleri yakan, toprağı bile yakanlara karşı tedbirler de alınır. Faraday kafesi denilen sistem akla gelebilir ve bunun da yapılması doğru bulunabilir. Lakin söz konusu tarafların, elektromayetik tekniklerle ve bazı sinyal yayıcı cihazlarla yaptıkları saldırıları, yine karşı enerji göndererek durduran hatta saldırganların araç ve cihazlarını bozan araçlar ve cihazlar da kullanmak mümkün. Bu ikinci ihtimal hem en sağlamı, en ucuzu, en kolayı, en kullanışlı olanı ve sorunu temelden çözeni…

Bir de meselenin “Acilen hangi bitkiler yetiştirilmeli” kısmı var ki onu da sen sormadın ama müsait olunca anlatasım var.

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

Bir Yorum Yazın