Türkiye ayağa kalkıyor, saha hazır mı?

Türkiye bir barut fıçısı gibi

Ankebut Ağının BOP projesi kapsamında kullandığı “merkez üs” ülke olan Türkiye’nin vaziyeti hiç iyi değil. BOP projesi çöktü, Ankebut Ağı gün gün güç kaybediyor, dağılıp çöküyor. Dünya siyasetinde neler neler yapmayı planlamışlardı ama ne hallere düştükleri herkesin gözleri önünde… Ortadoğuya dair planları da çöktü. Artık dünyanın hiçbir bölgesinde Ankebut Ağının istedikleri olmuyor, planları, talepleri gerçekleşmiyor.

Bu süreç, bu yaşananlar, Türkiye’nin de çok büyük sıkıntılar çekmesine, sorunlarının üst üste eklenerek büyümesine sebep oldu, oluyor. Türkiye öyle bir hale geldi ki bölünme hatta yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kaldı. Derhal gerekli müdahaleler yapılmazsa, Türkiye için buradan sonrası bir uçurum…

Türkiye’nin en ileri seviyede, çok büyük kriz seviyesinde bir ekonomi sorunu var. Yine aynı seviyede toplumsal gerginlik sorunu var. Eğitim, ahlak, maneviyat sorunu var, iletişim sorunu var. Toplumsal adaletsizlik sorunu var. Akıl almaz seviyelere ulaşmış rüşvet ve yolsuzluk sorunu var. Halkın yüzde birinin bile güvenmediği, adalet dağıtmak yerine can yakan mahkemeler sorunu var. Açlık, sefalet hızla artışta. Geçinemeyenlerin, faturalarını bile ödeyemeyenlerin sayıları çığ gibi artıyor. Bankalar gibi icra dairelerinin de ayarı çoktan kaçtı. Dosyalar dağ gibi yığıldı. Döviz kuru, gayr-i resmi ve suni müdahalelerle kontrol altında tutulmaya çalışılıyor. Alım gücü her geçen gün eriyor. Ziraat bitti, besicilik bitti. Gıda krizi de çığ gibi büyüyor. Afetler de peş peşe gelmeye devam ediyor. Hızla artan kuraklığa karşı, yaşanması beklenen afetlere karşı, çoktan alınması gereken tedbirlerin hiç biri alınmadı. Bu günlerin kaybedildiğini bütün millet biliyor ama millet geleceğe dair ümidini tamamen yitirmek üzere ki başa gelebilecek en büyük, en bitirici felaket de bu olacaktır.

Ümit tamamen bitmediği halde bile sokaklarda öfke hakim, her yerden isyan kokusu yavaş yavaş yükseliyor ve bu öfkeyi dahi art niyetli şekilde yönlendirmek, kontrol etmek isteyen iç ve dış düşmanlar var. Türkiye bir barut fıçısı gibi ve herhangi bir taraf bir kıvılcım çakarsa, bütün Türkiye çok şiddetli şekilde patlayacak.

Daha fazla zaman kaybedilmesi, Türkiye’nin varlığını da birliğini de iyice riske atacak. Uzun zaman önce ifade ettiğim gibi, Türkiye yönetilmiyor, savruluyor.

Osmanlı’nın son devri de böyleydi. Bir İstanbul hükumeti vardı ama her şeyi berbat etmişti, her şey üzerine yıkılmıştı. Hareket sahası bile kalmamıştı. Otoritesini büyük oranda kaybetmişti. İçimizdeki İsrail ve İçimizdeki Ermenistan, bu milletin ve devletin düşmanlarıyla ortaklaşa hareket ederek bir Ankara hükumetini tesis etmişlerdi. O günden bu güne kadar da Türkiye’de demokrasi, laiklik, cumhuriyet, fikir ve ifade hürriyeti hep lafta kalmıştı. Danışıklı dövüşlerin arasında kalmıştı. Ankara hükumetleri hiçbir zaman meşru hükumetler olmadılar. Dış güçlerin, içimizdeki piyonları olarak faaliyet gösterdiler. “Türkiye cumhuriyeti” denilen sistem, hiçbir zaman hür/bağımsız bir devlet sistemi olmadı. Bu güne kadar yapılan seçimlerin ve referandumların tamamı gayr-i meşru… Türkiye, üstü örtülü bir işgal sistemiyle, sömürge sistemiyle idare edildi. Gerçekte Türkiye’yi İngiltere ve ABD büyük elçileri yönettiler ve şu anda da vaziyet aynı… Bunun tek bir istisnası bile olmadı. Evet, gerçek manasında yazıyorum, o günden bu güne kadar, bu millete ve devlete hizmet eden tek bir Ankara hükumeti bile olmadı.

Türkiye onların hiçbir zaman umurlarında olmadı ve şimdi Türkiyenin parçalanmasını hatta yok olmasını istiyorlar. Şimdi, Türkiye’yi varlıkta tutmanın, birliğini de muhafaza etmenin, devleti ve milleti bu kadar çok sorundan kurtarmanın, gerçekten hürriyetimize kavuşmanın vakti geldi.

Yeniden ve gerçek bir İstanbul hükumetini tesis etmenin vakti geldi. Yeniden gerçek bir Türkiye’yi tesis etmenin, sömürgeci ve kara paracı devletlerin tahakkümünden ve sömürmesinden kurtulmanın vakti geldi. İstanbul’u yeniden Türkiye’nin başkenti yapmanın ve ilerleyen süreçte yeniden dünyanın başkenti yapmanın vakti geldi.

Ankara hükumetinin, İstanbul hükumeti ile nasıl ilişkiler içinde olacağına “kesin” karar vermesinin ve ona göre bir duruş sergilemesinin de vakti geldi.

Türk milleti sorunlarıyla mücadele edecek, dertleriyle savaşacak, çareler üretecek, bir ve beraber olacak, tarihe geçecek bir hızla bir dönüşmeyi gerçekleştirecek. Birkaç yıl sonrasının Türkiyesi bile çok başka bir Türkiye olacak.

Mülteci oldukları iddasıyla pek çok ülkeden BOP projesi kapsamında vatanımıza getirilen onursuz harp kaçkınları gibi olmayacak Türk milleti… Devlet sisteminin tamamen çöküşünü izlemeyecek. Canının, malının, ırzının, dininin daha büyük tehlikelere düşmesine seyirci kalmayacak Türk milleti… İlk iş olarak da sayılarının 11 milyonu bulduğu konuşulan bu sözde mültecilerin ülkelerine ya da geldikleri ülkelere geri gönderilmesi sağlanacak. Bunlara yapılmakta olan her türlü nakdi ve ayni yardımın bu milletin fertlerine yapılması derhal sağlanacak.

Türkiye’nin, bu güne kadar büyük zararlara sebep olmuş ve olmaya devam eden bu kadar büyük bir mülteci sorununu aşması için, gerçekçi olması şart. Derhal yapması gereken sarsıcı müdaheleler var. Türkiye, hukukun gereği olarak Suriye’ye tam kapsamlı bir müdahale yapacak. Anlaşmak istiyorsa Esed’le de anlaşacak, anlaşmak istemiyorsa onu da ezecek. Suriye içindeki sorunlu her yere ve her şeye müdahale edecek ve gerekirse harplere de girecek ve bu bölgeyi bu kadar acılarla dolduran ABD’yi de Rusya’yı da Çin’i de diğer kara paracı ülkeleri de bölgeden uzaklaştıracak. Onursuz harp kaçkınlarına da şöyle diyecek: “Meşru müdahale hakkımızı kullanarak memleketinize müdahale ettik, ayar çektik. Şimdi gidin, birlik içinde, iyi niyetlerle, dayanışma halinde olun ve sorunlarınızı da çözün. Kendi sorunlarınızı başkalarının üzerine yıkmayın. Bir daha devletiniz, vatanınız tehlikeye düşerse onursuzca kaçmayın, kalın ve savaşın. Biz şimdi en çok da sizler yüzünden batmak üzere olan ülkemize de ayar çekeceğiz.” Bu sürece mani olmak isteyecek ülkelere de bu onursuz, utanmaz harp kaçkınlarını milyon milyon gönderebiliriz. Batıya doğru bütün sınır kapılarını sonuna kadar açabiliriz. Bu hususta yazılı ya da sözlü surette herhangi bir aksi çıkış yapacak bütün büyükelçileri de 48 saat içinde ülkelerine göndereceğiz. Bunlardan talimat ve para alarak haber yapan meşhur sözde Türk haber kanallarını, sunucularına kadar, sözde tartışma programlarına çıkarttıkları alçak hainlere kadar tutuklayıp asacağız. Dikkat edin, öfkeyle yazmıyorum, gerçek manasında yazıyorum, asacağız… Hem de meydan yerde asacağız.

Türkiye, görenlerin, duyanların bir anda “Ne oluyor, nasıl oluyor” dediği kararlar alacak, müdahaleler yapacak ve kısa sürede ayağa kalkacak. Türkiye İstanbul’dan ayağa kalkacak. Ortadoğu da İstanbul üzerinden ayağa kalkacak, doğrulacak, selamete çıkacak. Sonraki süreçte bütün dünya İstanbul sayesinde selamete, huzura, mutluluğa, adalete, emniyete çıkacak.

Türkiye’nin bunu yapabilmesi için, İstanbul’dan bir ayağa kalkma hamlesi yapabilmesi için, dünya siyasetinin, dengelerinin buna ayarlanması gerekiyordu. Ankebut Operasyonu yıllardır bunu sağladı. Dünya zaten İstanbul merkezli olarak dönüyor. Dünya buna zaten hazır. Dünya devleri denilen ülkeler ve liderleri, ittifak ederek bile İstanbul’un karşısına dikilemiyor. Uzun uzun anlatılması gereken kısımlar var ama şu temel kısmı anlatıldıktan sonra, detayları herkes anlayabilecektir. Sözü uzatmanın gereği yok.

Ankara hükumeti ve onunla bağlantılı bütün taraflar kararlarını derhal versinler, nasıl duracaklarına kesin şekilde karar versinler, 32. gün bu defa tehir olmayacak.

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

Sahi, neler dönüyor?

İçinde kadın bir uzaylının bulunduğu Elon Musk suretindeki biyonik robot, iddialara göre Twitter’ı satın almış. Çok büyük de para vermiş. O para gerçekten verilmiş mi yoksa kripto Yahudi, satanist, insanlık düşmanı ve çok büyük hain olduğunu gözler önüne serdiğim ve bir an önce yargılanmasını talep ettiğim Aydın Doğan’ın, çok köşeye sıkışınca onca gazete ve tv kanalını sözde satması gibi mi olmuş bu iş, çok tartışılır. Görünene bakarsanız o da satmıştı ama aslında sadece resmiyette başka bir emanetçiye devir teslim olmuş, kendisi işlerin başında kalmış ve gerçekte bir para/ödeme hareketi bile olmamıştı. 

Gerçek sahibinin hala değişmediğini düşündüğüm Twitter’da evlere şenlik bir anket başlattım. 

Yaklaşık bir saat oldu ve anket paylaşımını üç beş kullanıcı gördü. Şaşırmayın, bu da çok iyi… Hiç kimse görmeyebilirdi. Beterin beteri de var. 

Dünya genelinde en çok kullanılan ve itibar edilen sosyal mecralar listesinde ilk 20’ye bile giremeyen ve batıp tükenmek üzere olan, eskisi kadar da istihbarat faydası sağlamayan Twitter’ı, hala aynı art niyetlerle ve sansürlerle devam ettirirlerse, sizce ayakta tutabilirler mi? 

Şöyle de sorulabilir, aslında Twitter’ı gerçekten kurtarmaya mı çalışıyorlar? Çin’in, Rusya’nın, ABD’nin, İran’ın idaresini elinde tutan yeşil uzaylılarla bağlantılı olan o kadın uzaylı, Elon Musk suretinde yapılmış robotun içinde aslında tam olarak ne yapmaya çalışıyor? Twitter’ın bir an önce ve tamamen çökmesi için oyunlar mı kuruyor, yoksa kurtarmaya mı çalışıyor? Çin merkezli o sözde sosyal ağların daha fazla kullanılmasını, batı toplumlarında da çok yayılmasını mı istiyor? Çin merkezli yeni bir Ankebut Ağı projesine mi hizmet ediyor? ABD’ye ve batı dünyasına ihanet mi ediyor?

Bu, Amerika Birleşik Devletlerinin bir milli güvenlik sorunu. Hem de dev gibi ve en acil milli güvenlik sorunlarından biri… Öncelikle onların meseleleri… 

Şu kısmı da var… Yıllardır anlatırım ABD’nin gerçekte nasıl batmış halde olduğunu, NASA’nın bile bitik halde olduğunu…  Elon Musk’ın Ankebut Ağı tarafından şişirilmiş bir balon olduğunu… Anlatıldığı gibi bir adam olmadığını… Projelerin ve şirketlerin anlatıldığı kadar büyük ve gelecek vaat eden şeyler olmadığını… Şu yıllarda bile Elon Musk karakterinin ve onun üzerinden çevrilen işlerin bütünüyle batak olduğunu… 

Cümle alem biliyor ki uzay işlerinde de araba işlerinde de aslında rezil bir haldeler. Projelerin tamamı sorunlu ve bunlar büyük büyük sorunlar… Tesla arabalaları bile çok sorunlu, zarar ziyan çok fazla ve çoktan sonuçları “yıkıcı” ve “bitirici” olan yargılamalar yapılmalıydı da Ankebut Ağı “şimdilik” buna  izin vermiyor. Yakında o gücü de kalmayacak ve yargılamalar yapılacak. 

Elon Musk piyonu üzerinden çevrilen bunca işin yanında yapılan kara para işlerliyle, CIA’nın havuz sistemi marifetiyle bu projeler, bu Elon Musk, bu şirketler “şimdilik” ayakta tutuluyor. Son yıllarda Elon Musk’ın balon misali şişirilmiş itibarına bir iğne batırdığımı ve hızla hava kaçırıp küçüldüğünü de herkes görüyor. Onun ve onun üzerinden çevrilen işlerin en az Boeing kadar batık halde olduğunu aklı başında herkes anladı. O halde gerçek sahibi CIA olan Twitter, Elon Musk’a, itibar, popülerlik, saygınlık, sevgi ve dolayısıyla para ve ayrıca siyasi nüfuz kazandırmak için mi devir edildi? Artık herkes biliyor, dünyanın önde gelen en zengin kişilerinden diğerlerinin de Ankebut Ağının piyonları olduğunu, çoğunun CIA üzerinden kullanılan saha elemanları olduğunu… Hepsi üzerinden aynı hedeflere ulaşılmaya çalışılıyor. Aslında batak olan bütünüyle Ankebut Ağı ve son kurtulma çırpınışlarını sergiliyor.

Öyle de olsa, böyle de olsa Elon Musk’ın içindeki kadın boşuna uğraşıyor. Olmayacak duaya amin diyor. Şunun şurasında sahaya inmeme ne kaldı? İçimde yılların birikmişliği var. O kadar doluyum. Dostum ve düşmanım olan herkes tahmin ediyor ki Ankebut Ağına daha öldürücü darbeleri sahaya indiğimde peş peşe vururken, öncelikle Facebook’u, Youtube’u, Twitter’ı ve gerçek sahibi CIA olan diğer sözde sosyal ağları en kısa sürede yıkıp geçeceğim. Bunların gerçek yüzlerini bütün dünya insanlığına göstereceğim. Lanetlerle anılacaklar. 

O parça parça olmuş CIA de artık bir duruş sergilemeli… Çin’in mi ABD’nin mi istihbarat teşkilatı olduğuna karar vermeli. Bir Çin piyonu olan Biden’a ve çetesine mi hizmet edeceğine, ABD’ye mi hizmet edeceğine karar vermeli. Hiçbir zaman gerçekleşmesine izin vermeyeceğim Çin merkezli yeni bir Ankebut Ağına hizmet etmenin akıl işi olmadığını kabullenmeliler. Doğru tarafta olmalılar. 

İyice birbirine katıldı, karıştırıldı şu dünyada her şey… Hakikaten sadece Türkiye’de değil, dünya genelinde at izi, it izine karışmış vaziyette. 

Artık bu kaos ortamını darmadağın edecek bir ani çıkış lazım…

(Anket şu adreste: https://twitter.com/mfahrisertkaya/status/1519759277501689857?s=21)

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

Biyolojik, kimyasal ve nükleer…

Türkiye ve ABD başta olmak üzere, dünyanın dört bir yanında teyakkuz halinde olunmalı.

Terör örgütlerine ve siyasi parti ya da STK görünüşlü terör ve ihanet örgütlerine karşı çok dikkatli ve tedbirli olunmalı. Son iki asırdır vahşice kan dökmekten, katliam yapmaktan ve kara para işleri çevirmekten başka bir şey bilmeyen Türkiye Ermenilerine karşı da dikkatli olunmalı. Onların kontrolündeki CHPKK’ye, HDPKK’ye, PKK’ye, Alpaslan Kuytul çetesine ve diğer sözde siyasi partilere ve sözde cemaatlere karşı da dikkatli olunmalı.

Biyolojik, kimyasal silahların hatta seyreltilmiş nükleer bombaların kullanılacağı terör saldırıları da düşük ihtimal olarak görülmemeli. Her ihtimale karşı hazırlıklı olunmalı, malum terör ve ihanet merkezlerine devlet gücüyle önden ağır darbeler hemen vurulmalı.

Dünya genelinde de teyakkuz halinde olunmalı. Her şey bir kıvılcıma bakıyor… Böyle giderse Türkiye’de de ABD’de de çok kan akacak gibi duruyor.

Söz konusu devlet ve millet… Türkiyeli bütün taraflar, terör merkezleri haline gelmiş CHPKK’nin, HDPKK’nin, Gelecek ve DEVA’nın karşısına dikilmelidir. Bu sözde siyasi partiler ezici bir müdahaleyle ve acilen kapatılmalıdır. İlgililere terör ve ihanet operasyonları yapılmalıdır.

Memlekette bu kadar ihanet, soygun, peşkeş varken sesini çıkartmayan ama baş teröristlerden biri olan Osman Kavala’ya ceza verildi diye ağzından tükürükler saçarak herkesi tehdit eden, “kavga”dan bahseden, terörist yüzünü gösteren, başta CHPKK’liler, sözde aydınlar, gazeteciler olmak üzere herkes ama herkes hakkında operasyonlar yapılmalı, soruşturmalar başlatılmalıdır. Bu terör ve ihanet odakları karşısında milletin ve devletin gücü gösterilmelidir.

Devlet/adalet mekanizması, terör ve ihanet örgütlerinden hızlı olmalıdır. İlk darbeleri onların vurmasını beklememelidir. Bunların yurt dışı bağlantıları da gözler öne çıkartılmalıdır. Osman Kavala’yı müdafaa eder tarzda konuşan, konuşacak bütün sözde büyük elçiler istemeyecek adam ilan edilmeli ve ülkelerine geri gönderilmelidir. Bu sözde elçilerin terör bağlantıları da ifşa edilmelidir. Türkiye’nin eski Türkiye olmadığı, Türkiye’nin, içindeki terör ve ihanet odaklarını bundan böyle ezip yok etme kararlığında olduğu bütün dünyaya gösterilmelidir.

Putin, Biden, Şi, Scholz, Macron’un başını çektiği milletler arası terör örgütünün planları bozulmalıdır.

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

..

İki kürek kemiği arasındaki bakır tel | Rüya tabiri

2 Mart 2022 tarihinde, yakın gelecekte yaşanacak çok mühim hadiseleri haber veren çok sarsıcı bir rüya görmüş ve uyanınca not etmiştim.

Yaşanacak tarihi hadiselerin akışı/gerçekleşmesi bozulmasın ve rüyada haber verilenler gerçekleşsin diye rüyamı anlatmamayı tercih etmiştim. En azından iki sene anlatmayacaktım. Lakin, şimdilerde sahaya bakıyorum da artık bu rüyanın haber verdiği çok mühim hadiselerin, gelişmelerin, kırılma noktalarının engellenmesine ihtimal kalmadı. Zaten baş kısmında haber verilen bazı hususlar da yaşandı, yaşanıyor.

Rüyamın başında üniversiteden mezun oldum. Diplomamı çok net gördüm ve matbu şekilde teslim aldım. Çok çileler çekmişim. Üniversite ortamı çok bozukmuş, ahlaksızlık, dinsizlik almış yürümüş. “Bu insan şeytanlarının arasında ben kendimi nasıl koruyacağım” diye hep tedirgin olmuşum. Bir yandan ahlakımı ve dinimi korumak için mücadele ederken, derslerime yeterince odaklanamamış ve gayret edememişim. Bir iki derste eksiğim varmış ama yine de mezun olabilmişim. Diplomamı da verdiler. Kimse bir şey demiyor ama ben içimden sıkıntı ediyorum ve kendi kendime “Eksik kalan dersleri de daha sonra kesinlikle veririm” diyorum.

Diplomalar verildikten sonra üniversitenin bütün öğrencileri (ki hiçbiri iyi kişiler değiller) hemen üniversite binasından ayrılıyorlar. Ben ise acele etmiyorum ve yavaş yavaş terk edeceğim orayı. Çıkıp giden üniversite öğrencilerinin yerlere atmış oldukları kağıtlar var. Onları görüyorum. Elimi uzatmadan, yere doğru eğilerek yerdeki kağıdın birine dikkatle bakıyorum. Onun bir karne olduğunu anlıyorum. Eskiden bizim ilkokulda, ortaokulda aldığımız, elle yazılan karneler vardı. Onun abartılı şekilde büyüğü. Bir anlıyorum ki bu çok eski bir karneymiş. Elime alıyorum. Rüya bu ya, meraklanıp iyice odaklanıyorum ve o anlarda karne gazeteye dönüşüyor. Çok eski bir gazeteye… Ya 1934 ya da 1933 yılına ait haberler var. Senesinden tam emin değilim ama 1934 olma ihtimali daha yüksek. O anda fark ediyorum ki gazetenin kağıdının tamamı nemlenmiş. Nerede ise ıslak denecek kadar nemlenmiş ama kağıt da üzerindeki baskılar da bozulmamış.

Gazetede 1934 yılının haberlerini görünce “Hala Sabetaycı gizli Yahudi Kamal Adıtürk’ün devri… Var birkaç sene daha…” diyorum. Resmi tarih anlatımına göre 1938 yılında milletçe ondan kurtulduğumuzu hatırlıyorum.

Üniversitenin o odasından çıkıp koridora geçmek istiyorum, o yolla üniversite binasından çıkacağım ama o odada bir de asa olduğunu görüyor ve asayı da alıyorum. Kapıya gelince bir bakıyorum ki kapının diğer tarafında Sabetaycı gizli Yahudi hainlerin atası ve İngiliz casusu Kamal Adıtürk var. Karşıma geçmiş, oradan çıkmamı istemiyor ama güç de yetiremiyor. Yolumu cesurca kesemiyor. Çekinceli bir şekilde kesmeye teşebbüs ediyor. Bedenen zaten kısa boylu, çelimsiz olduğu gibi ayrıca hasta, takatsiz görünüyor.

Bana bir bakıyor, ağırlık/yetki hala kendisinde olan biri gibi davranmak istiyor. “İyice bitmiş bu, uğraşmaya, karşılık vermeye bile değmez” diyorum içimden ve bana göre sağ yandan, ona göre sol yandan geçip çıkıyorum o odadan.

O üniversite, ikamet ettiğim mahallenin çok üst tarafında, rakımı daha yüksek olan bölgede ve E5 yoluna yakınmış. Ben üniversite binasından da ayrılıyorum. Mahallenin aşağısına, ikamet ettiğim eve doğru yürüyorum.

Gerçek hayatta tanıdığım, son on yıldır pek denk gelmediğim Emin isminde bir arkadaşım vardı. Sık sık denk gelebildiğimiz zamanlarda ona ve yanındaki diğer arkadaşlara nasihatlar ederdim, severdi, dinlerdi, ona iyi gelirdi. Aileden ve etraftan bir şey duymamış, öğrenmemiş, çok genç yaşta bir başına gurbete İstanbul’a gelmiş ve burada ikamet etmiş, yerleşmiş bir arkadaşımdı.

Rüyamda yoldan aşağı doğru yürürken, çok güzel ve açık bir havada, sol tarafta, bir kahvehanenin önünde o Emin’i yıllar sonra görüyorum. “Ne yapacak şimdi bunca yıl sonra, tepkisi nasıl olacak” diye düşünürken “Hocam!” diye sesleniyor. Ben de seviniyorum. Yanına doğru, yolun soluna doğru yanaşıyorum. İki elimi uzatarak musafaha (tokalaşma) ediyorum. Çok samimi şekilde musafaha ediyor, başını eğiyor, hürmet gösteriyor. Ben de aynı samimiyetle karşılık veriyorum ona ve yavaşça çekiyorum elimi.

Etrafında birkaç arkadaşı var. Onlar iyi kişiler değiller ve üniversiteden mezun olmadan daha önce atılmış kişiler olduklarını biliyorum. Emin’le samimiyetimizi görünce içten içten rahatsız olduklarını hemen seziyorum.

Aralarından birine nezaketen/siyaseten tek elimi uzatıyorum, tokalaşıyorum ve “Nasılsın” diyorum. “İyi” diyor. Onun yanındakine bakıyorum, tanıdık gibi geliyor ama çıkartamıyorum. Onun bir yanındaki ise duramıyor “Çocuk gibi ya” diyor. Bizim samimiyetimiz, temiz niyetimiz, kardeşliğimiz, hürmetimiz, değer verişimiz, sıcaklığımız ona çok ters geliyor. O kadar taş kalpli olmuş, kabalaşmış, hissizleşmiş bir insan şeytanı… Onu da idare ediyorum, karşılık vermiyorum ve aşağı doğru yürümeye devam ediyorum.

Yürürken biliyorum ki iki kürek kemiğimin arasından yukarı doğru çıkmış ve boynumun sağ yanına doğru yükselmiş bir bakır tel varmış. Birkaç milimetre çapında kalın ve sağlam bir bakır telmiş. Boynumun sağ arka yanında da onun ucunun takılacağı yer varmış. Bakır telin, yakamdan yukarıya doğru yükselen ve havada kalan ucunu tutuyor ve boynumun sağ yanındaki yerine sağ elimle takıyorum. Bir çıtçıt gibi yerine oturuyor. Bir yandan yolda yürümeye devam ederken, bir yandan da bunu yapıyorum ve kendi kendime “Bu yapılmalıydı, şimdi oldu. Biraz geriyor vücudumu ama bu olmalıydı.” diyorum.

Yürümeye devam ediyorum. Uzun zamandır gidemediğim kendi evime doğru gidiyorum ama bir yandan da biliyorum ki ailece oturduğumuz ev de oraya yakın ve oraya da gidebilirim. Rüyamda merhume annem de sağ imiş diye biliyorum. Karar veriyorum ve “Ben tek oturacağım, aile evine gitmeyeceğim, oturduğum yerde devam edeceğim.” diyorum.

Öyle yürüyorken bir anda sahne değişiyor ve sanki zamanda geri gidiyorum. Geniş bir araziye eski bir ahşap masa konulmuş. Üzerine de eski tarz bir masa örtüsü örtülmüş. Basit, değersiz, göze de hoş gelmeyen bir örtü bu… Üzerinde bir mikrofon var. Masanın yanındaki basit ahşap sandalyede ise kırklı yaşlarda ve açık gri takım elbiseli bir adam oturuyor. Takım elbisesi dar, değişik bir model… Ben rüyanın bu kısımlarını gri bir video efekti uygulanmış gibi görüyorum. Renkler yeterince canlı değil. Toprak ve hava bile tabii hallerinden soluk ve gri görünüyor.

Bir anda şaşırıyorum. “Hangi senedeyiz acaba” diyorum içimden. Adamın takım elbisesinin modeline, masa örtüsüne, mikrofonun teknolojisine bakıp 1980’lerin başında olduğumuzu düşünüyorum ama adamın anlattıklarına bakınca 1990’ların ilk yarısında olduğumuzu anlıyorum. Adam öyle güzel ve akıcı bir şekilde Türkçe konuşuyor ki tesirinde kalıyorum ve içimden “Şimdilerde çok iyi şekilde seslendirme eğitimi alanlar kadar profesyonel bir tarzı var. Bu adam TRT’nin haber sunucusu olmalı” diyorum.

Adamın elinde bir A4 kağıdı var ve ondan okuyor. Okuduklarına dikkat kesiliyorum. Sabetaycı gizli Yahudi boşbakan ve mafya anası Tansu Çiller’in pisliğini meydana seren cümleler bunlar. “Bu adamın seslendirdiği bu sarsıcı bilgiler kayıt edilip bana verilse, memleket için çok çok sarsıcı ve faydalı olur.” diye düşünüyorum. Rüya burada bitiyor.

Bu rüyadan iki gün önce ise rüyamda, liseden mezun olmak üzere olduğumu, mezuniyetime sadece bir gün kaldığını görmüştüm.

2 Mart 2022 gecesi başka bir rüya daha gördüm.

Memleketim Afyon’a gitmişim. Orada bir karı-koca varmış. Onlara misafir olmuşum. Kadın mesture (tesettürlü) değil ama öyle çok dağıtmış kadınlardan da değil. Ben o aileye misafirliğe giderken yanımda bir hediye götürdüm. Elektronik/dijital zikirmatik denilen ve parmağa takılan küçücük bir cihaz…

Bunu kadına hediye olarak veriyorum. Kadının bu bozuk zamana ayak uyduramadığını, insanlıktan çıkmaya razı olmadığını ama İslam’a da tam teslim olmadığını, bu nedenle iyice arada kalıp ruhi daralmalar yaşadığını anlıyorum. Kadının kim olduğunu, akrabam olup olmadığını, oraya neden misafirliğe gittiğimi de bilmiyorum.

LCD olmayan, tüplü, eski model bir televizyonu var. Televizyonun çerçevesinin/kasasının ön, alt, orta kısmında kumanda tutulacak bir algılayıcı gözü var. Meğer bu kadının kumandası yokmuş, televizyon izlerken çok sıkıntı çekiyormuş. Ben zikirmatiği ona hediye edince, rüya bu ya, zikirmatiği kumanda niyetine kullanıyor ve o algılayıcı göze tutarak televizyonu rahat rahat kontrol ediyor. Kadın bunu yapınca o kadar seviniyor ve şaşırıyor ki ben de onun o seviyede sevinmesine şaşırıyorum.

Sonra televizyonun arkasındaki duvar bir anda ortadan kayboluyor ve arkasındaki yer görünüyor. Televizyon da ortada görünmüyor. Karşımda Yağmur ormanlarına benzeyen bir yer var. Her yerin yeşil oluşu dikkatimi çekiyor. Ağaçların yaprakları çok sık, çok parlak/canlı yeşil renkte ve aşağıya doğru eğikler… Yerden yukarı doğru da yeşil yapraklı bitkiler yükselmiş ve bu bitkilerin, ayrıca yapraklarının araları da çok sık. İnsan, o tarafa bakınca yeri/toprağı bile göremiyor.

Yerdeki yeşil bitkilerin arkasında bir hareketlilik olduğunu görüyorum. Bir mücadele olduğunu anlıyorum ama kim ya da kimler var, neler dönüyor, bilemiyorum. Ben, baktıkça sallanan yeşil yapraklardan başka bir şey göremiyorum.

Kim olduğunu bilemediğim ve göremediğim, zikirmatik hediye ettiğim kadın olduğunu tahmin ettiğim birinin, sol arka çaprazımda durarak, hareket halindeki o yeşilliklere doğru kısa, küçük bir ok attığını görüyorum.

Hemen birkaç saniye sonrasında bir gorilin o yeşilliklerin arkasından çıkıp benim bulunduğum yöne doğru zorlukla yürüdüğünü görüyorum. O an anlıyorum ki yeşillerin arkasındaki hareketin sebebi iki gorilmiş. Anlaşamıyor ve boğuşuyorlarmış. Atılan ok birine isabet etmiş ve hemen ölümcül darbe vurmuş. Can havliyle kendini benim olduğum tarafa atmış. Gorile bakıyorum ki kalbine yakın yerden girmiş o ok… Hali hiç iyi görünmüyor. Zaten hemen takatsiz kalıp sırt üstü düşüyor.

Bu defa sağ ön çaprazımdan bir adamın hemen hamle yaptığını, gorilin yanına geldiğini görüyorum. Sırt üstü düşmüş olan ve can çekişen gorili, sağ kolundan tutuyor ve sürükleyerek çekiyor. Goril hala sağ ama ben “Bu ölür, yaşamaz bu… Yarası ağır ve ok da öldürücü yerden isabet etmiş” diyorum içimden.

Ömrümde ilk defa böyle yakından goril gördüm diye şaşırıyorum. Adam iyice çekip götürmeden bari bir de temas edeyim diyorum. Gorilin sol eline elimi değdiriyorum. Bana çok değişik geliyor. “Aslında teni, dokusu çok yumuşak, o kadar kaba bir hayvan değilmiş” diye düşünüyorum. Rüya burada bitiyor.

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

Türk vatandaşlığı para ile satılamaz


Şehit kanları ile alınmış vatan, para ile satılamaz. Topraklarımız ve devletimiz peşkeş çekilemez. Nüfus dengesi değiştirilemez. AKPKK organize suç, terör ve ihanet örgütünün vatanı peşkeş çeken kararlarına, uygulamalarına Türk milletinin ve hukuk sisteminin rızası yok.

Türkiye’den gayr-i menkul almak suretiyle aynı zamanda vatandaşlık alan, almayı düşünen kişiler, Türkiye’de sosyal medyadaki tavırlara, öfkeye, isyana bakarak bile, ne kadar hatalı bir iş yaptıklarını ya da yapacaklarını birkaç on dakika içinde kesinlik seviyesinde anlayabilirler.

Türkiye’nin vatandaşlığının para karşılığında satılmasına da Türkiye’de gayr-i menkullerin yoğun oranda yabancılara satılmasına da bu milletin rızası yok. Hiçbir zaman da olmayacak. Bu milleti ve devleti kasten çökertmeye dönük olan onlarca vahim AKPKK uygulamasından biri de budur ve buna ilk fırsatta karşılık verilecek. Bu millet Filistinliler gibi olmak istemiyor, olmayacak. Burası Türk yurdudur ve öyle de kalacak. Bu ülkede büyük oranda nüfus ve tapu değişmesine asla izin verilmeyecek. İktiza ederse bu hususta harbe bile girilecek, devletleri bile karşımıza alacağız. Bu nedenle, hiç kimse kendi devletine de güvenerek AKPKK organize suç, terör ve ihanet örgütüne para kaptırmasın. O verilen paralar devletimizin hazinesine değil, AKPKK militanlarının ceplerine ve çalıştıkları Mason teşkilatının kasalarına giriyor.

Bilinmeli ki biz AKPKK’nin hemen sonrasında, Suriyelilere verilen vatandaşlıkları da gayr-i menkul satın alınmak suretiyle başka yabancılara verilen vatandaşlıkları da tek hamlede iptal edeceğiz. Satın aldıkları gayr-i menkullere de devlet olarak el koyacağız. Yapılan işlemin baştan hukuksuz olduğunu, milli güvenliğin söz konusu olduğunu, halkın tamamının buna karşı olduğunu, uygulamanın demokrasiye de hukuka da uygun olmadığını ifade edeceğiz. Vatandaşlık alanların bunu bile bile yaptıklarını, bu riski göze aldıklarını ifade edeceğiz. Yine de yaptıkları ödemeleri geri almalarının hukukun gereği olduğunu açıklayacak ve paralarını AKPKK organize suç örgütünden geri almalarını söyleyeceğiz. Ya da şöyle de yapabiliriz. AKPKK sonrası Türkiye’sinde bu geri ödemeleri sıraya yazarız. AKPKK’nin sebep olduğu onca zarar ziyan telafi edilebilirse, sıra da bu hususa gelirse, bu kişilerin paralarını da elbette iade ederiz. Sıra gelmezse, bu milletin türlü maddi ve manevi zararları telafi edilemediği gibi, parayla vatandaşlık alacak kadar alçalmış o kişilerin de zararları telafi edilememiş olur.

Ben Arap şeyhi, Yahudi, Mason, Satanist, ABD’li, İngiliz, Çinli, Fransız, Alman diye ayırt etmem. Hukukun gereği ne ise onu yaparım. Kanal İstanbul meselesi de dahil olmak üzere her meselede her zaman açıkça olacakları ifade ettim, ikaz ettim. Bu ülkeden peşkeş çekilmiş bir karış toprağı bir yabancıya bırakırsam adım da mfs olmayacak, isteyen istediği şekilde ad takabilecek. Bu meselede bu kadar hassas ve bu kadar kararlıyım. Buna mani olmak için karşıma çıkan şahısları/patronları, holdingleri değil devletleri bile yıkacağım.

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi